Aristoteles’ten Schwab’a Müzakere: Liberal Demokratik Eğitim Bir İdeal mi? - Yazar: Burak Şahin

Null’a göre, liberal eğitimin başarılabilmesinin tek yolu liberal müfredatın oluşturulmasıdır. “Belirli tavırların ve inançların, bireylere, onların entelektüel otonomilerini ortadan kaldıracak ve akli melekelerini kullanmalarını engelleyecek şekilde aşılanması” olarak tanımlanabilecek Endoktrinasyon öğretisinin tersi olarak liberal eğitim; zihinleri özgürleştirerek bireylerin daha iyi bir eğitim almalarını ve rasyonel yargılarda bulunmalarını amaçlayan bir program ve öğretim yaklaşımını ifade eder. Antik Yunan filozoflarından günümüze kadar çeşitli tartışmalarla varlığını sürdüren liberal eğitimin merkezinde “Müzakere” kavramı yer almaktadır.

Müzakere ile ilgili ilk çalışmalar Aristoteles’in Ethica’sında karşımıza çıkmaktadır. Aristo’da olası tüm seçenekleri düşündükten sonra akıllıca karar alma yeteneği olarak ifade edilen müzakere, yalnızca bunu yapmak için doğuştan gelen yeteneğe sahip olan öğrencilere aittir. Dönemin elitist yaklaşımı, Platon’un devletinde de açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Önemli konularda tartışmalar içerisine girip kararlar alma süreci olarak müzakere, uzun bir süre, seçkinci bir bakışla, üstün yetenekler atfedilen insanların yetkisinde varlığını sürdürmüştür. Demokrasilerin yükselmeye başlamasıyla birlikte müzakerenin kapsayıcılığı zaman içerisinde artmış, demokrasi ve eğitim arasındaki ilişki en az bir asırdır akademisyenler tarafından ele alınan bir konu olmuştur. Ancak eğitimi geniş ve soyut anlamıyla ele alan araştırmaların, demokrasi ve eğitim bağlamında programa çok az yer verdikleri görülmektedir. Bu noktada, 1960’larda Joseph Schwab demokrasi ve programı bir araya getirmek için evrensel liberal müfredata doğru kışkırtıcı bir adım atmıştır.

The Practical’da program alanını Platon, Aristoteles ve Augustine'e kadar uzanan felsefi bir gelenekle ilişkilendiren Schwab, program üzerine yirminci yüzyılda yazılan neredeyse tüm yazılara karşı çıkarak programın teorik bir bilim değil ahlaki bir uygulama olduğunu savunmuştur. Schwab, bu iddialı meydan okumasını desteklemek için “Teorik sorgulama” ve “Pratik sorgulama” adını verdiği kavramlar arasında sonuç, konu ve yöntem bağlamında bir ayrıma gitmiştir. Sonuç bağlamında incelendiğinde, teorik sorgulamanın amacı anlamaktır. Ancak pratik sorgulama, anlamayı da içerecek şekilde belirli bir sosyal ve siyasi bağlamda ne yapılması gerektiğine dair bir karar vermektir. Bu açıdan bakıldığında anlamak her zaman karar verme amacına yönelik bir araçtır. Bir diğer ayrım noktasından bakıldığında, teorik sorgulamada konu, çalışmayı yürüten araştırmacılar için ilginç olan bir puzzle ya da bir sorudur. Pratik sorgulamada ise konu ve sorunun içerik ve derinliği değişmektedir. Teorik sorgulamada yöntem olarak tümdengelim ve tümevarım olmak üzere mantık kullanılırken pratik sorgulamada, sorgulama yöntemi saf mantık değil, daha ziyade müzakeredir. Karar vericiler sorunları araştırır, bulduklarının doğasını tartışır, veri toplar, alternatifleri değerlendirir ve eylem için bir karara varırlar. Teorik ve pratik sorgulamanın yöntemdeki farklılaşması üzerinde Schwab’ın yaptığı bu son ayrım, eylem için karar verme vurgusu göz önüne alınarak incelendiğinde müzakereci bir bakış açısını ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda, eğer özgürleştirici bir program yapılmak isteniyorsa, müzakereciler pratik eylemi her zaman etkileyen çeşitli faktörleri her zaman dikkate almalıdırlar. Schwab, program reformuna yönelik herhangi bir girişimin başarılı olabilmesi için, bu faktörler içerisinde ön plana çıkan en önemli 5 tanesinin gerekli olduğunu savunmaktadır. Schwab’ın “Ortak noktalar” olarak adlandırdığı bu faktörler; öğretmenler, öğrenenler, konu, bağlam ve program yapımıdır.

Schwab 5 en önemli faktörü Türkçe’ye “ortak noktalar, genel kabul görmüş durumlar” olarak çevrilebilecek “Commonplace” kavramının altında toplamıştır. “Fikrin daha derinlemesine araştırıldığında doğru olup olmadığına bakılmaksızın herkesin "doğru" ya da "gerçek" olarak kabul ettiği bir şey” olarak düşünüldüğünde “Commonplace” kelimesinin seçilmesi bilinçli bir tercih olarak Schwab’ın genel kabullere karşı çıkışını ortaya koymaktadır. Bir diğer açıdan bakıldığında ise Schwab, program hazırlayanlara tek tik program üretecek en iyi yöntemi keşfetmeye çalışmak yerine, her türlü program hazırlama girişiminde bulunan 5 ortak nokta sunmuştur. Bu 5 noktanın her birini ortak nokta yapan şey yaygın olarak kabul görmeleridir. Beş unsurun da program hazırlayanlar için sunabileceği bir şeyler vardır ve bu faktörlerden herhangi birinin dikkate alınmamasının eksik ve yetersiz bir müfredata yol açacağını ileri sürmektedir. Tam bu noktada program hazırlayıcılar için ortaya çıkan güçlük, bu ortak noktaları dengelerken aynı zamanda bunlardan herhangi birinin iyi bir müfredat oluşturmak için tek başına yeterli olduğunu düşünme tuzağından kaçınmaktır. 5 ortak noktadan sadece birine veya birkaçına yoğunlaşmak ve ön plana çıkarmak diğerlerini geri planda tutacağı için kaçınılması gereken bir durumdur. Schwab’a göre, çeşitli dönemlerde öğrenenleri, öğretmenleri veya konuyu ön plana çıkaran yaklaşımlar olsa da bir program hazırlanırken tüm “ortak noktalar” birbirini gölgelemeyecek, programda gerekli önem verilecek şekilde vurgulanmalıdır.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Metin Kartal


Platon aklın ilkelerinden bahsederken hem felsefik hem de teorik düşünmeye ihtiyaç olduğunu ifade etmektedir. İlke kavramı Antik Yunan’da arkhe kelimesine dayandırılmaktadır. Arkhe, kelime anlamı itibariyle başlangıç veya hareket noktası ve nihai ana madde olarak farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Bu temelde, aklımızın başlangıç noktası ve ana maddesi olarak hem felsefe hem de teorik düşünmeye bir atıf bulunmaktadır. İnsan için ise en temel şeyin akıl olduğu kabul edildiğini görülmektedir. Antik Yunan’da hem epistemolojik hem de ontolojik olarak bilginin kaynağının sorgulanması neticesinde ulaşılan iki farklı bilgi türü bulunmaktadır. Bunlardan ilki bilgi için bilgi, diğer ise pratik (uygulama) için bilgi şeklindedir. Bu farklı bilgi türleri etrafında süregelen ve eğitim programları içinde de sürekli tartışma konusu olan bir olgudur. Eğitim programları açısından belki de en kapsamlı ve çetrefilli soru bu bilgi türlerinin gerçek ontolojisinde yatmaktadır. Yani hangi bilgi öğretilmeli? Bu sorunun 19. yy. sonlarında Herbert Spencer tarafından şu şekliyle ifade edilmektedir: Hangi bilgi en değerli bilgidir? İki haftadır, liberalizm ve liberal eğitim kavramları ve liberal eğitim programları etrafında sürdürmekte olduğumuz tartışmalarda bir bakıma dönüp dolaşıp bu noktaya geldiğini deneyimlemiş bulunmaktayım. Liberal eğitim felsefesiyle hareketten eden üniversitelerin de aslında genel mottosu “bilginin peşinde (pursuit of knowledge)” ifadesidir. Bunun yanı sıra “özgürleştiren sanatlar olarak kabul edilen liberal arts education” ise yine liberal eğitim içerinde önemli bir yere sahiptir. Ancak liberal eğitim programlarında sormamız gereken soru, Herbert Spencer’ın sorusuna benzerlik göstermektedir. Şöyle ki liberal eğitim için değerli olan bilgi nedir? Yani bilgi için bilgi  midir, yoksa pratik için bilgi midir? Bu bağlamda, liberal eğitimin alanyazında farklı şekillerde yorumlanması neticesinde şunlar ortaya çıktığı görülmektedir: Birincisinde liberal eğitim bilgi için bilgi olarak yorumlanmakta; ikincisinde liberal eğitim yalnızca tek bir disiplin ya da anlama şekline karşı duruşuyla yorumlanmakta; son olarak ise, dogmatik öğretim yöntemleriyle empoze altına alınan zihnin sınırlılıkları ya da kısıtlılığıyla ilgilenmesi olarak yorumlanmaktadır. Bir taraftan, bu üç farklı yorum aynı kaynaktan beslenmesine rağmen hiçbir şekilde hem ontolojik hem de epistemolojik çakışmadığı ya da örtüşmediği görülmektedir; diğer taraftan, bu üç farklı yorum alanyazında da farklı çatışma alanları oluşturmaktadır.

Liberal eğitimin birinci yorumu olan bilgi için bilgi ve buna getirilen temel itiraz ise bilginin işlevselliği ve herhangi bir meslekle olan alakasıdır. Bu durum şu örnekle açıklanmaktadır: Geometri, Euclid tarafından ilk bulunduğunda kullanım alanının tarım arazilerinin sulama potansiyelini artırmaya dönük olduğu görülmektedir. Ancak böylesi bir pratik için bilgi yorumuyla bilginin kısıtlanmadan bu disiplinin okunması gerektiği vurgulanmaktadır. Platon’un bakış açısıyla, bir disiplinin ilkelerinin anlaşılması zihnin gelişimi için gerekliydi ve doğal olarak bu disiplinde eğitim için önemli bir unsurdu. Yani bu klasik liberal eğitim anlayışının altında yatan şey insanın bir öze (ousia) sahip olduğu, bununda idea şeklinde insanın aklında sürekli aynı ve değişmeyen bir ontik zeminde olduğu görüşüdür. İnsan aklının en üst faaliyetinin ise teorinin peşinde olması olarak ifade edilmektedir. Yani bu klasik liberal eğitim anlayışında, insan tüm yönlerden bir bütün olarak gelişmesi beklenmektedir. Bu yorum içinde en önemli olarak kabul edilen şey ise bilginin herhangi bir pratik ya da mesleki bir beklentiden ziyade, sırf bilgi için bilgi yaklaşımında hareket edilmektedir. Sonuç olarak, kuramsal bilgi yüceltilirken, pratik bilgi aynı ölçüde indirilmektedir. Eğitim’deki yansıması ise biraz farklıdır. Örneğin mühendislik, tıp ya da eğitim fakültelerindeki yaklaşımla fen ve edebiyat fakültelerindeki yaklaşım çıkarılan bu sonuç açısından farklıdır. İlki daha pratiğe dönükken, ikincisi daha kuramsaldır. Ancak alanyazında ortaya çıkan bu iki farklı durumdan herhangi birisinin sonuçları bakımdan seçilmesinin zor olduğunu açıkça ifade etmektedir. Pratik için bilgi yaklaşımında özellikle şu nokta dikkat çekti: Böylesi bir liberal eğitim ortamında öğrencilerin samimiyetsiz olacakları (double-minded)’dır. Şöyle ki öğrencilerin elde edecekleri pratik için bilginin ötesinde durumun iyiden iye narsisime dönüşebileceğidir. Yani daha fazla sonuç (further ends) elde etme isteğiyle öğrencinin eğitim durumları yarışmacı, ödül-ceza çıkmazında saplanıp kalmış ve yalnızca sınavlardan başarılı olma gibi bir durma dönüşebileceğidir. Yani burada öğrenilecek bilgi ya öğretmenin gözüne girmek ya da rakip olarak gördüğü kişileri elemek üzere olacaktır. Yazar tamda bu noktada alanyazında teorik ve pratik üzerine yapılan tartışmasının sığlığından bahsederek bu ikisi arasında bir tercih yapmaktan ziyade dengeli bir tutum izlemenin yerinden olacağı kabul edilmektedir. Yazarın diğer vurguladığı en önemli nokta ise hangi konu olursa olsun bir bilgi için birey içsel bir motivasyonla güdülendiği zaman hem bilgi için bilgi, hem de pratik için bilgi’nin peşinde isteyerek, zevkle ve merakla gidecektir.  Geldiğim sonuca baktığımda aslında tartışma makalenin başında verilen örneğe tekrar geri döndüğü görmekteyim. Oxford’da yeni başlamış bursiyere, neden Oxford’a geldiği sorulduğunda verdiği cevap beni en başa döndürmüştür. Bursiyer, Oxford’da liberal eğitim almak istediğini ve bunun da keşfetmek/bulmak istediği şeyin ta kendisi olduğunu ifade etmiştir. Yani kişinin aradığı, istediği ve arzuladığı şeyin temelinde yine kişinin umduğu şeylerin olduğu görülmektedir.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Alev Elmalı


Liberal eğitimde dilemmalar ve karmaşalar konusunu Peters'dan okuyunca açıkçası biraz akıl karıştırıcı bulmuştum. Sınıftaki herkesin liberal eğitim kavramını farklı anlaması belki de liberal eğitimin dilemmalarını da hepimizin farklı anlamasına yol açmıştı. Sınıfta öncelikle liberal eğitim kavramını tekrar özetlememizin son derece faydalı olduğunu düşünüyorum.

Liberal eğitimin üzerine düşündüğümüzde temellerinin Plato’ya kadar dayanması, insanın en değerli varlığının aklı olduğunu ve akıl ilkelerinin bilinmesi gerektiği unutulmamalıdır. ‘Principles of mind’ çözümlenmeli ve bu çözümlenme yapılırken felsefi düşünmeye ihtiyaç vardır. Bu aklın besini (food for thought) teorik bilgi, felsefi bilgi, ve tarih, fen bilimleri gibi alanlarda kendini bulmuş bilgidir. Ancak bu bilimleri öğrenerek aklı en üst düzeye çıkarabiliriz. Aklı geliştirirken ilgi ve merak aklın besinini geliştirirken konu alanlarına teşvik edecektir. Akıl, bilgi birikimi ve merak bir araya geldiğinde insan aklı en üst düzeye ulaşır. Liberal eğitimin dayandığı ilkelere göre bilgi araç değil amaçtır. Ancak bu anlayış ‘Hangi bilgi en değerlidir?’ sorusunu ortaya çıkarıyor. Köklerini Antik Yunan’dan alan insan aklını geliştiren bilgi en değerlidir anlayışı sorunun cevabı olarak ortaya çıkarıyor. Bu arayış da eğitim programı alanında akademik disiplinler yaklaşımı olarak kendini buluyor. Fen bilimleri alanındaki profesörlerin fen bilgisi derslerinin içeriğini belirlemesi gibi.

Liberal eğitimin en değerli bilgi arayışı, değersiz bilginin ne olduğu sorunsalını da ortaya çıkarmıştır. Bu eğitim anlayışı tıp, mühendislik gibi alanlardaki uygulamadaki bilgiyi değersiz bulur. Liberalizm için üç tür bilgi vardır: bilgi için bilgi (tarih, fen bilimleri gibi), uygulama için bilgi (tıp, mühendislik vb.), metafizik bilgi (politika, ahlak ve güzel sanatlar gibi). Okullara geldiğimizde ise bu anlayış mesleki bilginin değersiz bilgi olarak görülmesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda aslında günümüzdeki meslek liselerine bakışa da yansımış olabilir. Öğretmen rolüne bu anlayışın yansımasını düşündüğümüzde bu yaklaşım öğretmene nedensiz bir otorite sağlar. Konuya, alanlara bu kadar anlam yüklenilmesi sorgulayıcı beyni değil, daha dayatmacı bir yaklaşımı ortaya çıkarır. Öğretmen liberal eğitimi sınıfta uygularken bilgi taşıyıcısı olduğundan aslında amaç kişiyi özgürleştirmekken sorgulama sönüyor ve liberal eğitimin bir dilemması ortaya çıkıyor.

Amerika ve Türkiye’deki eğitimin genel amaçları karşılaştırıldığında iki ülkenin de amaçlarında bulunan ‘whole body’nin gerçekleştirilmesi anlayışı tam olarak liberal eğitimin yansıması demek yanlış olmaz.

Başka bir dilemma olarak bilgi kendi kendine insanı özgürleştirmez mi? sorusu ortaya çıkar. Liberal eğitimin iddiası entellektüellerin seçtiği bilgilerin insanı özgürleştirmesi. Esasında bu yaklaşım liberal eğitimin kendi içinde bir çelişkisi olmadığını gösterir. Ancak bize göre son derece çelişkili bir yaklaşım olduğu söylenebilir.

Eğitim programları uzmanları olarak bu alanın tamamen uygulamaya dayalı olması nedeniyle entelektüel gelişimin yanı sıra uygulamaya fayda sağlayan bilgiyi öğrenmeliyiz. Tek başına entelektüel bilgiyi öğrenmeyi tercih etmek mümkün değildir, ya da tek başına pratik bilgiyi öğrenmek mümkün değildir. Bilgiyi fayda için öğrenmeye başlayıp, ilgi ve merak yoluyla bilginin felsefesini öğrenebiliriz.

Geçen hafta tartıştığımız Schwab ve liberal eğitim ilişkisinde Schwab’ın işimize yarayan bilgi uygulamadan gelir anlayışı liberal eğitimdeki boşluğu yakalayıp oradan bir kuram oluşturduğu söylenebilir.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Ayşemine Dinçer


Bu haftaki okumaları biraz anlamakta ve önceki hafta okuyup tartıştığımız liberal eğitim ile ilişkilendirmede biraz zorlanmıştım açıkçası. Dersten önce arkadaşlarla konuştuğumda benzer sıkıntıları onların da yaşadığını gördüm. Bu açıdan derste yapılan tartışmalar bu anlaşılmazlıkların çözülmesi açısından oldukça faydalı.

Biraz öz eleştiri yapmam gerekirse bu hafta moderatör de ben olduğum biraz stresliydim. Kafamda planladığım gibi yürütemedim dersi maalesef. Derse girişte ilk önce geçen haftanın bir tekrarını yapıp üzerinde durduğumuz noktalar hakkında kısaca konuşmayı, daha sonra bu haftanın konusuna geçip iki bölümü de nasıl bulduklarını, kafalarına nelerin takıldığını, özellikle altını çizip tartışılması gerektiğini düşündükleri yerler olup olmadığını vs. sormayı planlıyordum. Kendimle ilgili olarak da örneğin “food for thought”, “H. Spencer’in sorduğu hangi bilginin daha değerli olduğu”, “inert ideas”, “özellikle tıp gibi bir alanın uygulamalı bir alan olmasından dolayı değersiz görülmesi” gibi noktaların dikkatimi çektiğimi belirtecektim. Sınıfın genel olarak konuyu anlamamış olmaması ve benim ikinci saatte moderatörlük görevimi üstlenmem planımı bozdu biraz. İlk ders biraz daha girişken olsaydım kontrolü daha kolay sağlayabilirdim sanırım.

Derste tartışılanlar açısından düşündüğümde birkaç noktayı özellikle highlight etmek istiyorum. Örneğin dünyayı değiştirenlerin, bilim adamlarının, filozofların hepsinin liberal eğitimde yetişmiş olması bence çok değerli ve dikkate alınması gereken bir bilgi. Bu noktada da liberal eğitimde elitist bir anlayışın hâkim olması ve kişiye entelektüel eğitim verilmesi devreye giriyor. Günümüzde olduğu gibi kişinin ileride ne iş yapacağı, eğitimin buna göre düzenlenmesi bir kaygı kaynağı değil. Bu açıdan günümüzde pure liberal eğitimin devam ettiğini söyleyemeyiz. Çünkü iş dünyasının talepleri ve bilim, siyaset gibi alanlarda hızla yaşanan gelişmeler hedeflenen kazanımları, programların içeriklerini, bu bilgi, beceri, tutum vs. nasıl kazandırılacağını, nasıl değerlendirilmesi gerektiğini falan hep etkilemektedir.

Yolda olmak olarak da tanımlanan felsefenin sorgulayıcı yapısının yanı sıra aklın kapasitesini ortaya çıkarması, özellikle doğruyu ortaya çıkarmak yerine tam tersi yanlışlar üzerinden gitmesi yine dikkatimi çeken bir nokta oldu. Benzer şekilde zihni en üst düzeye çıkarmaya çalışan, felsefe, edebiyat, güzel sanatlar gibi derslere önem veren liberal eğitimde esasicilik ve daimiciliğin de etkili olmasının içinde barındırdığı ikilikliği yansıttığını düşünüyorum. Konu alanının bu kadar ön plana çıkarılması, öğretmene koşulsuz otorite sağlanması, ilerlemecilikte olduğu “Okul, yaşama hazırlıktan ziyade yaşamın kendisidir” anlayışı yerine “okulda öğrenilenler okul içindir, gümlük hayatta karşılığının olmasına gerek yoktur” gibi anlayışlar bence özgürleştirmeyi savunan liberal eğitim ile çelişmektedir.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Emine Kutlu


Liberal eğitim sistemini tartışmaya devam ettiğimiz bu haftada Peters’ın kitap bölümlerini[1] ele aldık ve liberal eğitime ilişkin sistemin kendi içinde var olan belirsizlikleri ve çelişkileri değerlendirdik. Bilgiye ve anlamaya (knowledge ve understanding) önem veren liberal eğitim sistemi bireyi çevreleyen sınırlılıkları ortadan kaldırıp onu özgürleştirmeyi hedefliyor. Bu bağlamda da öne çıkan üç özelliği var: “bilgi, bilgi için öğrenilmelidir” anlayışı, tek bir alana hakimiyetten ziyade disiplinler arası anlayışla bireyin çok yönlü (all-round) gelişimi ve dogmatik öğretim yöntemlerine karşı durarak bireyin otonom ve özgün (autonomous, authentic ve self-originated) olması. Günümüzde bunların her biri kendi içinde birtakım belirsizlikler ve çelişkiler barındırmaktadır. Eski Yunandaki liberal eğitim anlayışı içerisinde bu alanlar – belki – net bir şekilde açıklanabilirken günümüz eğitim sistemlerinde karşılık bulduğu anlamıyla liberal eğitimde bu alanlar tartışılmaktadır.

Öncelikli sorun bireyin ne amaçla bilginin peşinden koştuğuna ve hangi bilginin değerli olduğuna ilişkin ortaya çıkıyor. Liberal eğitim sisteminin temellerinin atıldığı eski Yunanda “okulda” eğitim alan bireyler seçkin, belli bir zümreye ait, muhtemelen yöneticilik gibi üst düzey görevlerde yer alacak, topluma liderlik edecek erkek bireylerdi ve bu bireylerin entelektüel gelişimleri için gerekli olan bilginin teorik/felsefi bilgi olduğu görüşü hâkimdi. Bu sebeple, birey ancak merak ve ilgi duyarsa bu bilgiye ulaşmak istiyordu ve insan aklını geliştiren bu kuramsal/felsefi bilgi değerli görülüyordu. Topluma liderlik edecek entelektüel bireyleri yetiştirmeyi hedefleyen liberal eğitimin “bilgi, bilgi için öğrenilmelidir” ve “kuramsal/felsefi bilgi uygulamaya yönelik bilgiden değerlidir” anlayışları o çağ için belki bir sorun teşkil etmiyordu ancak günümüzde bunların ne derece doğru olduğu sorgulanmaktadır. Bunun yanı sıra hangi bilginin bireyin entelektüel gelişimini sağlayacağı da tartışılmaktadır. Temel felsefesine baktığımızda liberal eğitim bireyin doğrunun peşinde koşmasını ve sorgulamasını sağlamakta, salt kuramsal/felsefi bilgiyi içermekte ve bu bağlamda bireyin entelektüel gelişimini hedeflemektedir, ancak günümüzün pragmatik dünyasında liberal eğitim verdiğini iddia eden okullarda ön plana çıkarılan bazı konu alanları yaşamda bir karşılık bulamadıklarından öğrenciler tarafından çoğunlukla “ilişkisiz, alakasız, havada ve hatta gereksiz” görülmekte ve dolayısıyla da eğitim hedeflerine ulaşılamamaktadır. Bu durum biraz da ikinci sorun alanına ilişkin. Liberal eğitim disiplinler arası bir yaklaşımla çok yönlü, entelektüel, sofistike bireyler yetiştirmeyi hedefliyor ancak hangi alanlar ön plana çıkmalı, bu alanları kim belirlemeli, bunların birbiriyle ilişkisi ne/nasıl olmalı, bu ilişkiyi kim kurmalı gibi sorular günümüzde yanıtsız kalmaktadır. Bu sorular da üçüncü sorun alanına işaret etmektedir. Autonomous, authentic ve self-originated bireyler yetiştirmeyi hedefleyen liberal eğitimde otoritenin – eğitim kurumlarının ve öğreticilerin – gerek konu alanlarının belirlenmesindeki etkisi gerekse bireyler üzerindeki etkisi (motivasyonları, birtakım inanç sistemlerinin farkında olmadan bile empoze edilebilecek olması gibi açılardan) günümüzde liberal eğitim sisteminin tartışılmasına yol açmaktadır.

Bu sorunlar çerçevesinde kendi görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Bugün bireyler yaşamlarının her anında bilgiyle donatılmış durumdalar ve bu bilgiye ulaşmak her geçen gün daha da kolaylaşıyor. Bireylerin ne amaçla okula gittiğinin ya da bilgiyi ne amaçla öğrendiğinin sınırlarını keskin çizgilerle çizmek günümüzde pek mümkün değil diye düşünüyorum. Tıpkı “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar?” hikayesinde olduğu gibi birey bilgiye merak ve ilgi duyduğu için mi ulaşmak istiyor yoksa bilginin peşinde kullanışlı (gündelik hayatta ve mesleki anlamda) olduğu için mi koşuyor, bireylerin öğrenme motivasyonları nedir, bunu bugünün öğrencileri nezdinde siyah-beyaz şeklinde belirlemek kolay değil. [Doç. Dr. Berna Aslan: Burada bireylerin mi yoksa sistemin mi liberal eğitim düşüncesinde etkili olduğunu iyi anlamak ve tartışmak gerekir.] Bazı konu alanlarında, durumlarda veya yaşantılarda biri diğerine kıyasla ön plana çıkabilir ancak ben her ikisinin de iç içe geçtiğini ve her bireyde her ikisinin de bulunduğunu düşünüyorum. Bu oldukça bireysel olan durumu şu yaş grubunda, şu bireylerde böyledir gibi genelleyerek bir sistem kurgulayabileceğimizi sanmıyorum. Hangi bilgi önemlidir sorusu çerçevesinde ele alacak olursam bir alanda uzmanlaşmaya yardımcı olacak uygulamaya yönelik bilgiler kadar bireyin çok yönlü gelişimini sağlayacak temel bilgileri (matematik, edebiyat gibi) ve metafizik bilgileri (politika, ahlâk gibi) de önemli buluyorum. Bu sebeple de “önemli bulduğu bilgi” bakımından eski Yunan felsefesine dayalı bir liberal eğitim anlayışının günümüz eğitim sistemlerinde tek başına varlık gösterebileceğini düşünmüyorum. Bunun yanı sıra liberal eğitimdeki otorite figürlerinin sistemi kurgulama ve yürütme açısından yetkinlikleri de kafamda soru işaretleri bırakıyor. Özellikle de öğretmenin farkında olmadan düşünsel anlamda birtakım kemikleşmelere (fixation) yol açabileceği ve dolayısıyla bireylerin “özgür düşünenler” olmalarına ket vuracağı endişesini taşıyorum. Eski Yunandaki liberal eğitim felsefesini kendi içerisinde tutarlı buluyorum ama günümüzdeki liberal eğitim anlayışının – temel felsefesine sadıkmış gibi görünse de – tam olarak neyi savunduğu net değil diye düşünüyorum. Sanki biraz diğer eğitim akımlarının sınırlarına girip onlardan bir iki özelliği bünyesine katmaya çalışıyormuş gibi görünüyor, bu yüzden de liberal eğitim sistemini incelerken “antik dönem liberal eğitim sistemi” ve “neo-liberal eğitim sistemi” gibi ayrımlar yapıp ele alsak daha iyi olur diye düşünüyorum. [Doç. Dr. Fatma Mızıkacı: Liberalizm, Liberal Eğitim ve Liberal Arts Programı kavramlarını ayırt edici ve birleştirici bir şekilde yeniden düşünelim. Yukarıdaki analizine dayanarak Liberal Eğitim çerçevesinde şu soruya da bakalım: Liberal Eğitim anlayışına sahip öğretmenler yetiştirebilir miyiz? Nasıl?]



[1] Peters, R. S. (Ed.). (2005). Education and the Education of Teachers. Routledge.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Seda Şahin


Liberalizm kavramını tartıştığımız ilk hafta kafamda daha eleştirel ve liberal eğitime ilişkin daha çatışmacı bir yaklaşımım vardı. Açıkçası bu hafta ki derste eleştirel bakış açımı bir kenarda bırakarak yaklaştım. Çünkü konuya bu şekilde yaklaştığımda yanlış şekilde öğrendiğimi fark ettim. Bir nevi kavram kargaşası yaşamak istemedim.

Liberalizm -  liberalizm ve eğitimin birbirinden farklı kavramlar olduğunu dile getirdik (Arkadaşlarla bu şekilde yorumladık). Liberalizm ve eğitime ilişkin olarak yaklaşımım farklı bir durum aldı. Tanımına ve felsefesine yoğunlaştım. Literatürde liberalizm şu şekide tanımlanıyor: “Aydınlanma çağının yaratıcı olan aydınlar tarafından gerçekleştirilen bu akım insanın gelişmesine engel olan kilise baskılarına ve aristokrasi sınıfına karşılık olarak doğmuştur. Bu akımın felsefesinde akıl, doğa, bilgi birikimi önemlidir” (Gutek, 1997). Bu tanımla aslında derste konuştuklarımızı eşleştirmek beni netleştirdi diyebilirim.

Peters’ a ait makalelerde liberal eğitimin felsefesi çift yönlü olarak tartışmaya açılmıştır. “Bilgi için mi bilgi ” yoksa “Uygulama için mi bilgi ” önemlidir. Teori mi, pratik mi?, Kuram mı, uygulama mı? gibi değişik kelimelerle karşımıza çıkıyor. Bu anlamda yıllardır süregelen hemen hemen her eğitime ilişkin konularda karşımıza çıkan tartışmayı bir de liberalizm ve eğitim başlığı altında düşünelim. Bazen de bu kavramları tartışmanın bize katkısı olduğunu fakat bir sonuca ulaştırmadığını da düşünmüyor değilim. Belki de sonuca bağlamayacağımızı bildiğimiz halde tartışıyor olmamız bilgimizi ortaya çıkarmamız ve Sokratik tartışma metoduyla öğrenmemizi mi sağlıyor? Bir nevi bildiklerimizi ortaya çıkarmanın önemi yani “Bilgi için bilgi” önemlidir, kavramının ispatlanması diyebilirim. Aslında bu haftaki derste teori ve uygulama tartışmalarında ki düşüncelerim değişti diyebilirim. Çünkü daha önceden esasicilik, daimicilik, varoluşçuluk gibi kavramlara daha sıkıcı bakarken şimdi aralarındaki ilişkiyi anlamak hatta bazı noktalarda savunucularının birbirlerini desteklediğini görmek benim aydınlanmamı sağladı. Bu anlamda liberal eğitimi yaşayarak öğrendim diyebilirim. Peters’in savunduğu “Bilgi için bilgi” nın sağladığı özgürleşme duygusu beni de bu düşünceyi savunmaya itti..

Derste üzerinde konuştuğumuz Peters ve Shcwab’ın liberal eğitime ilişkin görüşlerinin (bilgi ve uygulama paradigması) çelişmesi ve zıt fikirleri benimsemelerini olması gereken bir durum olarak düşünüyorum. Schwab eğitim programlarına uygulama noktasından başlamayı öneriyor ve işe yarayan bilginin uygulamadan doğduğunu savunuyor. Ben bu duruma net bir cevap olduğunu sanmıyorum. Fakat bu çelişkiler de olmasaydı bize tartışacak ve düşüncelerimizi sorgulatacak bir durum da olmazdı. Aslında bu da bize liberal eğitimi bizzat liberal eğitim olarak yapmamızı sağlıyor. Bu çelişkilere cevap aramak,  entelektüel bir bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Klasikleri iyi okumak ve yorumlamak, büyük düşünürlerin fikirlerini öğrenmek, bilgi birikimi sağlamak, aklı geliştirmek liberal eğitimin temel felsefesidir.

Bu anlamda bu hafta ki derste bende değer kazanan “Bilgi için bilgi” düşüncesi olmuştur.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Gülşah Coşkun Yaşar


Dersimizin beşinci haftasında Peters’ın kitabından ‘Ambiguties in Liberal Education and the Problem of its Content’ başlıklı ve ‘Dilemmas in Liberal Education’ başlıklı iki kitap bölümünü okuduk. Okumalardan kazandığım izlenimlere değinirsem eğer, bu haftaki okumanın önceki haftalara göre biraz daha karmaşık geldiğini ve kitabın verdiği mesajların ana hatlarını anlamlandırmamı zorlaştırdığını söyleyebilirim. Okumalarda liberal eğitimin savunduğu fikirlerin belirsiz olduğu, bireylerin liberal eğitim başlığı altında ‘free schools’ arzusunda olduğundan fakat bu istekte olan bireylerin kendilerinin neyi sınırlandırdığının ve neye bağlı olarak ‘free school’ arzusunda olduğunun açık olmadığından bahsedilmiştir. Başka bir ifade ile okullardaki öğretim programları mı, merkezi bir öğretim süreci mi, okul yönetimi mi, dış baskılar mı liberal eğitim başlığı altında daha bağımsız okullar konusunda istekleri olan bireyleri sınırlandırmaktadır? Bu sınırlılıkların net olmadığını ve bu net olmayan durumların da liberal eğitim anlayışında belirsizliklere neden olduğundan bahsedilmiştir. 

Makale genelinde liberal eğitim için üç ayrı yorumlama ile karşılaşıldığı üzerinde durulmuştur. Birinci liberal eğitim yorumu olarak liberal eğitimin aklın gelişimini destekleyen, mesleki ya da araçsal bir bağı olmayan ve bilgi bilgi içindir görüşünü benimseyen bir kavram olarak görüldüğü ifade edilmiştir. Aklın gelişiminin bilginin araçsal yollar için öğrenilmesi uğruna sınırlandırıldığı tartışılmıştır. İkinci yorum olarak ise tek bir disiplinle eğitimin sınırlandırılmaması aklın gelişiminin sağlanması için bireyin çok yönlü gelişimini savunan bir liberal eğitim yorumu ile karşılaşılmıştır. Üçüncü liberal eğitim yorumunda ise dogmatik öğretim metotlarının ve konu alanının fazla ön plana çıkmasının aklı sınırlandırması ve kişinin deneyimleyerek ve problem çözerek öğrenmesini engellemesi üzerinde durulmuştur.

Daha önce de değindiğim gibi okurken anlayamadığım noktaları dersteki tartışmalardan sonra çok daha iyi şekillendirebildim. Liberal eğitim için dersin başında tek tek sıraladığımız özellikler kafamda çok net bir çerçeve çizebilmemi sağladı. Öncelikle liberal eğitimin tarih, felsefe, edebiyat, matematik ve fen bilimleri alanlarındaki eğitim ile aklın gelişiminin sağlanabileceğini savunduğu üzerinde durduk. Liberal eğitime göre en değerli varlık ‘akıl’dır ve dolayısıyla öncelikle aklın ilkelerini çözmek gereklidir. Aklın ilkelerini çözerken de teorik düşünmenin önemi üzerinde durulmaktadır. Liberal eğitimin aklın gelişimini, büyük eserlerin öğrenimini savunmasının yanı sıra merak ve ilginin doğal insan özellikleri olduğunu ve merak ve ilginin kişiyi yukarıda bahsedilen alanlarda öğrenmeye teşvik ettiğini tartıştık. Eski Yunanda filizlenen liberal eğitim anlayışında bilgi bilgi içindir ve bilgi bir amaçtır ama araç değildir fikrinin sonraları bizi ‘Hangi bilgi değerlidir?’ şeklinde başka bir soruya götürdüğünü tartıştık.  Liberal eğitime göre insan aklını geliştiren bilgi değerlidir. Sınıfta yapılan tartışmalarda da genelde uygulamalarda karşılık bulan, pratik olan, hayatta kullanımı olan bilgilerin bizler için değerli statüsünde olduğunu gördük.

Peki, liberal eğitim hangi bilginin peşinde koşulmasını savunmaktadır? Liberal eğitime göre değerli bilginin yani amaç olan ama araç olmayan, tanımlanmış sınırları belli olan ve tıp, mühendislik, eğitim vb. gibi alanlardakinin aksine uygulamaya ve pratiğe dayanmayan bilginin peşinde koşulmalıdır.
Bunlara ek olarak, dersimizde öğretmen – bilgi ilişkisini de tartıştık.  Konu alanının çok fazla ön plana çıkmasının öğretmenlere nedensiz bir otorite sağladığını ve sorgulayıcı değil dayatmacı bir eğitimle karşı karşıya kalındığı üzerine durduk. Okumalarda da bu kısım öğrencilerin akıl yürütmesinin ve bilgi kapasitelerinin öğretmenin keyfine ve isteğine bırakılmaması gerektiği şeklinde geçiyordu. Çok dikkat çekici bir söylem olarak altını kitabı okurken de çizmiştim. Üzerine grup tartışması yapmak da benim için çok etkili oldu.

Dersimizin bir başka bölümünde de liberal eğitimin özgürleştirme kavramı ile beraber anıldığından ama bu iki kavramın aslında birbirleriyle çelişen uygulamalar barındırdığından bahsettik. Örneğin, ülkemizde kitapların belli kişiler tarafından yapılması, paydaşların yeterince varlıklarını gösterememeleri bir çelişki olarak belirtilebileceğini konuştuk. Liberal eğitimin seçilmiş bilgi öğrenilirse zihnin gelişmesini savunmasının aslında liberal eğitimin kavramsal çerçevesi içerisinde bir çelişki yaratmadığından ama bizim okullardaki uygulamalarımızla liberal eğitimini ilişkilendirdiğimizde bu çelişkinin net bir şekilde görülebileceğinden bahsettik.

Liberal eğitime ilişkin net bir çerçeve çizebilmek adına hocamızın verdiği örnek bana çok yardımcı oldu. Ders sırasında eğer bir kurumun ‘Entelektüel ve aklın gelişimini destekleyen bir eğitim sunuyoruz’ görüşüyle yola çıktığında tam olarak liberal eğitim kapsamında olduğunu fakat yine başka bir kurumun ‘Entelektüel bir eğitim sunuyoruz ama aynı zamanda da iş dünyasına eleman yetiştiriyoruz’ görüşüyle yola çıktığında ise liberal değil pragmatik bir eğitim anlayışını benimsediğini tartıştık. Günümüzde bilgi türlerinin hepsinin birlikte uyum içerisinde sağlandığı bir eğitim anlayışının var olduğunu ve dolayısıyla liberal eğitimin günümüzde tek başına görülemeyeceği üzerinde durduk.

Liberal eğitim ve Schwab arasındaki ilişinin üzerinde geçen haftaki dersimizde de durmuştuk. Bu haftaki dersimizde bu konu üzerine tekrar düşünmek ve bilgilerimizi tekrar hatırlamak kendi adıma çok yararlı oldu. Liberal eğitim tıp, mühendislik, eğitim gibi uygulamaya dönük alanlara karşı dururken, Schwab’in savunduğu anlayışta ise bilgilerin uygulamaya dönük olması ve uygulamaların problemlerden başlaması gibi bir görüş vardır. Dolayısıyla özetle liberal eğitimin uygulamaya karşı bir bakışı varken, Schwab de liberal eğitimdeki bu boşluğu doldurmaktadır.

Dersimizin sonuna doğru çok değerli gördüğüm başka bir tartışma konusu üzerinde durduk. Liberal eğitim genel eğitim anlayışı kapsamında alanda uzmanlaşmayı savunuyorken biz ülkemizde öğretmenlerimizi hangi anlayışa göre yetiştirmeliyiz sorusu üzerine tartıştık. Öğretmenin önce liberal eğitimin savunduğu gibi entelektüel gelişimini sağlaması ve sonrada kendi alanında derinleşmesinin önemi üzerinde durduk. Bu ikisinin geleceği şekillendirecek öğretmen için birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini tartıştık. Peki, toplum nasıl bir öğretmen istiyor sorusuna cevap aradığımızda ise, toplumdaki öğretmen anlayışının liberal eğitimin genel eğitim başlığı altında savunduğu gibi alanında derinleşmeye yönelik olduğunu tartıştık. Şüphesiz ki, öğretmenlerin toplumda alan uzmanlıklarının entelektüel gelişimlerinden daha önemli olarak algılanmasının birçok dış faktörü olduğu üzerinde durduk.

Bu haftaki ders genel hatlarıyla liberal eğitimin ne olduğunu, ne olmadığını, nasıl uygulandığını, çelişkilerinin, ne olduğunu,  anlamak açısından bana çok yardımcı oldu.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Bilge Özgür İnam

Liberal eğitimde önemli bulunan konu alanlarıyla başladığımız bu ders benim için hem çok aydınlatıcı hem de oldukça kafa karıştırıcı oldu. Liberal eğitim kavramını konuşurken üzerinde en çok durulması gereken kavram özgürlük olmalıyken konu neden piyasaya, ekonomiye, kaliteye kayıyor? Bu durum liberal eğitimin kendi içindeki çelişki mi? Bizim onu yorumlama biçimimizdeki farklılıklar mı? Yoksa tamamen kendi içinde geçirdiği bir dönüşüm mü?

Peters’in makalesinde liberal eğitimin bütün yorumları için ortak olan şeyin bilgi ve anlayış üzerine yerleştirilen değer olduğu söylenmektedir.  “Bilgi, bilgi içindir.” ya da  “bilgi uygulama içindir.” bakış açılarıyla bilginin değerinden söz edilmiştir. Buradaki temel soru “Bilgi değerlidir ama hangi bilgi değerlidir?” sorusuyla bilginin değeri tartışması yapılmaktadır. Öğrenmeye değer en önemli en değerli bilgi nedir? Liberal eğitim tıp, mühendislik gibi uygulamaya dönük bilgiyi değersiz kılmaktadır. Ahlak, güzel sanatlar, politika alanları da metafizik bağlantılı olduğu için değersiz bulunmaktadır.

19. Yüzyıl düşünürleri tarafından “Bilgi, bilgi için öğrenilmelidir. Başka bir amaç için araç olarak görülmemelidir.” görüşü benimsendi. Ancak buna karşın makalede liberal eğitimin savunduğu şey konusunda netlik olmadığı konusu eleştirilmiştir. Dar ihtisaslaşmaya karşı olduğu açıktır. Ancak olumlu düşüncenin ne olduğu belirsizdir. Bir insanın iyi eğitimli bir bilim adamı olması yeterli midir? Estetik, müzik ve görsel sanatlar da bilmeli midir? Edebiyat konusunda uzmanlaşan birisi termodinamikleri bilirse Freud ve Max Weber’i kaçırabilir mi? gibi sorularla kavramın kendi içindeki belirsizlikler vurgulanmaktadır. Bu konu benim de tam olarak kafamda oturtamadığım bir durumdur. Liberal eğitim entelektüellerin seçtiği değerli bilginin öğrenilmesi gerektiğini söylemektedir. Klasikler okunmalı, tarih, felsefe, edebiyat, doğa bilimleri disiplinleri öğrenilmelidir. Ancak uygulamaya yönelik olmayan bu alanlarda uzmanlaşmanın gerekliliği de vurgulanmaktadır. İkisi bir arada mı olmalıdır?

Yapılan bir araştırma her zaman toplum yararına ya da bir mesleğin gelişimine yönelik olmak zorunda mıdır?

Bir öğrencinin bir ödül kazanmak için bir keman çalmayı öğrenmesini dışsal nedenlerle, bir kemancı olmak için keman çalışıyorsa içsel nedenlerle öğrendiğini söyleyebiliriz. Peki, hangisi daha değerlidir?

Merak, ilgi ve bilgi birikimi aklın besini ise “Bilgi için bilgi daha önemlidir” denilebilir. Bilgi araç değil amaç olmalıdır. Günümüzde tam bir liberal eğitim uygulamak pek mümkün gözükmemektedir. Çünkü birey sadece entelektüel gelişimle yaşamını devam ettiremez. Bir şekilde bunu paraya dönüştürmelidir. Bu yüzden okullar da entelektüel gelişim sağlarken uygulamaya yönelik de eğitim vererek eklektik bir anlayış oluşturmuşlardır.

Bu dersin sonunda üzerinde düşünülmesi gerektiğini düşündüğüm soru:
Liberal eğitim genel eğitim olarak kabul edildiğinde demokratik bir toplum inşası bağlamında avantajlar ve dezavantajlar neler olabilir?

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Meryem Hamsi İmrol


Bilme ve anlamaya değer veren liberal eğitim anlayışının savları bireye, zihnini geliştirmeye ve özgürleştirmeyi vurgulayarak çağdaş eğitim yaklaşımlarına uygun gibi görünmektedir. Ancak okul sistemi ile birlikte değerlendirdiğimizde meslek edindirme, günlük yaşam problemlerine çözüm bulabilme gibi amaçlar doğrultusunda farklı yorumlamalarla karşılaşıldığı açıktır. Öyle ki okul kapısından giren birey için en önemli soru “öğrendiklerim işime yarayacak mı?” ya da “öğrendiklerim bana ne sağlayacak?” olmuştur. Bu durum öğrenciden başlayarak velilerin ve genel olarak politikacıların beklentileri ve söylemleri ile de desteklenmektedir. Sınav sistemleri, kademeler arası geçiş kriterleri, standartlar, yeterlikler gibi sınırlandırıcı pek çok faktörün etkisiyle kişisel gelişimden ziyade mesleki eğitime yönelik uygulamalar popüler olmakta ve gerçekleşmektedir.

Amaç, insan zihni ya da aklını özgürleştirmek ise bunu dışarıdan yapılacak bir müdahale ile sağlamayı akıldan bile geçirmemek gerekir. Özgürlük, seçim yapmayı, düşünmeyi, karar vermeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. Bu bağlamda, liberal eğitim programlarında öğreneni aktif kılacak uygulamalara yer verilmesini beklemek yanlış olmayacaktır. Aksi takdirde eleştiriden uzak tutularak belli bilgi ve inançların zihinlere yerleştirilmesinden ve dogmatik bakış açısını geliştirmekten öteye gidilemez diye düşünüyorum. Dolayısıyla uygulamaya ne kadar yansıdığını net olarak bilemesek de öğretim programlarımızda yer alan becerilerin (eleştirel düşünme, akıl yürütme vb.) oldukça anlamlı olduğunu söylemek isterim. Ayrıca, liberallerin özgürlük idealinin uygulanması ile ilgili (doğal) sınırlayıcı faktörleri dikkate aldığımızda belki de öğrenenin özgürleştirilmesi sınıf içerisinde öğretmenin oluşturduğu ortam, planlamaları ve kullandığı yöntemler sayesinde gerçekleşecektir. Bu bilinç ve sorumluluk öğretmenler tarafından hissedilirse tabii...

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Okan Dede

Plato’ya göre aklın ilkelerini çözmek zorundayız. Bunu çözümlerken de teorik ve felsefi düşünmeye yönelmeliyiz (food for thought) o dönemlerde merak ve ilginin doğal olduğundan bahsedilmekteydi. Söz konusu bu görüşlerin ayrıştırılması ve gruplandırılması noktasında farklı düşünceler bulunmaktaydı diyebiliriz. “Hangi bilgi değerlidir?” sorusu aslında cevaplandırılmayı bekleyen en önemli sorulardan biri olarak görünmektedir. Ve buna şu şekilde cevap verilmiştir. İnsan aklını geliştiren bilginin değerli olduğu kabul edilmiştir. Ben insan aklını geliştiren bilginin en değerli bilgi olduğu fikrine katılmıyorum. Tarihte nice olaylar vardır ki insan aklının ürünü sonucu ortaya çıkan ürünlerin kötü amaçlarla kullanılıp milyonlarca insanın katledildiğini görebiliriz. Mesela Hitler’in ordusunda görev yapan subayların askeri bilgileri veya pilotların uçuş bilgileri kötü amaçlarla kullanılmış ve insanlar sırf Yahudi, engelli, suçlu vb. oldukları için insanlık tarihinde utanç sayılacak birçok zulme maruz kalmışlardır. Peki uçakların nasıl uçurulacağı bilgisi insan aklını geliştirmez mi? Dolayısıyla en değerli bilgiler kapsamına girmez mi? Dolayısıyla buradan yola çıkarak benim görüşümün en değerli bilginin insan zihnini geliştiren bilgi olmadığını belirtmek istiyorum. En değerli bilgi bütün insanlık yararına olan bilgidir (iyilik, doğruluk vb.). 


En değerli bilgileri yetişkin insanların öğrenebileceği fikri belli zamanlarda egemendi. Dolayısıyla bu düşünce üniversiteleri de etkilemiştir (Fatma Hocamızın derste bizlere gösterdiği üniversitelerin sloganları belki buna örnek olarak gösterilebilir.) Aslında bilginin peşinde koşma bir nevi liberal eğitimin temelini oluşturmaktadır. Tıp gibi alanlarda bilgi araç olarak kullanılır. Bu practical knowledge olarak kabul edilmektedir ve liberal eğitim bilgi bilgi için öğrenilir kavramından yola çıkılarak bu düşünceyi eleştirir. Felsefe bölümünde eğitimini sürdüren bir öğrenci bile nihai hedef olarak kendine KPSS’yi belirlemekte ve sonuçta bilgisini amaç olarak kullanmaktadır. Peki bu yanlış mı? Söz konusu öğrenci böyle düşünerek bilgiye zarar mı vermekte yoksa kendine onları aktarabileceği ortamı bulabilmek için çabalamakta mı? Burada nereden baktığımız çok önemli. Belki de empati yaparak çözüme ulaşabiliriz. O öğrencinin yerinde biz olsak ne yaparız? Herhalde cevap çok açıktır diye düşünüyorum. Aslında başlarda liberal eğitim kendi içinde çelişmemektedir. Daha sonraları yapılan araştırmalar sayesinde bizler çelişkilerin farkına varmaktayız. Günümüzde liberal eğitim anlayışı daha eklektik bir görünüme sahiptir. Bir yandan teori verilirken diğer taraftan uygulama boyutu da artık göz önünde bulundurulmaktadır. Fakat yine de entelektüel gelişim olmadan fayda sağlanamaz görüşü liberal eğitimin hala en temel felsefesini oluşturmaktadır. 

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Derya Acar Başeğmez


Liberal eğitimin birinci yorumuna göre zihnin, bilgi ve anlayışına yönelik gelişimi mesleki ve faydacı amaçlardan yararlanılarak açıklanamayacağına ilişkin görüştür. Bu görüşe göre insanın en değerli varlığı akıldır. Aklı geliştirmek için teorik bilgi, felsefi bilgi ve tarih, felsefe, edebiyat, fen bilimleri, matematik, güzel sanatlar gibi konu alanlarında kendini bulmuş bilgilerin öğretilmesi gerektiği savunulur. Merak ve ilgi bu bilgi alanlarını öğrenmeye teşvik edecektir. Yani “bilgi için bilgi” anlayışı vardır. Bilgi amaç olarak görülerek uygulamaya yönelik bilgilerin değersiz olduğu düşünülür. Benim bu konudaki düşüncelerim şu şekildedir. Elbette teorik bilgiler önemlidir. Ancak eğitim sistemlerinde sadece salt bilginin öğretilmesi bana göre yetersizdir. Eski Yunan geleneğine daha uygun olan bu görüşün şu anki eğitim sisteminde çok katı bir duruşa sahip olduğu görüşündeyim. Günümüzde daha çok öğrencilerin bir bütün olarak geliştirilmesi hedeflenmekte ve okulda öğrenilen bilgilerin gerçek hayatta beceriye, uygulamaya dönüşmesi beklenilmektedir. 2004 yılından önceki dönemde eğitim sisteminde daha çok esasicilik eğitim felsefesinin etkileri görülmekteydi. Ancak 2004 yılından sonra eğitim sistemimizin felsefesinin de değişmesi ile birlikte öğrencileri çok yönlü geliştirmek amaçlanmaktadır. Dolayısıyla uygulamadan bağımsız sadece teorik bilginin öğretilmesinin çok da uygun olmadığı görüşündeyim.

Liberal eğitimin ikinci yorumu, aklın bir disipline ve anlayış biçimine hapsedilmesine yönelik yapılan eleştirilerdir. Bu görüş, “genel eğitim olarak liberal eğitim” anlayışına uygundur. Kişilerin sadece belirli uzmanlık alanlarında gelişmesinden ziyade birçok yönden gelişmesine izin verilmesini savunmaktadır. Benim bu görüşe ilişkin düşüncelerim şu şekildedir: Eski Yunan geleneğine ait liberal anlayışında zaman içerisinde meydana gelen gelişmeler, bakış açıları, felsefi görüşlerle birlikte daha eklektik bir liberal eğitim anlayışına dönüşmüş olduğudur. Özellikle üniversite eğitimini düşündüğümüzde lisans eğitiminden mezun olan bir öğretmen sadece kendi alanında uzmanlaşmamaktadır. Kendini çok yönlü geliştirebilmektedir. Alan bilgisinin yanında, genel kültür ve meslek formasyonuna ilişkin bilgiye de sahip olması gerekmektedir.

Liberal eğitimin üçüncü yorumu, dogmatik öğretme yöntemlerinin dayattığı zihniyete yönelik eleştirilerdir. Bireyin akıl yürütme kapasitesinin geliştirilmesinde otorite tutumların engellemesidir. Öğrenmelerin, telkin yoluyla olmasından ziyade öğrencinin kendi iradesi doğrultusunda olması gerektiği savunulur.  Liberal eğitimin üçüncü yorumu, ilk ve ikinci yoruma göre üç açıdan farklılık göstermektedir. İlki özerkliğin derecesi meselesidir. Özerkliğin, dogmatik katı öğrenmelere bağlılıktan farklı anlaşılması gerektiğidir. İkincisi eleştirel açıdan sentezleme yapılabilme becerisidir. Üçüncü nokta ise bilgi alanlarıyla ilgili çeşitli düşünme biçimlerinin otoriterler olmaksızın da geliştirilebileceğidir. Bu görüşe ait görüşlerim şu şekilde özetlenebilir: İnsanların farklı yönlerinin gelişimini vurgulamaktadır. Bireyin kendi seçimlerini yapmasının önemi vurgulanmaktadır. Geleneklere ve katı disipline körü körüne bağlı olan eğitimin bireyin gelişimde olumsuzluk yaratacağı düşüncesindeyim. Bireyin bakış açısını geliştirerek kendi deneyimleri sonucunda kendi gerçekliğini inşa etmesi amaçlanmaktadır. Bu görüşler bana bazı noktalarda varoluşçuluk eğitim felsefesini anımsatmaktadır. Çünkü bireyin kendi doğası içerisinde kendi kararlarını vererek özgür bir kişiliğe sahip olması amaçlanmaktadır.

Liberal eğitimin üç yorumuna ilişkin şu şekilde genel bir yorum yapabilirim. Bana göre okullarda liberal eğitimin etkileri eklektik liberal eğitim anlayışı olarak görülmektedir. Çünkü okullarda teorik bilgilerin yanında uygulamaya yönelik bilgiler de verilmektedir. Schwab’ın da belirtiği gibi uygulamadaki bilgiler önemlidir. Teorik ve uygulama uç noktalarının eklektik bir anlayışla birleştiği kısım müzakereyi oluşturmaktaydı. Schwab’ın görüşleri de bu nokta da eklektik liberal eğitim anlayışı ile benzerlik göstermektedir.

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Pınar Keleşoğlu


Bu hafta incelediğimiz Peters’ın makalesi ve sınıfta yaptığımız tartışmalar liberal eğitimi biraz daha ekonomi ve siyasetten ayrı düşünmemi sağladığını söyleyebilirim. Ana fikir: Liberal eğitimin temelindeki anlayış aklın sınırsız ve kısıtlama olmadan gelişmesidir, yapılan herhangi bir kısıtlama zihnin gelişimi üzerinde engel teşkil etmektedir. Makalede tartışılan liberal eğitime ilişkin yorumlar ve her yorumun kendi içinde yazar tarafından dile getirilen çelişkileri içermesi aslında makaleyi daha sorgulayıcı okumamı sağladı. Ayrıca bu çelişkilere sınıfta yaptığımız tartışmalar sırasında da değindik ki bence en net olan açıklama liberal eğitim görüşünün kendi içinde bir çelişkisi olmadığı ve aslında bizim bu çelişkileri yarattığımızdır. Sanırım bunun nedeni liberal eğitim anlayışını günümüz eğitim yapısına uyarlamaya çalışmamız. Örneğin liberal eğitimin ilk yorum olan eski Yunan’daki anlayış günümüzde de devam ettirilebilir mi? Eski Yunan’da bilgiyi mesleki ya da faydacı amaçlarla elde etmeye çalışmak bilgiyi araç olarak görmekti; amaç kendi iyiliği için (bilgi, bilgi içindir) bilgiyi elde etmek yani bilgiye ulaşmaktı. Pratik ve faydacı bilgi insan ruhunu zedelediği, bu bilgilerin teorik bilginin o saf ve engelsiz özelliklerinden yoksun olduğu ve bu yüzden de çok değerli olmadığı ileri sürülmüştü.

Platon’a göre insan rasyonel bir öze sahiptir, insanın en değerli varlığı aklıdır, bu aklı en üst düzeyde kullanmak için de onun ilkelerini bilmek gerekir, bu da ancak çok yönlü eğitimle mümkün olabilir. Bilginin kendi uğruna arayışının sürdürülmesi düşüncesi mesleki eğitimin karşında bir görüşü doğurmuştur. Bu yüzden tıp-mühendislik-eğitim (uygulama) gibi fakülteler güzel sanatlar fakülteleri kadar saygı görmezler. Eski Yunan’da liberal eğitimle teorik ve felsefi düşünmeyi sağlayacak entelektüelleri-yöneticileri yetiştirmek amaçlanmıştır. Entelektüel olmak için eğitilen kişiler seçilmiş kişilerdir ancak bu noktada aklıma bir soru takılıyor. Buradaki bilgi de araca dönüşmüyor mu? Yani liberal eğitimle (Eski Yunan’ı düşündüğümüzde) yönetici yetiştirilmiyor mu? Bilgi yalnızca kendi için üretilmiyor aslında yaşamda da bir karşılığı var demek oluyor.

Makalede bilginin amaç olabileceğini şu örnekle açıklık getiriyordu. Örneğin, öğrenme bilinçli bir şekilde onu elde etmek için bir araç olarak görülmediği durumlarda gerçekleşir, çocuklar büyüklerini taklit ederken, fikirlerini-tutumlarını alırken bilinçli bir şekilde ödül beklemezler. Aslında bu örnekteki durum “Cahil Hoca” kitabında söylenenlerle çok benzer özellikler taşıyor. Örneğin “Açıklamasız bugüne kadar bir sürü şey öğrendin bunu yine yapabilirsin. Bir kere olmuş olan her zaman için mümkündür. Okuma-yazmayı öğrenmek gibi” Ancak ben yine de kuramların gelişmesi, teorilerin üretilmesi için “Bilgi, bilgi içindir” anlayışına da ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunu sağlayabilecek kişiler de yine entelektüel olarak yetişmiş, maddi bir kaygısı olmayan (bu durumda zengin oluyorlar), toplum yararını düşünmek gibi bir derdi olmayan kişiler olabilir.

Elbette tüm bu yorumlar Eski Yunan dönemini düşündüğümüzde kendi içinde çelişki içermese de günümüzdeki eğitim sistemini liberal eğitim anlayışıyla ele alınca yaptığımız bu uyarlama birçok çelişkiyi içinde barındırıyor. Bilginin gerçeklerine ulaşmayı sadece azınlık bir grup tarafından erişilebilir kılmak yerine evrenselliği sağlayarak bunu yapma fikri 2. yorumu bu kez ele almamızı gerektiriyor. “Genel eğitim içinde liberal eğitimin yerini.”

Peki amacımız aslında liberal eğitimle aklımızı özgürleştirmekse günümüzdeki sistemle bu mümkün olabilir mi? Liberal eğitimi gerçek anlamıyla tüm halka kazandırmayı acaba hükümetler gerçekten istiyor mu ya da hükümetlerin eğitim için temel hedefi bu mu? Öğretmen ve öğrencinin tabi olduğu bu kurumlar ne kadar özgür olabilir? Kurumların içinde öğretilenler aslında veli-öğretmen-yöneticilerin inanç ve ideolojilerinin yansıması değil midir? İnsanlar kendi inanç ve düşüncelerinde de özgür olabilir mi? Bu durumda özgürlük ve özerklikten bahsedebilir miyiz ya da tüm bunları nasıl sistemden ayırabiliriz? İşte liberal eğitim anlayışını uyarlamaya çalıştığımızda bu sorulara ve daha onlarcasına (bunlar şuan bir kısmı makalede olan bir kısmı da hızlıca düşünüce aklıma gelenler) da yanıt vermek gerekiyor.

Genel eğitimde liberal eğitim yerini sorguladığımızda farklı alanlardan gelen bilgilerin varlığı, en çok bilgi birikiminin hangi alanda olduğu ve bu bilgilerin tüm insanlara entegrasyonun nasıl sağlanacağı sorunlarını karşımıza çıkmaktadır. Liberal eğitimde bilgi özünü yitirmemeli diyoruz ancak entelektüel birey yaratmak için birçok alandan gelen bilgiye ihtiyacımız var. Bir insan yalnızca bir fizikçi olması değil aynı zamanda estetikten anlayan tarihe duyarlı felsefe yapabilen birisi olması gerekmez mi? Bir bilim insanı yaptığı çalışmanın etik yönünden habersiz olamaz ya da bir mimar yarattığı eseri estetik ya da matematik olmadan tasarlayamaz dolayısıyla bilgiler arasında bir entegrasyon (disiplinler arası) mevcut olmalıdır.

Platonun özgür ve özerk insanını yaratmak genel eğitimde mümkün olamaz mı? Onun özgür insanı eleştirel bakabilen, neyi isteyip reddettiğini bilen, gerçekçi seçimler yapan, hayal gücünün her türlü bilgiyi öngörmesini sağlayan kişilerdir. Bugün Milli Eğitimin Amaçları’nı incelediğimizde aslında her bir madde de bunu görebiliyoruz ancak sistem içinde bu kadar yükle hakkıyla uygulayamıyoruz. Ayrıca bu amaçlar aslında herhangi bir hükümet kararıyla, hükümetin egemen ideolojileriyle farklı şekilde anlaşılabilecek maddeler de değil. Okullarda liberal eğitimi sağlamak, entelektüel bireyler yetiştirmek, uygulamaya faydalı bilgiler üretmek dolayısıyla eklektik bir bakış açısına sahip olmamızı gerektiriyor. Peki bunu nasıl sağlayabiliriz?

Burada Spencer’ın hangi bilgi en değerlidir? sorusuna yanıt arayarak başlayabiliriz. İnsan aklını geliştiren, çeşitli alanlardan gelen bilgileri kullanarak sentez yaptıran ve böylece kendi bilgimizi oluşturmamızı sağlayan bilgi en değerli bilgidir ve eğitim sistemi ancak sınıfsal eğitim yapmadan bunu sağlayabilir. Programda yalnızca o dönem için önemli ve değerli olan bilgiler yerine uz görümüzü geniş tutmamızı sağlayan bilgileri kazandırmak liberal eğitimi bir ucundan yakalamamızı sağlayacaktır. 

Liberal Eğitim Programı (2) - Yazar: Yalçın Çetinkaya

Bu haftaki tartışmalarımızla, gerçek yaşamdaki pratikler referans alındığında “liberal eğitime” ilişkin ciddi bir karmaşanın, ikilemlerin ve yanıt bulmakta zorlanılan soruların var olduğunu anlamış olduk. Eski Yunan’dan bugüne değin çeşitli formlara bürünen ancak düşünsel özgürlük ve bireyin entelektüel gelişiminden asla vazgeçmeyen liberal eğitim, ideallerindeki çekiciliğe rağmen bir dizi sınırlılığı beraberinde getirmekten kendini kurtaramamıştır. Tartışmalarımızdan yola çıkarak, liberal eğitimin her yeniden tanımlanma çabasında farklı bir karmaşanın ortaya çıktığını söylemek de yanlış olmayacaktır.
Değerli bilginin peşinden koşulmasının temel ilke olarak kabul gördüğü liberal eğitim için her türlü bilginin bu niteliğe sahip olmadığını anlıyoruz. Bu ayrımın yapılmasındaki temel ölçüt bilginin kendisinin amaç olarak değerlendirilmesi ve böylece aklın gelişimine katkı sağlamasıdır. Liberal eğitim değerli bilgi için Matematik, Fen, Edebiyat, Felsefe ve Tarih gibi disiplinleri işaret ederken, uygulamaya yönelik bilgiyi kıymetsiz bulmaktadır, çünkü amaca götüren bir enstrümana dönüşen bilgi temel ölçütü karşılamaktan uzaktır. Örneğin, aklın gelişimini destekleyen felsefi bilgi değerli bulunurken, uygulamaya yönelik olan tıbbi bilgi değersizdir. İnsanlığın yüksek yararına bile olsa, uygulamadan gelen faydası gözetilerek öğrenilen bir bilginin liberal eğitimde yeri yoktur. Hatta eski Yunan’a kadar uzanan Platoncu bakış açısına göre uygulamaya dönük bilgi aklı geliştirmek bir yana, aklı gereksiz yere meşgul eden ve ruhu bozan bir etkiye sahiptir.
Diğer taraftan liberal eğitimdeki temel anlayışa göre motivasyonumuz içsel faktörlerden kaynaklanır; herkesin doğasında var olan “merak ve ilgi” bizleri bilgiye ulaşmak için motive eder. Ancak, öğrenmelerimizi düşündüğümüzde “merak ve ilgiden” kaynaklanan bilgiyle, bize yarar sağladığı için edindiğimiz bilgiyi keskin bir biçimde ayırmanın her zaman mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Öğrenmeye yönelmemiz doğrudan bilginin kendisinden kaynaklanmayabilir ya da öyle başlayıp sonradan farklılaşabilir. Örneğin, soyut problemleri çözmeyi seven bir kişi matematikle ilgilenmeye başlayabilir, ancak matematik bilgisinin sağladığı yararlar nedeniyle sonradan öğrenme amacı değişebilir. Bunun tam tersi olarak matematik öğretmeni olma amacıyla bu alanla ilgilenirken, zamanla bireyin öğrenmesindeki motivasyon kaynağı değişebilir ve merakı öğrenmesinin arkasındaki yeni itici güç olabilir. Bu noktada akla farklı bir soru da gelebilir. Liberal eğitim için Matematik bilgisi değerli bilgidir çünkü aklın besini olarak nitelendirilen bilgi türündedir. Peki bu bilgi uygulamaya dönük yararından ötürü öğrenildiğinde değersizleşmekte midir, yani sadece eylemsizlik içerdiğinde mi değerlidir? Bu liberal eğitimdeki benim oldukça ilginç bulduğum karmaşalardan sadece biridir.
Diğer taraftan, liberal eğitimin bireyin uzmanlaşmasına karşı çıkması ve bunu aşağı bir durum olarak nitelendirmesi günümüz dinamikleri ile örtüşmemektedir. Kişilerin kendilerini sadece entelektüel açıdan geliştirirken, herhangi bir mesleki uzmanlık kazanmamaları toplumsal yaşam içerisinde yer bulmalarını zora sokacaktır. Ancak, sadece bir disiplinin sınırları içerisinde kalan ve başka disiplinlerce desteklenmeyen uzmanlaşmanın da eksik kalacağını düşünüyorum. Bireyleri yaşamdaki çok çeşitli sorun alanlarıyla mücadelede tek bir disiplinin sınırlılığına terk etmek, örneğin bir kişiyi sadece alanında çok başarılı bir bilim insanı olarak yetiştirmek bir yanı ile eksiktir; yaşam çok boyutlu, sorun alanları ise çok çeşitlidir. Ancak bu kez de hangi bilginin öğretileceği en önemli sorun olarak cevaplandırılmayı beklemektedir. Bireyin tam bir gelişimi için öğrenmesi gerekenler nelerdir? Bunları kim, neye göre belirlemektedir? Ne kadar süre ayrılmalıdır? Tüm bunlar cevaplandırılması çok da kolay olmayan sorulardır.
Öğrenenin düşünsel özgürlüğü liberal eğitimin önceliklerinden biri gibi görünmektedir. Ancak değerli bilginin baskınlığı ve konu alanının fazlaca öne çıkması, bireyin düşünsel özgürlüğünü tehlikeye atar niteliktedir. Bilginin sorgulanamaz oluşu öğretmene ciddi bir otorite kazandırmaktadır; bilginin dokunulmazlığı bir bakıma öğretmenin de sorgulanamayacağı anlamını taşımaktadır. Oysa, sorgulama alanının daraltılması bireyin özgürleştirilmesiyle bağdaşmamakta ve aykırı durmaktadır. Başka bir açıdan da kişilerin gerçekten özgürleşemediğini söylemek mümkündür: liberal eğitimde doğru ve öğrenilmeye değer bilgi güç erkleri tarafından belirlenmekte, dolayısıyla baskın ideolojilerin ölçütlerine uygun düşünce biçimleri empoze edilmeye çalışılmaktadır.  Bana göre bunun en doğal ve beklenen sonucu “düşünsel özgürlüğün” örselenmesi ve zarar görmesidir. Gerçi, liberal eğitimin bu eleştiriye vereceği yanıt çoktan hazırdır: “entelektüellerin seçtiği bilgi bireyi özgürleştiren bilgidir”. Entelektüeller bizler için uygun olan ve bizi özgürleştiren bilgiyi seçer, dolayısıyla “düşünsel özgürlüğe” gidilen yolda sapma yoktur. Elbette söylem olarak tutarlılığı olsa bile, özellikle kendi ülkemizi düşündüğümüzde, ikna ediciliği oldukça zayıf ve tatmin edici bir yanıt olmaktan uzaktır. Karar vericilerin özgür bireyleri mi, yoksa kendi ideallerindeki bireyleri mi isteyeceği/istediği aşikardır.

Eğitim sistemimizin liberal eğitim anlayışının etkisiyle kurgulanmış olduğunu söyleyebiliriz; milli eğitimin temel amaçlarında liberal eğitim yaklaşımının izleri açıkça görülebilmektedir. Ülkemizde eğitimin özgürlükçü anlayışın üzerine tasarımlandığını varsayarsak, sormamız gereken bazı sorular şunlardır: Bizler özgür bireyler olarak mı yetiştik? Farklılıklara saygılı ve önyargılardan arınık kişiler miyiz? Hiçbir dogmanın etkisinde kalmadan kararlar alabilen ve bunları rasyonel dayanaklarla gerekçelendirebilen kimseler miyiz? Bu sorulara kendi bağlamımızı düşündüğümüzde iç açıcı cevaplar veremeyeceğimiz ne yazık ki ortadadır. Peki bunun sebebi nedir? Liberal eğitim, söylemlerine uygun olarak işe koşulmamakta mıdır? Yoksa sorun liberal eğitimin doğru biçimde uygulanmasında değil, bizzat kendisinde midir? Entelektüellerin bilgisi, öyle olduğu varsayımına rağmen, bizi her zaman özgürleştirmemekte midir?