İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Metin Kartal


Bu haftaki dersimize Dr. Nurdan Kalaycı’nın katılacak olmasından ötürü dersimize kısa bir tartışma ile başladık. John Dewey’in Deneyim ve Eğitim Kitabında geçmişin bir amaç (ends) olarak değil de bir araç (means) olarak kullanılması gerektiği vurgusuyla tartışmamızı tamamlamıştık. Ardın Dr. Kalaycı ile başladığımız derste bir video ile başladık. Videodaki usta vurgusu ile birlikte ustalık için gerekli olan 3 özellik sıralandı: Sadakat, sabır ve zaman. Yani bir alanda hemen oluvermenin zaman aldığını, yapmış olduğumuz işe aşk ile bağlanmamızı ve ona asla ihanet etmememiz gerektiğini bir kez daha gördüm. Ve elbette en sonunda ondan alacağımız meyveleri ise sabırla beklememiz gerektiğini de… Özdemir Asaf’tan bir alıntı galiba bu durumu çok güzel özetlemektedir: “Damla kendini tamamlayınca damlar…” Her üretimde, her bir yaratımda ve her bir yeni üründe ciddi bir birikime ve emeğe ihtiyaç olduğu çok açıktır. Dersimiz inovasyon, kalkınma ve yaratıcılık temalarındaydı. Aslında dersimizin izlencesinden biraz farklı görünse bile aslında eğitimin ulaşmak istediği en nihai sonucu daha şimdiden Dr. Kalaycı ile görmüştük. Biz hep demiyor muyuz? “Eğitim yeni bir şey düşünmek, yeni bir şey yaratmak ve yeni bir şey keşfetmektir.” Bunların nasıl olabileceğinin ipuçlarını içeriği dolu dolu olan bir dersimizle anlamaya çalıştık. Peki, yaratıcık neydi? Gelen farklı cevapların üzerine, bir cevap da benden gelmişti: “İnsanlığa faydalı olan şeylerdir…” Dr. Kalaycı’dan gelen yeni bir soruyla irkilmiştim: “Yaratıcılık, her zaman insana faydalı olacak bir şey midir?” Düşününce hiç de öyle olmadığını yakın tarihimizden örneklerle gördük. Neydi bunlar? Atom bombası, Ruanda oteli katliamı ve dünyanın diğer bölgelerinde bu durumlara benzer hadiseler… Demek ki her yaratıcılık insana faydalı olmuyor, bilakis insanlığın sonunu getiriyordu.

Dersimiz bir diğer tartışma konusu ise, yurtdışında güzel örneklerini görüp ülkemizde umarsızca tükettiğimiz kuramlardı. Bunların en başında “Çoklu Zeka Kuramı” nın geldiği görülmektedir. Bunun alında yatan temel neden ise okuduğumuz kuramları tam anlamıyla, yani hakkıyla enikonu okumadığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu eksik ve yüzün okumalarımızdan sonra da kuramı kavrayışımız ve hatta ona getireceğimiz eleştiriler de haksız ve yersiz olmaktadır. Durum böyle olunca da ülkemizde eğitimde faydalı olmasını beklediğimiz kuramlar beklenen sonucu vermediği ve kısa bir süre sonra ise bitip tükendiğini görmekteyiz. Yalnızca “Çoklu zekâ kuramı” olsa… Bunun yanında 2005 yılında eğitim programlarımızı revize edip yapılandırırken temel aldığımız “Yapılandırmacılığı” 5-6 sene gibi çok kısa bir sürede tükettiğimiz hatta tu kaka ilan ettiğimiz bir kuram haline getirmedik mi? Tam da bu nokta şu soruyu sorasım geliyor? Sahi, biz neyi tam ve hakkıyla anladık? Gözümüzün önünde ve her gün öğretmenlerimizden duyduğumuz “öğrenci-merkezli yaklaşım”… Sizce bunu da biz ve öğretmenlerimiz ne kadar anladılar da öğrenci merkezli bir eğitim yapmaya çalışıyoruz. Gestalt kuramcılarının fil metaforuyla anlatmaya çalıştıkları durum aslında bizim durumumuzu özetliyor. Karanlık bir oda düşünün ve bu odada herkes kocaman bir şeyin bir tarafından tutmuş ve onu tanımlayama çalışıyor. Bu duruma benzer bir konu ise dersimizde tartıştığımız inovasyon kavramında da yaşandığını görmekteyiz. Sektör inovasyon olara, MEB yenilikçi, Arman Kırım ticat, TDK ise yenileşim olarak tanımlamaktadır. Alın size bir başka fil örneği daha… Kavram henüz çok yeni ve dünyayı kasıp kavurmaktadır. Sizce bu kavramın ve arkasındaki kuramın ömrü ne kadar olacaktır? 5 yıl, 10 yıl… Bekleyip birlikte göreceğiz. Ancak Dr. Kalaycı resmen kendini bu işe adamış durumunda… Bari bu kavram ülkemizde doğru ve hakkıyla anlaşılsın da hemen tüketilmesin…

Buraya kadar her şey tamam gibi görünüyor ben de! Peki, şimdi kendime yeniden soruyorum: “Yaratıcılık nedir?”, cevap: İçinde orijinalite barından ve insanlığın iyiliğine hizmet eden şeylerdir. Peki, “İnovasyon nedir? Cevap: Bu yaratıcılıkların ticari bir ustalıkla sanayi ile buluşturulmasıdır. Ancak bunu meydana getirmek, soruyu sorup bir çırpıda yanıtlamaya benzememektedir. Leski, Fırtına ve Yaratıcılık adlı eserinde yaratıcı süreci bir fırtına benzetmektedir. Yani bir anda coşar, sonra biraz durulur ardından yeninden şaha kalkar… Yani içinde emeği, birikimi ve sadakati barındırmaktadır. Bu iki kavramın arasındaki farka bakacak olursak, yaratıcılıkta manevi bir değer vardır, ancak inovasyonda ise maddi bir değer, yani tatmin vardır. Başarısızlık ya da yenilgiden sonra çocukluğumdan beri sürekli olarak söylenen bir söz vardı: “Ne yapayım, atomu parçalayamazdım ya!” İnsanlar bunu resmen diline pelesenk etmişlerdir. Ancak bu dedikleri gerçek oldu Cern Deneyi ile maddenin en küçük yapı taşı denen şeyi parçaladılar. Aslında başarısızlık ya da yenil anında sürekli sarf ettiğimiz bu sözü incelediğimizde içinde bir imkânsızlık ve çaresizlik barındırmaktadır. Demek ki bizim meselelere nasıl baktığımız ve onları nasıl kavradığımız bizim düşüncemizi ve hatta yaratıcılığımız da etkilemektedir. Ama elin oğlu bu durumu böyle görmedi ve atom deninde onda imkansızlık ya da çaresizlik değil, onun kafasında milyonlarda acaba oluştu ve sonunda da başardılar. Yani, bir tabu daha yıkılmış oldu…

Çok uzağa değil, yakın tarihimize baktığımızda büyüklerimizin inanılmaz hatta Dewey’i bile kendisine hayran bırakan bir okul modeli yarattılar: Köy Enstitüleri… Ancak bu okullarımız da diğer kuramlar gibi anlaşılmadan ve kavranmadan hemen tüketiverdik. Galiba bizim millet olarak temel sorunumuz ortaya koyduğumuz yenilikçi, inovatif, ticat bir şeyin, artık adına ne dersek diyelim etkilerini, sonuçlarını ve kazanımlarını göremeyecek kadar sabırsızız. Bu bakımdan yaratıcı ve inovatif düşünce içinde benim önceliğim sabırlı olmaktadır. Bundan sonra sebat, sadakat ya da sizin kendinizi tamamlayacağınız kavramlar gelmektedir…

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Gülşah Coşkun Yaşar


Bu haftaki akademik günlüğümde Nurdan Kalaycı’nın yaratıcı düşünme ve inovasyon ile ilgili paylaşımlarından edindiğim izlenimleri yazacağım. Derste yaratıcı düşünmenin benzerlerinden farklı düşünme, orijinal fikirler üretme olarak tanımlanabileceğini fakat yaratıcı düşünmenin her zaman iyi yönde olmayabileceğini de tartıştık. Örneğin, silah üretimdeki yaratıcılığın kötü yönde kullanılmasına örnek olabileceğini söyledik. Yaratıcılığın eğitimle ilgili bağlantısını yaptığımız noktada da, 1924-2004 yılları arasında programlarda yaratıcılık kelimesiyle karşılaştığımızdan fakat 2004 yılından sonra yaratıcılık yerine yenilikçi düşünme kavramının kullanıldığından bahsettik. Yaratıcılık kelimesinin MEB tarafından yenilikçilik, TDK tarafından ise yenileşim olarak kullanıldığını öğrenmek benim için ilgi çekici ve daha önce hiç dikkat etmediğim bir noktaydı.

İnovasyon kelimesi ile yaratıcılığın ayrımını yaparken ise aslında inovasyonun ticari ustalıkla birleşmesi olarak tanımlanabileceğini konuştuk. İnovasyonun iki şekilde sınıflandırılabileceğinden bahsettik. Radikal inovasyonun maddi ve manevi değere sahip, işlevsel olan ve ilk yaratılan bir şeyi yani bir buluşu karşıladığından; eklemleme, arttırımsal ya da kaldıraçlama innovasyonu olarak adlandırılan inovasyon grubunun ise yine maddi ve manevi değere sahip olan ve ilk yaratılan şeyin üzerine bir şey ekleme, o buluşu genişletme özelliğini karşıladığından bahsettik. Eklemleme inovasyonunda yaratılan şeye yapılan iyileştirme ve geliştirmeler mevcuttur. Bu iki inovasyon çeşidi için radikal inovasyona köy enstitüleri, eklemleme inovasyonuna da gelişmekte olan ülkelerin bir ilacın içerisindeki etken maddeyi değiştirip yeni bir ürünmüş gibi piyasaya sürmeleri örnek verildi. Bu örneklerle bu sınıflandırma kafamda daha net bir hal aldı.

Derste ayrıca bu iki ana grup inovasyon çeşidinin ‘ürün alanında inovasyon, hizmet alanında inovasyon, süreç alanında inovasyon, organizasyonel alanda inovasyon ve deneyim alanında inovasyon’ olmak üzere 5 alt grubunun da olduğunu da tartıştık. Ürün alanında inovasyon yapıldığında var olan üründe farklılık, değişiklik ve yenilik yapılmaktadır. Hizmet inovasyonunda hizmetin sunum ve dağıtım şeklinde farklılık ve yenilik söz konusudur. Otobüs duraklarına yapılan kütüphaneler, yemeksepeti.com gibi hizmetler bu alanda yapılan inovasyonlara örnek verilebilir. Süreç alanında inovasyonda ise var olan yöntemlerin iyileştirilip daha fazla geliştirilmesi söz konusudur. Organizasyonel alanda inovasyon ise yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesidir.  Var olan yöntemlerin okul, fabrika ve firma şartlarına uyarlanarak yeniden kullanılmasıdır.  Deneyim alanında yapılan inovasyon ise vatandaşın, öğrencinin, hastanın müşterinin kendisini özel hissetmesini sağlamayı amaçlayan inovasyon türüdür.

Yaratıcılık ve inovasyon kavramlarını ayrıntılı değerlendirip net bir çerçeve çizdikten sonra bu kavramları eğitimde nereye koymalı eğitimle nasıl ilişkilendirmeliyiz ve yaratıcı düşünen ve inovasyon yapma eğilimde olan öğretmenleri nasıl yetiştirmeliyiz noktasında söylenenler bence çok değerli ve çok dikkat çekiciydi.

Öncelikle bu özelliklerde öğretmenler yetiştirebilmek için lisans ve yüksek lisans programlarının değişen koşullara göre sürekli revize edilmesinin gerekliliği üzerinde durduk. Teknoloji, değişen ihtiyaçlar, iş dünyasının beklentileri gün geçtikçe değişmekte ve buna bağlı olarak da lisans ve yüksek lisans programlarının bu değişime ayak uydurması için sürekli bir dönüşüm içerisinde olması gerekmektedir.  Alan derslerinin daha öğrenci merkezli ve inovatif verilebilmesi sorunu da bir diğer problem alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki, lisans programlarında kendi deneyimlerimin de gösterdiği gibi çok öğrenci merkezli ders işlendiğini söyleyemem. Ama bu konuda sadece öğretim elemanlarını suçlamanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Sınıf mevcutlarının çok fazla olması ile lisans programlarında öğrenci merkezli ders işlemenin bir öğretim elemanı açısından çok problemli olabileceğini düşünüyorum. Ama yine de alan gezileri, ders dışı uygulamalar gibi innovatif şeyler tabii yapılabilir. Lisans ve yüksek lisans programlarında seçmeli ders sayısının arttırılması noktasının ise çok daha ayrı bir önem teşkil ettiğini düşünüyorum. Birkaç yıl sonra mesleğe adım atacak ve hayatlarına yön verecek lisans öğrencilerinin kendi ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik, otonomilerini kullanarak gerçekten ilgi duydukları alanlarda kendilerini geliştirmeleri için onlara çok geniş olanaklar sunulması gerekmektedir. Bu da seçmeli derslerin çeşitliliğini ve sayısını arttırmakla ve bu derslerin önündeki engelleri kaldırmakla olabilir. Aday öğretmenlerin geniş yelpazede sunulan seçmeli dersler vasıtasıyla alan bilgilerinin yanı sıra entelektüel gelişimlerini arttırabilme ihtimalleri düşünüldüğünde aslında öğretmenlerin mesleki gelişimlerine de birçok yönden katkı sağlandığı unutulmamalıdır.  Bunun yanı sıra, öğretmen adaylarının faklı fakültelerden ders alabilmeleri kendilerini farklı alanlarda da geliştirmelerine fırsat sağlayacak ve ihtiyaç duyduğumuz öğretmen niteliğini arttırma konusunda yardımcı olacaktır.

Yaratıcı ve innovasyon yapma eğiliminde olan bireyler yetiştirmek aslında zor değildir. Sadece önce bu anlamda geleceğin bireylerini yetiştirecek öğretmenlerin önlerindeki engeller kaldırılmalı kendilerini eğitimlerini alırken her yönden geliştirebilmelerine fırsat sunulmalıdır. Bu zihniyetle ve çok yönlü yetişen öğretmen adayları mesleğe başladıklarında öğrencilerine yaratıcı ve innovatif etkinlikler sağlayabilir ve onlarında çok yönlü gelişimlerini destekleyebilir.

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Alev Elmalı


Nurdan Kalaycı hocamızı misafir ettiğimiz bu derste 21. yüzyıl becerileri olarak tanımlanan özelliklerin başında gelen yaratıcılık ve inovasyon konularını tartıştık. İnovasyon kelimesinin yanlış algılanması, yaratıcılıkla bağlantısının iyi ve eğitimle ilişkisinin incelenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Derste inovasyon kavramının ve yaratıcı düşünmenin kuramsal boyutları ele alınarak bu konunun eğitimde nasıl yansıtılacağına ilişkin öneriler tartışılmıştı. Öncelikle kalkınmanın itici gücü insan olduğu ve bu eylemlerin de temelinin yaratıcı düşünme olduğu unutulmamalıdır. Peki ama yaratıcı düşünme nedir? Yaratıcı düşünmeyi ben daha önce düşünülmemiş şeylerin üzerine düşünme, yeni orjinali meydana getirme olarak anlıyorum. İnovasyon ise yeni fikirlerin değere dönüşmesi, yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir. Yaratıcılığın gelişmesi içinse kuramın çok iyi bilinmesi gerekir, emek vermek, detaylıca etraflıca anlayıp değerlendirmek gerekir. Yaratıcılığın uzun zaman aldığı, bir fırtına gibi hareket ettiği, dinamikliği, gelgitlerinin olması ve sürekli emek vermekle gerçekleşmesi unutulmamalıdır. Üzerinde yeterince bilgi sahibi olmadığımız alanlarda yaratıcılığımızın gelişmesi zordur.

Yaratıcılığın eğitim programları ile ilişkisinin incelenmesi önemlidir. Bugün bizler eğer ülkemizde Elon Musk’lar yetiştiremiyorsak, teknolojiye ve sanayiye yeni ve orijinal fikirler katamıyorsak bu noktada eğitimle ilişkilerin incelenmesi gereklidir.  2004 yılına kadar programlarda yaratıcılık kavramı varken daha sonra yaratıcılık yerine yenilikçi düşünme kavramının kullanılması söz konusu olmuştur. TDK tarafından ise bu kavram yerine yenileşimin, Arman Kırım tarafından da ticat kelimesinin kullanıldığını öğrenmek şaşırtıcıydı.

Derste inovasyonun radikal inovasyon ve eklemleme inovayonu olmak üzere iki şekilde sınıflandırılabileceğinden bahsettik. Radikal inovasyon işlevsel olan ve ilk yaratılan bir buluşu ifade eder, eklemleme, arttırımsal ya da kaldıraçlama innovasyonu yaratılan şeyin üzerine bir şey ekleme, o buluşu genişletme özelliğini ifade eder. Eklemleme inovasyonunda yaratılan şeye yapılan iyileştirme ve geliştirmeler mevcuttur. Radikal inovasyon için köy enstitüleri, eklemleme inovasyonu için ise bir ilacın içerisindeki etken maddeyi değiştirip yeni bir ürünmüş gibi piyasaya sürmek, herkes için özel ilaç üretimi örnekleri verilmiştir.

İki ana grup inovasyon çeşidinin ‘ürün, hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim’ alanlarında olmak üzere 5 alt grubu vardır. Ürün alanında inovasyon kaşık şeklinde üretilen öksürük şurubu örneğiyle, hizmet inovasyon otobüs duraklarına yapılan kütüphaneler, yemeksepeti.com gibi hizmetler, süreç alanında inovasyon eğitim durumları ve değerlendirmede yapılan yenilikler, organizasyonel alanda inovasyon ise yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesi, deneyim alanında yapılan inovasyon ise kişinin kendisini özel hissetmesini sağlamayı amaçlamasıdır.

Yaratıcı düşünmenin eğitimle birleşmesi noktasında öncelikle öğretmenlerin bu alanda yeterliliği üzerine tartıştık. Teknoloji, değişen ihtiyaçlar, iş dünyasının beklentileri gün geçtikçe değişmekte ve buna bağlı olarak da lisans ve yüksek lisans programlarının bu değişime ayak uydurması için sürekli bir dönüşüm içerisinde olması gerekmektedir. Özellikle lisans ve yüksek lisans programlarında seçmeli ders sayısının arttırılması noktasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Alan derslerinin daha öğrenci merkezli hale getirilmesi, farklı fakültelerden ders alınması, kulüp çalışmalarının artırılması ve en önemlisi de bu değişimlere açık zihniyette öğretim elemanlarıyla işbirliği yapılması gereklidir.

Yaratıcı düşünen bireylerin yetiştirilmesi, eğitimin kalbi olan öğretmenlerin bu alanda eğitimleriyle başlar. Önce öğretmen eğitiminde yapılacak değişiklikler ile öğretmen adaylarının her yönden gelişebilecekleri ortamlar yaratılmalıdır. Nedeni, niçini irdelemeyen, kaynağına inilmeyen, kısaca doğru teşhis konulmayan hiçbir soruna çözüm üretilemez. Yaratıcı düşünmedeki eksikliğimizin kaynağı doğru anlaşılmalı ve geleceğimize de yön verecek bireylerin yetiştirilmesi için eğitimin, öğretmenin, eğitim programının rolü unutulmamalıdır.

Özellikle dersin başında zaman, sabır ve sadakat üzerine izlediğimiz Yetkin Dikinciler videosunu, Özdemir Asaf’ın ‘Damla ancak kendini tamamlayınca damlar.’ ifadesini son derece etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca, Ankara üzerine konuştuğumuz, Ankara’nın bilim için son derece iyi bir yer olduğunu, bu coğrafyanın da bilime etkilerini çok anlamlı bulduğumu söyleyebilirim. Bu şehir gerçekten insanı eğitime, bilime itiyor. Denizle çevrili, bol yeşillikli, huzurlu bir şehirde yaşasaydık belki de bilim aşkına düşmemiz zor olacaktı J Nurdan hocamızdan hem eğitim anlamında hem de genel kültür anlamında öğreneceğimiz çok şey var.

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Yalçın Çetinkaya


Nurdan Kalaycı hocamızın “inovasyon ve eğitim” başlığı altındaki paylaşımlarını, özellikle “yaratıcı düşünme” üzerine dikkatleri çekmesi bakımından çok önemli bulduğumu belirtmeliyim. Nurdan Kalaycı hocamızın ifade ettiği şekliyle ekonomi insan eylemlerinin bir sonucudur; itici gücü ise insandır. İnsan faaliyetleriyle farklılık oluşturmalıdır; bu farkı yaratacak olan ise yaratıcı düşünme becerisidir. Dolayısıyla yaratıcı düşünme ve bugünün ekonomik dinamikleri arasında apaçık bir ilişki bulunmaktadır.

İşte bu noktada inovasyon kavramının altını çizmeliyiz. Yeni fikirlerin bir değere dönüşmesi ve ticari ustalıkla birleşerek bir yarara evirilmesini inovasyon olarak tanımlayabiliriz. Yeni fikirler dediğimizde ise işaret ettiğimiz şey aslında bizim için yeni olmayan, uzun zamandır eğitim programlarımızla ulaşmayı umduğumuz “yaratıcı düşünme” becerisinden başka bir şey değildir. Sadece yaratıcı düşünen bireyler orijinalliği bulunan ve farklılık yaratan ürünler ortaya çıkarabilecek ve inovatif eylemlerim içerisinde olabileceklerdir. Ancak yaratıcı düşünmenin kritik önemine değinmeden önce, sistematik anlayışta fazlaca vurgulanan eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkiye yeniden dönmek istiyorum. Çünkü inovasyonu konuşurken ekonomiden fazlaca bahsetmiş olduk. İnovasyon kavramı doğrudan inovasyona dayalı bir hizmet ekonomisini çağrıştırmaktadır. Ancak bu yeni ekonomik düzenin eğitimden beklentisi sistematik bakışta konuştuğumuz “bir dizi becerinin öğrencilere kazandırılması” ile benzeşmemektedir. Sistematik anlayış halihazırda var olan rollerin bilgisi ile öğrenenlerin buluşturulmasını isterken, diğerinde inovatif faaliyetleriyle ekonomiyi yeniden ve yeniden organize edecek bireylere ihtiyaç vurgulanmaktadır. İlkinde ekonominin isteklerinin yön verdiği bir eğitim tasarımı bulunurken, diğerinde ekonomiye yön verecek bireyler hedeflenmektedir. Bu haliyle, ekonominin eğitim programlarından beklentisi ve etkisi sanırım daha az eleştirilebilir nitelikte olup, daha kolay kabul görebilecektir.

“Yaratıcı düşünme” uzun zamandır programlarımızda olmasına rağmen istediğimiz dönüşümleri ne yazık ki gerçekleştiremiyoruz. Bunun kaynağı olarak öğrencilerin yetersizliklerini göstermek yersiz bir suçlama olacaktır. Okul sıralarına ilk oturdukları günden itibaren farklı düşüncelerin hoş görüldüğü, tartışma/fikir paylaşımlarını destekleyen ve işbirlikli öğrenmenin öne çıkarıldığı tasarımlarla karşılaşmayan öğrencilerden yaratıcı düşünmelerini beklemek nafiledir. Biz öğretmenler olarak vermeye, öğrenciler ise almaya programlanmış birer robot gibi okullarda yerlerimizi aldık. Bu haliyle okullarımızın yaratıcılığı beslemekten çok, körelttiğini bile söyleyebiliriz. Gözlem yapan, eksiklikleri keşfeden ve özgül ürünler ortaya koyma hevesinin sarmaladığı öğrenciler için eğitim programlarımızı gözden geçirmek ve çocukların yaratıcılıklarını destekleyecek formüller bulmak zorundayız. Öğrencilerin yaratıcı düşünenler olmasını istiyorsak eğer, bir adım geriye gitmeli ve öğrencilerimizin düşünmesini sağlamalıyız. Sadece belli birkaç dersi önceleyerek, bu dersleri de oldukça mekanik bir işleyişle yürüterek yaptığımız şey ezberleyen öğrenciler yetiştirmekten başka bir şey değil. Bundan vazgeçmediğimiz sürece eğitim programlarımızda istediğimiz kadar “yaratıcı düşünme” vurgusu yapalım, istediğimiz değişimi gerçekleştiremeyeceğimiz kesindir. Öğrencileri sadece kitaplardaki bilgiyle doldurulması gereken boş levhalar olarak görerek yıllarımızı geçirdik, artık zaman kaybetmeden bu anlayışı terk etmeliyiz. Öğrenciler düşünmeli, sorgulamalı ve yorumlamalıdır; bu ise bilgiyi olduğu haliyle onlara vermekten çok başka bir şeydir -ki bunu bile hakkıyla yapamadığımız ortadadır-. Hiçbir zaman hak ettiği kıymeti görememiş olan başta Felsefe ve Sanat dersleri olmak üzere, çok çeşitli seçimlik dersler de bu eksikliğin giderilmesinde oldukça yararlı olacaktır.

Yaratıcı düşünemeyen öğrenciler yetiştirilmesinin önemli sebeplerinden biri başarının ölçütü olan ve hesapverebilirlik mekanizması gibi işleyen merkezi sınavlardır. Bu sınavlar öğretmenin hareket alanını daraltırken, öğrencileri de daha çok ezbere itmektedir. Öğrenci çoktan seçmeli sorular arasında, kendisine sunulanlardan doğru olanı bulduğunda başarılı olarak nitelendirilmektedir. Kendisinin yeni bir şey bulmasına gerek yoktur, hazırda var olanlar arasından doğru olanı göstermesi yeterlidir. Başarıyı dört seçenekten doğru olanı seçmekle eşleştirdiğimiz müddetçe öğrencilerin süregelen “yaratıcı düşünememe” sorunu varlığını koruyacaktır.

Yaratıcı düşünen bireylerin yetiştirilmesi, onları yetiştirecek öğretmenlerin de yaratıcı düşünen eğitmenler olarak yetiştirilmesi ile mümkündür. Bu farkındalığa sahip olmadan öğretme ehliyetine kavuşan birinin, mesleğin içerisinde -özellikle bir önceki paragraftaki işleyişe rağmen- bunu kazanması pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla hizmet öncesi eğitim süreçlerini de gözden geçirmek zorundayız. Ülkemizdeki öğretmenleri düşündüğümüzde gözümüzün önüne yaratıcı düşünen ve bu anlamda öğrencilerini destekleyebilecek bir grubun gelmeyeceğini dikkate alırsak, bu ihtiyaç daha iyi anlaşılacaktır.

Birileri üretiyor, biz ise onları ne kadar iyi kullandığımızla övünüyoruz. Örneğin, benim en çok üzüldüğüm ve şaşırdığım konulardan biri; çok sayıda ülkenin kendine ait birçok otomobil markası varken, büyük bir ülke olmakla keyiflenen bizlerin kendi üretimi olan bir otomobilinin hala olmayışıdır. Üstelik ilk otomobilden bu yana bir asırdan daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen. Örnekler -maalesef kolaylıkla- çoğaltılabilir. İyi birer tüketiciyiz ancak üretkenlik söz konusu olduğunda sınıfta kaldığımızı düşünüyorum ve böyle devam edersek dördüncü sanayi devrimini de kaçıracağımıza hiç şüphe yoktur.  

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Emine KUTLU


8. haftamızdaki konuğumuz Gazi Üniversitesinden Prof. Dr. Nurdan Kalaycı Hocamız oldu ve bizimle yaratıcı düşünme ve inovasyon üzerine paylaşımlarda bulundu. Bu haftaki değerlendirme yazımı hem Nurdan Hocanın katılımının bende bıraktığı izler hem de derste üzerinde durduğumuz konuların zihnimde uyandırdığı düşünceler üzerine yapacağım.

Guy Senese’in ardından Nurdan Hoca bu ders kapsamında bizim ikinci misafirimiz oldu ve her ikisini de tanımaktan büyük keyif aldım. Farklı kurum ve çevrelerden gelen akademisyenlerin derslerimize katılmasını ve bizlerle paylaşımda bulunmalarını oldukça önemli buluyorum çünkü böylesi etkileşimlerin bizim çevremizde olup bitenleri gerek akademik gerek sosyal anlamda daha iyi algılamamıza ve anlamamıza yardımcı olacağını ve böylelikle de bizim daha geniş ve kapsayıcı bir bakış açısına sahip olmamızı sağlayacağını düşünüyorum. Kendi içinde bulunduğumuz akademik ortamın yarattığı küçük dünyamızdan biraz uzaklaşıp alanımıza ilişkin diğer ülkelerde ya da kurumlarda nelerin tartışıldığını, nelerin eksik ya da doğru bulunduğunu ve ortak noktalarımızın ve ayrıştığımız konuların neler olduğunu keşfetmemiz bizleri daha donanımlı eğitmenler, akademisyenler ve bireyler yapacaktır. Bu yüzden akademik paylaşımlar ve tartışmalar sadece konferanslarla ve seminerlerle sınırlı kalmamalı, sınıf ortamına da taşınmalı diye düşünüyorum. Özellikle de bizlerden farklı bakış açısına sahip bireylerle etkileşim içerisinde olmak, üzerinde tartıştığımız ya da çalıştığımız konuya ilişkin kendi fikirlerimizi gözden geçirmemize ve onları sağlam temellere oturtmamızı sağlayacağı gibi birbirimizin görüşlerine karşı yapıcı eleştiriler geliştirmemize ve böylece saygı, karşılıklı kabul ve anlayışa dayalı bir paylaşım ortamı oluşturmamıza da yardımcı olacaktır. Böylesi olumlu bir iklimin hâkim olduğu yerde de paylaşımlarımız sadece bilgiyle ya da bilginin aktarımıyla sınırlı kalmayacaktır; yaratıcı düşünme ve çalışma yönümüz de ortaya çıkacaktır ve bu sayede alanımıza ilişkin gerçek anlamda bir şeyler üretmeye başlayacağız.

Üretim, yaratıcı düşünme ve inovasyon Nurdan Hocanın da derste üzerinde durduğu konulardı. Pek çoğumuzun bildiği gibi eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim ve işbirliği becerileriyle birlikte yaratıcılık 21. yüzyılın temel yeterliklerinden birini oluşturmaktadır ve üretimle arasındaki ilişkiden dolayı yaratıcı düşünme, Nurdan Hocanın da belirttiği gibi, “kalkınmanın temelinde yer almaktadır”. Bu kalkınma sadece teknolojik ya da sanatsal ürünlerin üretimiyle gerçekleşmeyecektir elbette; toplumu, kültürü ve değişen dinamikleri anlamamıza yardımcı olacak fikirlerin üretimi de kalkınmaya yardımcı olacaktır.

Yaratıcı düşünme ve inovasyon, yani “yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesi ve yeni fikirlerin bir yarara dönüşmesi” (Kalaycı), ticari kaygıları ve ekonomik gelişmeyi akla getirse de eğitimciler olarak bizi ilgilendiren boyutu yaratıcı düşünme ve inovasyon neticesinde ortaya çıkan ürünün sağlayacağı eğitsel ve toplumsal yarardır. Eğitimciler olarak bizler yaratıcı düşünmeyi ve inovasyonu derslerimizde ve eğitim programlarımızda işe koştuğumuzda doğrudan maddi bir kazanç elde edemeyebiliriz belki ancak bizim elde edeceğimiz kazanç – daha iyi bir öğrenme ortamının oluşturulması, daha kalıcı öğrenmelerin geliştirilmesi gibi – ondan daha değerli olacaktır çünkü bu toplumun dönüştürülmesinin ve kalkınmasının önünü açacaktır.

Hayal gücü ve yaratıcılığın her bireyin içgüdüsel olarak sahip olduğu özelliklerden olduğunu düşünüyorum. Özellikle küçük yaş gruplarındaki çocuklarla etkileşime geçtiğimizde, onların oyunlarını izleyip konuşmalarını dinlediğimizde ya da resimlerini incelediğimizde hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının uçsuz bucaksız olduğunu görebiliyorsunuz ve bu noktada insan ‘onların zihni bizimkinden farklı çalışıyor’ demekten kendini alamıyor. Peki nedir bu genç dimağlarla biz yetişkinler arasındaki fark? Yaş aldıkça yaratıcılığımızın azalışının ya da yok oluşunun sebebi nedir? Bunun sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları vardır elbette ancak benim üzerinde durmak istediğim eğitim sistemimizle ilgili olan boyutu. Dewey’in de söylediği gibi okul hayatın kendisi olmalıdır. Bireylerden hayal güçlerini geliştirmelerini ve bunun neticesinde yaratıcı ve inovatif ürünler ortaya çıkarmalarını bekliyor ve istiyorsak onları uzun yıllar süren eğitim serüvenlerinde kalıplara hapsetmemeliyiz. Bireyler eğitim hayatım boyunca yaratıcılığı deneyimlemeliler ki edindikleri bilgileri hayal güçleriyle birleştirerek yaratıcı ve inovatif ürünler geliştirebilsinler.

Gerek bizim eğitim programımızı gerekse dünyadaki diğer eğitim programlarını incelediğimizde uzun bir süredir yaratıcı düşünmenin o veya bu isim altında eğitim sistemlerinin bir parçası olduğunu görüyoruz ancak ülkemizden çıkan yaratıcı fikir ve ürünlere baktığımızda bu kazanımın gerçekleştiğini söylemek pek mümkün değil çünkü bunu sadece sistemin ya da dersin sonundaki bir ürün ya da çıktı olarak görüyoruz. Oysa ki yaratıcılık ve yaratıcı düşünme öğrencilerin derslerinde işe koştukları ve deneyimledikleri bir eylem olmalı; öğrenciler öğrenirken bu yönlerini kullanmalı ve öğrenirken üretmeliler. Bunun için öncelikle onların üzerindeki yanlış yapma ve başarısız olma baskısını kaldırmamız lazım, çünkü bu korkular beraberinde tekdüzeliği getiriyor. Tıpkı bir fabrika bandından çıkan ürünler gibi, okul hayatına başlayan öğrenciler sonunda hayata aynı dar pencereden bakan, yeni bir fikir ya da ürün ortaya koymaya çekinen ve cesaret edemeyen bireyler olarak çıkıyorlar. Maalesef merkezi sınav sistemi ve suni bir biçimde öğrenciler arasında oluşturulan yarış da bu tekdüzeliği tetikliyor. Ayrıca tarih, matematik gibi bilgiye dayalı konu alanlarının eğitim programlarındaki yerini dengelemeliyiz; öğrencileri resim, müzik, dans, şiir, tiyatro gibi sanatlarla daha fazla buluşturmalıyız ve bu sanat dallarını hayatlarının bir parçası haline getirmeliyiz. Yine maalesef diyorum biz bu konuda çok ama çok eksiğiz ve her geçen gün eğitim yaşantımızda sanattan biraz daha uzaklaşıyoruz. Bunu bireyin ya da ailenin sorumluluğuna bırakıyoruz ki bence çok yanlış. Üzerinde çalışmamız gereken bir diğer nokta da öğrencilerin farklılıklarla tanıştırmalıyız ve örneğin farklı yaş grubundan, etnik kökenden gelen bireylerle etkileşim halinde olmalarını sağlamalıyız. Bu onların sosyal becerilerini artıracağı gibi sorgulamalarını ve eleştirel düşünmelerini de geliştirecek, farklı dünyalar olduğunu keşfetmelerini sağlayacak ve onların çok yönlü bireyler olarak gelişimini destekleyecektir. Yazımı konuyla ilişkili olduğunu düşündüğüm ve beni bir adım atmaya, sınırlarımın ötesine geçip daha fazlasını yapmaya cesaretlendiren Samuel Beckett’in çok sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil. (Ever tried. Ever failed. No matter. Try Again. Fail again. Fail better.)”

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Okan Dede


Bu hafta Nurdan Hocamızla çok keyifli bir ders geçirdik diye düşünüyorum. Nurdan Hocamız dersi o kadar keyifli kıldı ki ders anlatışı ben de öğretmen olduğum için örnek oldu. Hocamız bu haftaki konuşmasında yaratıcılık ve inovasyondan bahsetti. 21. yüzyıl becerilerinin başında insanlığın varoluşundan bu yana önemini koruyan yaratıcı düşünme becerisi, ekonomik sistemlerin tetikleyicisi olarak da görülmektedir. Vvarolan ekonomik sistemi daha ileri taşıyabilecek anahtar etmen yaratıcılık olduğu için günümüzü “yaratıcılık çağı” olarak nitelendirebiliriz diye düşünüyorum. Yaratıcılık, yeni iş alanları ortaya çıkardığı, sosyal ve bireysel olarak güdüleyici olan inovasyonun çıkış noktası olduğu için ekonomik, toplumsal ve küresel çevrelerde de ödüllendirilmektedir.  Zaten yaratıcı düşünme kalkınmanın itici gücüdür. Buradaki kalkınma sadece ekonomik kalkınma olarak ele alınmaması gerektiğini belirttik derste. Aslında yaratıcılıkta bahsedilen kalkınmanın bir de insani boyutu vardır. Burada “Yaratıcı düşünme nedir?” bunu açıklamamız lazım. Yaratıcılık acaba faydalıkla ilgili midir? Mesela işkence yöntemleri veya atom bombası da bir yaratıcılık örneğidir. Yaratıcı düşünme fikirleri orijinal bir biçimde ortaya getirme veya beklenmeyen bileşimleri bir araya getirebilme yeteneğidir. Yaratıcı fikir geliştirebilmek için  bilgiye de ihtiyaç duyulur. Beyinlerde depoladığımız bilgi seviyesi arttıkça, ne yazık ki fikirler daha fazla tutsak edilir ve yaratıcılık seviyesi azalmaya başlar. Bu bağlamda insanoğlunun yaratıcılık seviyesi, ilk öğrenimle birlikte hızla gelişirken, üniversite eğitiminin başlaması ile birlikte gerilemeye başlar ve bir müddet sonra minimum seviyelere geri dönüşür. “Deneme ve Yanılma “ yöntemi artık icat üretmiyor. Bu nedenle bu yöntemi geliştirme çabaları da sonuç getirmiyor. Peki inovasyonla yaratıcı düşünme arasındaki fark nedir? Burada bu kavramları, kuramları tam anlamıyla bilmek çok önem kazanmaktadır. Aslında ülkemizde en fazla karıştırılan ve oldukça fazla kullanılmasına rağmen en az bilinen kavramlardan bir tanesi inovasyon. Çoğu kişinin icat veya yaratıcılık zannettiği inovasyon iki anlama da gelmiyor. Aslında inovasyon yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir. Yani yeni fikirlerin bir yarara dönüşmesidir diyebiliriz. Eğitim programları açısından bu kavramlara bakacak olursak bu kavramların programlarda yer alması aslında son derece önemli fakat bu kavramların programlarda yer alması bunların uygulandığı anlamına gelmez. Yaratıcı süreç aslında emek ve sadakat ile ilgilidir. Yaratıcı ürünün aslında “mutluluk” gibi manevi bir yönü de vardır. İnovasyon ürününün ise maddi yönü vardır. 

İnovasyonu iki yönde inceleyebiliriz. Birincisine radikal ikincisine ise arttırımsal inovosyon diyebiliriz. Radikal inovasyon ilk yaratıdır, işlevseldir ve maddi manevi değerleri vardır. Arttırımsal inovasyonda ise ilk yaratının üzerine bir şeyler koymak gerekmektedir. Derste bu konudan bahsederken Köy Enstitüleri örneği dikkatimi çekti. Bu konudan bahsederken Köy Enstitülerine inovasyon atıfı yapılması bence eğitim açısından çok önemli.  Köy Enstitüleri, kafa ve bedeni birlikte çalıştıran, yurt kalkınmasını yürütecek köy çocuklarını iş ve kültürü birlikte yürütecek bir eğitim sistemi içinde yetiştirilmesi düşünülmüştür. Bunun için okulu dört duvar arasından çıkarmışlardı. Bu da aslında bir yenilik örneğidir diyebiliriz.


İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Pınar Keleşoğlu


Bu haftaki derse konuk olarak Profesör Dr. Nurdan Kalaycı geldi. Öncesinde hocanın çalışmalarını takip etme fırsatı bulmuştum. Özellikle örtük program, toplumsal cinsiyet uygulamaları, inovasyon ve yaratıcılıkla ilgili olanlar gerçekten alandaki önemli çalışmalar olduğunu düşünüyorum. Hocanın konuk olduğu derste bizimle paylaştığı bilgilerin eğitim boyutuna yansımalarıyla ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum. Derste Özdemir Asaf’ın “Damla kendini tamamlayınca damlar.” sözünü kullanmıştı yani yaratıcılığın da bir hazırlık ve kuluçka süreci vardı. Bunun için de hocanın tanımlamasıyla zaman, sabır ve sadakat gerekiyordu. Buradan hareketle kendime bilgi olmadan yaratıcılık olabilir mi sorusunu ya da yaratıcılık ama kimin için sorularını sordum. Sonra yaratıcılık için yapılan tanımlara baktım ve karşıma benzerlerinden farklı olma, daha önce kurulmamış ilişkileri görme, günlük hayatta problem çözme vb. tümceler çıktı. Ancak birey yaratıcılığını tetikleyecek bilgiyi yani damlanın dolması metaforunu nasıl ve hangi yolla sağlayacaktı? Birey için en büyük dolum kaynağı okul, eğitim programları, aile, çevre vb. Peki, bunlar gerçekten onu bilgi anlamında dolduruyor mu ya da acaba yaratıcılığı körelterek sıradanlığa mı çeviriyor? Sonra sıradan ve sıra dışı kavramlarına bakma ihtiyacı duydum. Sıradan ve sıra dışı birbirinin arkadaşı belki de daha yakını, kardeşi. Sözlüklerde bile birbirine refere edilen sözcükler olarak yer alıyorlar. Konuya nereden bakıyorsak sıradan gördüğümüz bir şey sıra dışı hale gelebiliyor ya da sıra dışı diye düşündüğümüz şey sıradanlaşabiliyor. Belki de toplum olarak ve bilinçli şekilde yaratıcı bireyler eğitmek isteyip istemediğimiz konusunda kararsızız.

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 yılında yenilediği birçok programda “yaratıcılık” kavramıyla ya hiç ya da çok az karşılaşıyoruz. Gerçekten amaç 21. yy. ayak uydurabilen bireyleri eğitmek mi çünkü programların değiştirilme gerekçelerinden biri bu, yoksa sıra dışı fikirlere değil de sıradan fikirlere sahip, sadece topluma değil tüm toplumsal değişimlere “UYUM” sağlayan bireyler eğitmek mi?

Programlarda karşımıza çıkan bir diğer sözcük “inovasyon”. Kalkınma ile birlikte aslında ekonomide ve özel sektörde çokça duyduğumuz ancak eğitimde yaklaşık on senedir hayatımızda olan bir kavram. Bu kavram, çeşitli kurumlarda farklı şekilde kullanılmakta, örneğin yenileşim, yenilikçilik vb. Ancak bu kavramla da aramızın pekiyi olmadığını düşünüyorum ya da olması gerekir mi, bunu sorguluyorum. Çünkü ekonomik kalkınmanın temeline yerleştirilen girişimcilik ve rekabet becerileri artık öğretim programlarının başköşesinde yerini almış durumda. Bazı temel beceriler vardır ki bunlar diğer becerilerin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlar, onlara öncülük eder. Örneğin işbirliği, problem çözme, sorgulama, eleştirel düşünme ve empati.  Ama öğretim programlarındaki odak noktamız girişimcilik ve rekabet becerileri. Elbette bu beceriler gerekli ama önemli olan onu nasıl içselleştirdiğimiz, uygulamasında neler yaptığımız değil mi? Rekabet ederken birbirimize fiziksel ve duygusal olarak zarar vermeden rekabet edebilme kültürünü öğrenerek aynı zamanda çalıntı fikirlerle değil kendi orijinal fikirlerimizle cesaret gösterip girişimci ruhumuz desteklenerek bu kavramları hayatımıza sokmamız gerekmez mi? Belki de bunu başarırsak dünyadaki yerimizi sağlamlaştırabilir, rekabetin birilerini ezerek yükselmek olmadığını, girişimciliğin fikirleri değerli hale getirmek için olduğunu anlayabiliriz. Bunun için temel becerilerin yanı sıra en önemli erdemlerden olan vicdanı ve emek vermeyi öğretmek, gerekliliğini hissettirmek de gerekecek.

Derste Nurdan Hoca inovasyon türleri olarak radikal - arttırımsal inovasyon ve bunların altında yer alan diğer inovasyon türlerinden söz etmişti. Eğitim alanına baktığımızda aslında hiç uzak olmadığımız uygulamalar var. Örneğin tersyüz öğrenme ortamları, 3D sınıflar, akıllı uygulamaların eğitimde kullanılması, kendi dönemi içinde değerlendirdiğimizde karma eğitim bence radikal inovasyon örneklerinden, arttırımsal inovasyona ise sınıf mevcutların giderek azaltılması, çoklu zekâ uygulamaları, bireysel öğrenmenin desteklenmesi örnek olarak verilebilir. Eğitimde önemli olan radikal inovasyonu başlatarak attırımsal inovasyonla devam ettirmek, sürdürülebilir olmasını sağlamaktır. Sanırım eğitim politikalarının da en önemli amaçlarından biri yapılan bir uygulamanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır.

Son olarak eğitime zaman içerisinde hangi kavram girerse girsin onu sorgulamak, anlamını keşfetmek ve bize yansımalarını fark etmenin önemli olduğunu ve eğitim sisteminde başımıza icat çıkaracak, özyönetim becerisi ve özbenlik algısı gelişmiş bireylere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Derya Acar Başeğmez


Yaratıcı düşünme, benzerlerinden farklı düşünmek ve orijinal fikirler üretmektir. Eğitim sistemimize bakıldığında 1924-2004 yılları arasındaki program kazanımlarında “yaratıcılık” kavramı yer almaktadır. 2004 yılı sonrasında “yenilikçi düşünme” kavramı kullanılmaya başlanmıştır.  İnovasyon ise yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir. Bir anlamda yeni şeyler üretme ve yapmadır. Radikal ve artırımsal inovasyon olarak temelde ikiye ayrılmaktadır. Radikal inovasyon maddi ve manevi değer yönü olan ilk buluştur. Artırımsal inovasyon ise ilk buluşun üzerine bir şey ekleme, genişletmedir. Ülkemizde radikal inovasyon örneği olarak “Köy Enstitüleri” verilebilir. Radikal ve artırımsal inovasyon türlerinin ürün, hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim alanında olmak üzere beş alt kategorisi bulunmaktadır.


+Ürün alanında inovasyon: Farklı ve yeni ürünün geliştirilmesidir.
+Hizmet alanında inovasyon: Yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş hizmet yaklaşımıdır. Örnek olarak Mustafa Güzelgöz’ün kütüphaneyi halkın ayağına götürmek amacıyla eşeği ile köylere hizmet vermesi gösterilebilir.
+Süreç alanında inovasyon: Var olan yöntemlerin iyileştirilip daha fazla geliştirilmesidir. Eğitim alanında daha çok bu inovasyon türünün etkileri görülmektedir.
+Organizasyonel alanda inovasyon: Yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesidir. Tıp alanında jigsaw yönteminin kullanılması örnek olarak verilebilir.

+Deneyim alanında inovasyon: Kişinin, öğrencinin, müşterinin, hastanın kendini özel hissetmesini sağlamaktır.

Bu konudaki düşüncelerimi şu şekilde özetleyebilirim. Eğitim sistemimizde okullarda yaratıcılık ve inovasyonun yerleştirilmesi ve geliştirilmesinde öğretmenlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Öğretmenlerin önemli modeller olduğu düşünüldüğünde sınıf içi ve sınıf dışı uygulamalarda yaratıcı düşünme becerilerine ilişkin davranışlarda bulunması öğrencilerin de hayatlarında yenilikçi düşünme becerilerini kullanabilmelerini kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda özellikle öğretmenlerin bu yönlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılabilir. Kulüp çalışmaları ve etkinlik köşeleri ile hem öğretmenler hem de öğrenciler yaratıcı yönlerini geliştirerek yeni ürünler ortaya çıkarabilirler. Bu amaçla öğretmenlere hizmet içi eğitim uygulamaları ile kendilerini geliştirme imkanları tanınabilir. Eğitim politikaları geliştirilirken yaratıcılık ve inovasyon kavramlarının geliştirilmesine yönelik uygulamalar yapılabilir. Çünkü sorgulayan, yaratıcı düşünen, eleştiren ve kendini sürekli geliştiren öğrencilerin geliştirilmesi öğretmenlerin bu kavramları hayatlarına nasıl aktardıklarıyla bir anlamda yakından ilişkilidir.

İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Gülden Sarıkoç Bilir

Geçtiğimiz derse misafir olarak katılan değerli hoca Prof. Dr. Nurdan Kalaycı yaratıcı düşünme ile ilgili paylaşımlarda bulundu. Yaratıcılığın orjinal fikirlerin bir araya gelmesi ile oluştuğu ve yeni bir fikir olduğu vurgulandı. Yaratıcılığın her zaman yararlı olmadığı, bazen çok da zararlı olabileceği konuşuldu. Örneğin atam bombası, çok yaratıcı bir fikirdir ama çok da yıkıcıdır ve insanlar çok zarar görmüştür.

Yaratıcı olmak için birikimin öneminden bahsedildi, birikim olmadan üretim de olamaz. Birikim ile ilgili üç önemli kavram: Zaman, sabır ve sadakat. Her çalışma bir emek ister, her çalışmaya zaman ayrılmalıdır ve her çalışmaya sağlam, güçlü ve içten bağlı olmak gerekir. Değerli hocamızın fikirlerine katılmamak elde degil, çalışma gece uykusuzlukları, yorgunlukları beraberinde getiriyor; sabır ve sadakat olmadan bunlarla başetmek zor.

İnovasyon çok gündemde olan bir konu. İnovasyonun anlamı yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşimi. İnovasyon kelime olarak çok havalı, yeni bir terimi ifade ediyor gibi olabilir ama değerli hocamızın da belirttiği gibi yaratıcılık geçmişten günümüze her eğitim programında vardı. 2018 yılına ait Türkçe öğretim programında yaratıcılık sözcük olarak iki yerde geçmektedir. Birincisi “Yetkinlikler” başlığı altında aşağıdaki gibi yer almaktadır:

İnisiyatif alma ve girişimcilik: Bireyin düşüncelerini eyleme dönüştürme becerisini ifade eder. Yaratıcılık, yenilik ve risk almanın yanında hedeflere ulaşmak için planlama yapma ve proje yönetme yeteneğini de içerir. Bu yetkinlik, herkesi sadece evde ve toplumda değil işlerine ait bağlam ve şartların farkında olabilmeleri ve iş fırsatlarını yakalayabilmeleri için aynı zamanda iş hayatında desteklemekte; toplumsal ve ticari etkinliklere girişen veya katkıda bulunan kişilerin ihtiyaç duydukları daha özgün bilgi ve beceriler için de bir temel teşkil etmektedir. Etik değerlerin farkında olma ve iyi yönetişimi desteklemeyi de kapsar.

Burada yaratıcılık için planlama yapmanın ve proje yönetiminin gerekliliği anlatılırken risk almadan bahsedilmektedir. Risk alma daha çok işletme alanında kullanılan bir terim. Yaratıcılığın girişimcilik başlığı altında verilmesi, yaratıcılıkla ilgili beklenetinin doğrudan verime dayandırıldığını, gelecekte ticari etkinliklere alt yapı sağlayacağını düşünmeme neden oldu. İş fırsatlarının yakalanması, iş hayatını desteklemesi gibi söylemler işletme alanında kullanılan inovasyon sözcüğüne daha yakın. İlkokul programındaki beklentilerin ve istenen yetkinliklerin daha öğrenciye uygun olması görüşündeyim.

İkincisi “Öğretim Programlarında Ölçme ve Değerlendirme Yaklaşımı” başlığı altında aşağıdaki gibi geçmektedir:

Hiçbir insan bir başkasının birebir aynısı değildir. Bu sebeple öğretim programlarının ve buna bağlı olarak ölçme ve değerlendirme sürecinin “herkese uygun”, “herkes için geçerli ve standart olması” insanın doğasına terstir. Bu sebeple ölçme ve değerlendirme sürecinde azami çeşitlilik ve esneklik anlayışıyla hareket edilmesi şarttır. Öğretim programları bu açıdan bir yol göstericidir. Öğretim programlarından ölçme değerlendirmeye ait bütün unsurları içermesini beklemek gerçekçi bir beklenti olarak değerlendirilemez. Eğitimde çeşitlilik; birey, eğitim düzeyi, ders içeriği, sosyal ortam, okul imkânları vb. iç ve dış dinamiklerden ciddi şekilde etkilendiği için, ölçme ve değerlendirme uygulamalarının etkililiğini sağlamada öncelik öğretim programlarından değil öğretmen ve eğitim uygulayıcılarından beklenir. Bu noktada özgünlük ve yaratıcılık öğretmenlerden temel beklentidir.

Burada geçtiği anlamıyla yaratıcılık öğretmenin yaratıcı olarak değişik ölçme ve değerlendirme araçlarını kullanması anlamındadır. Paragrafta geçen öğrenciye göre esnek bir değerlendirme anlayışının olması günümüzde pek kullanılıyor olmasa da böyle bir düşüncenin programda yer alması iyidir. Herkese uyan ve standart bir ölçme anlayışından uzaklaşılması gerektiği anlatılmaktadır; Türkiye’de her seviyede standart sınavlar varken ve bu bizim kültürümüz haline gelmişken bu fikirden uzaklaşma için zaman gerektiği görüşündeyim. 

Geçtiğimiz yıllarda kullanılan öğretim programlarında “inovasyon ve yaratıcılık” sözcükleri daha çok geçerken son yapılan düzeltmelerle oluşturulan öğretim programlarında bu sözcüklerden inovasyon hiç kullanılmamakta, yaratıcılık ise iki ya da üç yerde geçmektedir. Böyle bir değişikliğe neden gidilmiştir? Bu azalmanın nedeni uygulamanın zorluğundan mı yoksa programın temele aldığı felsefenin farklılığından mı kaynaklanmaktadır?

Değerli hocamız inovasyon çeşitlerinden bahsetti. Bunlar: radikal ve artırımsal inovasyon. Radikal inovasyon ilk, işlevsel ve değerli olmalıdır. Radikal inovasyona  örnek olarak köy ensitüleri verilebilir. Köy enstitülerinde bilgi iş haline getirilir, öğrenerek üreten, üreterek öğrenen bir anlayış vardır. Köy enstitüleri programı Türkiye’de program, yapısı ve süreci bakımından elde edilmeyecek kadar güçlü bir programdır. Bazı nedenlerle kapatılması öngörülerek kapatılmış ve yerine daha iyisi de gelmemiştir. Artırımsal inovasyon da adım adım geliştirme anlamında kullanılmaktadır. 

İnovasyon türlerinin alt kategorileri ürün, hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim alanlarındadır. Hepsinin ortak özelliği yeni, farklı ve işe yarar olmalarıdır.