Null’a göre, liberal eğitimin başarılabilmesinin tek yolu liberal müfredatın oluşturulmasıdır. “Belirli tavırların ve inançların, bireylere, onların entelektüel otonomilerini ortadan kaldıracak ve akli melekelerini kullanmalarını engelleyecek şekilde aşılanması” olarak tanımlanabilecek Endoktrinasyon öğretisinin tersi olarak liberal eğitim; zihinleri özgürleştirerek bireylerin daha iyi bir eğitim almalarını ve rasyonel yargılarda bulunmalarını amaçlayan bir program ve öğretim yaklaşımını ifade eder. Antik Yunan filozoflarından günümüze kadar çeşitli tartışmalarla varlığını sürdüren liberal eğitimin merkezinde “Müzakere” kavramı yer almaktadır.
Müzakere ile
ilgili ilk çalışmalar Aristoteles’in Ethica’sında karşımıza çıkmaktadır.
Aristo’da olası tüm seçenekleri düşündükten sonra akıllıca karar alma yeteneği
olarak ifade edilen müzakere, yalnızca bunu yapmak için doğuştan gelen yeteneğe
sahip olan öğrencilere aittir. Dönemin elitist yaklaşımı, Platon’un devletinde
de açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Önemli konularda tartışmalar içerisine
girip kararlar alma süreci olarak müzakere, uzun bir süre, seçkinci bir
bakışla, üstün yetenekler atfedilen insanların yetkisinde varlığını
sürdürmüştür. Demokrasilerin yükselmeye başlamasıyla birlikte müzakerenin
kapsayıcılığı zaman içerisinde artmış, demokrasi ve eğitim arasındaki ilişki en
az bir asırdır akademisyenler tarafından ele alınan bir konu olmuştur. Ancak
eğitimi geniş ve soyut anlamıyla ele alan araştırmaların, demokrasi ve eğitim
bağlamında programa çok az yer verdikleri görülmektedir. Bu noktada, 1960’larda
Joseph Schwab demokrasi ve programı bir araya getirmek için evrensel liberal
müfredata doğru kışkırtıcı bir adım atmıştır.
The Practical’da
program alanını Platon, Aristoteles ve Augustine'e kadar uzanan felsefi bir
gelenekle ilişkilendiren Schwab, program üzerine yirminci yüzyılda yazılan
neredeyse tüm yazılara karşı çıkarak programın teorik bir bilim değil ahlaki
bir uygulama olduğunu savunmuştur. Schwab, bu iddialı meydan okumasını
desteklemek için “Teorik sorgulama” ve “Pratik sorgulama” adını verdiği
kavramlar arasında sonuç, konu ve yöntem bağlamında bir ayrıma gitmiştir. Sonuç
bağlamında incelendiğinde, teorik sorgulamanın amacı anlamaktır. Ancak pratik
sorgulama, anlamayı da içerecek şekilde belirli bir sosyal ve siyasi bağlamda
ne yapılması gerektiğine dair bir karar vermektir. Bu açıdan bakıldığında
anlamak her zaman karar verme amacına yönelik bir araçtır. Bir diğer ayrım
noktasından bakıldığında, teorik sorgulamada konu, çalışmayı yürüten
araştırmacılar için ilginç olan bir puzzle ya da bir sorudur. Pratik
sorgulamada ise konu ve sorunun içerik ve derinliği değişmektedir. Teorik
sorgulamada yöntem olarak tümdengelim ve tümevarım olmak üzere mantık
kullanılırken pratik sorgulamada, sorgulama yöntemi saf mantık değil, daha
ziyade müzakeredir. Karar vericiler sorunları araştırır, bulduklarının doğasını
tartışır, veri toplar, alternatifleri değerlendirir ve eylem için bir karara
varırlar. Teorik ve pratik sorgulamanın yöntemdeki farklılaşması üzerinde Schwab’ın
yaptığı bu son ayrım, eylem için karar verme vurgusu göz önüne alınarak
incelendiğinde müzakereci bir bakış açısını ön plana çıkarmaktadır. Bu
bağlamda, eğer özgürleştirici bir program yapılmak isteniyorsa, müzakereciler
pratik eylemi her zaman etkileyen çeşitli faktörleri her zaman dikkate
almalıdırlar. Schwab, program reformuna yönelik herhangi bir girişimin başarılı
olabilmesi için, bu faktörler içerisinde ön plana çıkan en önemli 5 tanesinin
gerekli olduğunu savunmaktadır. Schwab’ın “Ortak noktalar” olarak adlandırdığı
bu faktörler; öğretmenler, öğrenenler, konu, bağlam ve program yapımıdır.
Schwab 5 en önemli faktörü Türkçe’ye “ortak noktalar, genel kabul görmüş durumlar” olarak çevrilebilecek “Commonplace” kavramının altında toplamıştır. “Fikrin daha derinlemesine araştırıldığında doğru olup olmadığına bakılmaksızın herkesin "doğru" ya da "gerçek" olarak kabul ettiği bir şey” olarak düşünüldüğünde “Commonplace” kelimesinin seçilmesi bilinçli bir tercih olarak Schwab’ın genel kabullere karşı çıkışını ortaya koymaktadır. Bir diğer açıdan bakıldığında ise Schwab, program hazırlayanlara tek tik program üretecek en iyi yöntemi keşfetmeye çalışmak yerine, her türlü program hazırlama girişiminde bulunan 5 ortak nokta sunmuştur. Bu 5 noktanın her birini ortak nokta yapan şey yaygın olarak kabul görmeleridir. Beş unsurun da program hazırlayanlar için sunabileceği bir şeyler vardır ve bu faktörlerden herhangi birinin dikkate alınmamasının eksik ve yetersiz bir müfredata yol açacağını ileri sürmektedir. Tam bu noktada program hazırlayıcılar için ortaya çıkan güçlük, bu ortak noktaları dengelerken aynı zamanda bunlardan herhangi birinin iyi bir müfredat oluşturmak için tek başına yeterli olduğunu düşünme tuzağından kaçınmaktır. 5 ortak noktadan sadece birine veya birkaçına yoğunlaşmak ve ön plana çıkarmak diğerlerini geri planda tutacağı için kaçınılması gereken bir durumdur. Schwab’a göre, çeşitli dönemlerde öğrenenleri, öğretmenleri veya konuyu ön plana çıkaran yaklaşımlar olsa da bir program hazırlanırken tüm “ortak noktalar” birbirini gölgelemeyecek, programda gerekli önem verilecek şekilde vurgulanmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder