Prof. Nurdan Kalaycı ve EPÖ Doktorantlarımız (04.04.2018)
Eğitim Programı Kuramları üzerine bir blog.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Metin Kartal
Bu haftaki
dersimize Dr. Nurdan Kalaycı’nın katılacak olmasından ötürü dersimize kısa bir
tartışma ile başladık. John Dewey’in Deneyim ve Eğitim Kitabında geçmişin bir
amaç (ends) olarak değil de bir araç (means) olarak kullanılması gerektiği
vurgusuyla tartışmamızı tamamlamıştık. Ardın Dr. Kalaycı ile başladığımız
derste bir video ile başladık. Videodaki usta vurgusu ile birlikte ustalık için
gerekli olan 3 özellik sıralandı: Sadakat, sabır ve zaman. Yani bir alanda
hemen oluvermenin zaman aldığını, yapmış olduğumuz işe aşk ile bağlanmamızı ve
ona asla ihanet etmememiz gerektiğini bir kez daha gördüm. Ve elbette en
sonunda ondan alacağımız meyveleri ise sabırla beklememiz gerektiğini de…
Özdemir Asaf’tan bir alıntı galiba bu durumu çok güzel özetlemektedir: “Damla
kendini tamamlayınca damlar…” Her üretimde, her bir yaratımda ve her bir yeni
üründe ciddi bir birikime ve emeğe ihtiyaç olduğu çok açıktır. Dersimiz
inovasyon, kalkınma ve yaratıcılık temalarındaydı. Aslında dersimizin
izlencesinden biraz farklı görünse bile aslında eğitimin ulaşmak istediği en
nihai sonucu daha şimdiden Dr. Kalaycı ile görmüştük. Biz hep demiyor muyuz?
“Eğitim yeni bir şey düşünmek, yeni bir şey yaratmak ve yeni bir şey
keşfetmektir.” Bunların nasıl olabileceğinin ipuçlarını içeriği dolu dolu olan
bir dersimizle anlamaya çalıştık. Peki, yaratıcık neydi? Gelen farklı
cevapların üzerine, bir cevap da benden gelmişti: “İnsanlığa faydalı olan
şeylerdir…” Dr. Kalaycı’dan gelen yeni bir soruyla irkilmiştim: “Yaratıcılık,
her zaman insana faydalı olacak bir şey midir?” Düşününce hiç de öyle
olmadığını yakın tarihimizden örneklerle gördük. Neydi bunlar? Atom bombası,
Ruanda oteli katliamı ve dünyanın diğer bölgelerinde bu durumlara benzer
hadiseler… Demek ki her yaratıcılık insana faydalı olmuyor, bilakis insanlığın
sonunu getiriyordu.
Dersimiz bir
diğer tartışma konusu ise, yurtdışında güzel örneklerini görüp ülkemizde
umarsızca tükettiğimiz kuramlardı. Bunların en başında “Çoklu Zeka Kuramı” nın
geldiği görülmektedir. Bunun alında yatan temel neden ise okuduğumuz kuramları
tam anlamıyla, yani hakkıyla enikonu okumadığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu
eksik ve yüzün okumalarımızdan sonra da kuramı kavrayışımız ve hatta ona
getireceğimiz eleştiriler de haksız ve yersiz olmaktadır. Durum böyle olunca da
ülkemizde eğitimde faydalı olmasını beklediğimiz kuramlar beklenen sonucu
vermediği ve kısa bir süre sonra ise bitip tükendiğini görmekteyiz. Yalnızca
“Çoklu zekâ kuramı” olsa… Bunun yanında 2005 yılında eğitim programlarımızı
revize edip yapılandırırken temel aldığımız “Yapılandırmacılığı” 5-6 sene gibi
çok kısa bir sürede tükettiğimiz hatta tu kaka ilan ettiğimiz bir kuram haline
getirmedik mi? Tam da bu nokta şu soruyu sorasım geliyor? Sahi, biz neyi tam ve
hakkıyla anladık? Gözümüzün önünde ve her gün öğretmenlerimizden duyduğumuz
“öğrenci-merkezli yaklaşım”… Sizce bunu da biz ve öğretmenlerimiz ne kadar
anladılar da öğrenci merkezli bir eğitim yapmaya çalışıyoruz. Gestalt
kuramcılarının fil metaforuyla anlatmaya çalıştıkları durum aslında bizim
durumumuzu özetliyor. Karanlık bir oda düşünün ve bu odada herkes kocaman bir
şeyin bir tarafından tutmuş ve onu tanımlayama çalışıyor. Bu duruma benzer bir
konu ise dersimizde tartıştığımız inovasyon kavramında da yaşandığını
görmekteyiz. Sektör inovasyon olara, MEB yenilikçi, Arman Kırım ticat, TDK ise
yenileşim olarak tanımlamaktadır. Alın size bir başka fil örneği daha… Kavram
henüz çok yeni ve dünyayı kasıp kavurmaktadır. Sizce bu kavramın ve arkasındaki
kuramın ömrü ne kadar olacaktır? 5 yıl, 10 yıl… Bekleyip birlikte göreceğiz.
Ancak Dr. Kalaycı resmen kendini bu işe adamış durumunda… Bari bu kavram
ülkemizde doğru ve hakkıyla anlaşılsın da hemen tüketilmesin…
Buraya kadar her
şey tamam gibi görünüyor ben de! Peki, şimdi kendime yeniden soruyorum:
“Yaratıcılık nedir?”, cevap: İçinde orijinalite barından ve insanlığın
iyiliğine hizmet eden şeylerdir. Peki, “İnovasyon nedir? Cevap: Bu
yaratıcılıkların ticari bir ustalıkla sanayi ile buluşturulmasıdır. Ancak bunu
meydana getirmek, soruyu sorup bir çırpıda yanıtlamaya benzememektedir. Leski,
Fırtına ve Yaratıcılık adlı eserinde yaratıcı süreci bir fırtına
benzetmektedir. Yani bir anda coşar, sonra biraz durulur ardından yeninden şaha
kalkar… Yani içinde emeği, birikimi ve sadakati barındırmaktadır. Bu iki
kavramın arasındaki farka bakacak olursak, yaratıcılıkta manevi bir değer
vardır, ancak inovasyonda ise maddi bir değer, yani tatmin vardır. Başarısızlık
ya da yenilgiden sonra çocukluğumdan beri sürekli olarak söylenen bir söz
vardı: “Ne yapayım, atomu parçalayamazdım ya!” İnsanlar bunu resmen diline
pelesenk etmişlerdir. Ancak bu dedikleri gerçek oldu Cern Deneyi ile maddenin
en küçük yapı taşı denen şeyi parçaladılar. Aslında başarısızlık ya da yenil
anında sürekli sarf ettiğimiz bu sözü incelediğimizde içinde bir imkânsızlık ve
çaresizlik barındırmaktadır. Demek ki bizim meselelere nasıl baktığımız ve
onları nasıl kavradığımız bizim düşüncemizi ve hatta yaratıcılığımız da etkilemektedir.
Ama elin oğlu bu durumu böyle görmedi ve atom deninde onda imkansızlık ya da
çaresizlik değil, onun kafasında milyonlarda acaba oluştu ve sonunda da
başardılar. Yani, bir tabu daha yıkılmış oldu…
Çok uzağa değil,
yakın tarihimize baktığımızda büyüklerimizin inanılmaz hatta Dewey’i bile
kendisine hayran bırakan bir okul modeli yarattılar: Köy Enstitüleri… Ancak bu
okullarımız da diğer kuramlar gibi anlaşılmadan ve kavranmadan hemen
tüketiverdik. Galiba bizim millet olarak temel sorunumuz ortaya koyduğumuz
yenilikçi, inovatif, ticat bir şeyin, artık adına ne dersek diyelim etkilerini,
sonuçlarını ve kazanımlarını göremeyecek kadar sabırsızız. Bu bakımdan yaratıcı
ve inovatif düşünce içinde benim önceliğim sabırlı olmaktadır. Bundan sonra
sebat, sadakat ya da sizin kendinizi tamamlayacağınız kavramlar gelmektedir…
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Gülşah Coşkun Yaşar
Bu haftaki
akademik günlüğümde Nurdan Kalaycı’nın yaratıcı düşünme ve inovasyon ile ilgili
paylaşımlarından edindiğim izlenimleri yazacağım. Derste yaratıcı düşünmenin
benzerlerinden farklı düşünme, orijinal fikirler üretme olarak
tanımlanabileceğini fakat yaratıcı düşünmenin her zaman iyi yönde
olmayabileceğini de tartıştık. Örneğin, silah üretimdeki yaratıcılığın kötü
yönde kullanılmasına örnek olabileceğini söyledik. Yaratıcılığın eğitimle
ilgili bağlantısını yaptığımız noktada da, 1924-2004 yılları arasında
programlarda yaratıcılık kelimesiyle karşılaştığımızdan fakat 2004 yılından
sonra yaratıcılık yerine yenilikçi düşünme kavramının kullanıldığından
bahsettik. Yaratıcılık kelimesinin MEB tarafından yenilikçilik, TDK tarafından
ise yenileşim olarak kullanıldığını öğrenmek benim için ilgi çekici ve daha
önce hiç dikkat etmediğim bir noktaydı.
İnovasyon
kelimesi ile yaratıcılığın ayrımını yaparken ise aslında inovasyonun ticari
ustalıkla birleşmesi olarak tanımlanabileceğini konuştuk. İnovasyonun iki
şekilde sınıflandırılabileceğinden bahsettik. Radikal inovasyonun maddi ve
manevi değere sahip, işlevsel olan ve ilk yaratılan bir şeyi yani bir buluşu
karşıladığından; eklemleme, arttırımsal ya da kaldıraçlama innovasyonu olarak
adlandırılan inovasyon grubunun ise yine maddi ve manevi değere sahip olan ve
ilk yaratılan şeyin üzerine bir şey ekleme, o buluşu genişletme özelliğini
karşıladığından bahsettik. Eklemleme inovasyonunda yaratılan şeye yapılan
iyileştirme ve geliştirmeler mevcuttur. Bu iki inovasyon çeşidi için radikal
inovasyona köy enstitüleri, eklemleme inovasyonuna da gelişmekte olan ülkelerin
bir ilacın içerisindeki etken maddeyi değiştirip yeni bir ürünmüş gibi piyasaya
sürmeleri örnek verildi. Bu örneklerle bu sınıflandırma kafamda daha net bir
hal aldı.
Derste ayrıca bu
iki ana grup inovasyon çeşidinin ‘ürün
alanında inovasyon, hizmet alanında inovasyon, süreç alanında inovasyon,
organizasyonel alanda inovasyon ve deneyim alanında inovasyon’ olmak üzere
5 alt grubunun da olduğunu da tartıştık. Ürün alanında inovasyon yapıldığında
var olan üründe farklılık, değişiklik ve yenilik yapılmaktadır. Hizmet
inovasyonunda hizmetin sunum ve dağıtım şeklinde farklılık ve yenilik söz
konusudur. Otobüs duraklarına yapılan kütüphaneler, yemeksepeti.com gibi
hizmetler bu alanda yapılan inovasyonlara örnek verilebilir. Süreç alanında
inovasyonda ise var olan yöntemlerin iyileştirilip daha fazla geliştirilmesi
söz konusudur. Organizasyonel alanda inovasyon ise yeni çalışma ve iş yapma
yöntemlerinin geliştirilmesidir. Var
olan yöntemlerin okul, fabrika ve firma şartlarına uyarlanarak yeniden kullanılmasıdır.
Deneyim alanında yapılan inovasyon ise
vatandaşın, öğrencinin, hastanın müşterinin kendisini özel hissetmesini
sağlamayı amaçlayan inovasyon türüdür.
Yaratıcılık ve
inovasyon kavramlarını ayrıntılı değerlendirip net bir çerçeve çizdikten sonra
bu kavramları eğitimde nereye koymalı eğitimle nasıl ilişkilendirmeliyiz ve
yaratıcı düşünen ve inovasyon yapma eğilimde olan öğretmenleri nasıl
yetiştirmeliyiz noktasında söylenenler bence çok değerli ve çok dikkat
çekiciydi.
Öncelikle bu
özelliklerde öğretmenler yetiştirebilmek için lisans ve yüksek lisans
programlarının değişen koşullara göre sürekli revize edilmesinin gerekliliği
üzerinde durduk. Teknoloji, değişen ihtiyaçlar, iş dünyasının beklentileri gün
geçtikçe değişmekte ve buna bağlı olarak da lisans ve yüksek lisans
programlarının bu değişime ayak uydurması için sürekli bir dönüşüm içerisinde
olması gerekmektedir. Alan derslerinin
daha öğrenci merkezli ve inovatif verilebilmesi sorunu da bir diğer problem
alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki, lisans programlarında kendi
deneyimlerimin de gösterdiği gibi çok öğrenci merkezli ders işlendiğini
söyleyemem. Ama bu konuda sadece öğretim elemanlarını suçlamanın da yanlış
olduğunu düşünüyorum. Sınıf mevcutlarının çok fazla olması ile lisans
programlarında öğrenci merkezli ders işlemenin bir öğretim elemanı açısından
çok problemli olabileceğini düşünüyorum. Ama yine de alan gezileri, ders dışı
uygulamalar gibi innovatif şeyler tabii yapılabilir. Lisans ve yüksek lisans
programlarında seçmeli ders sayısının arttırılması noktasının ise çok daha ayrı
bir önem teşkil ettiğini düşünüyorum. Birkaç yıl sonra mesleğe adım atacak ve
hayatlarına yön verecek lisans öğrencilerinin kendi ilgi ve ihtiyaçlarına
yönelik, otonomilerini kullanarak gerçekten ilgi duydukları alanlarda
kendilerini geliştirmeleri için onlara çok geniş olanaklar sunulması
gerekmektedir. Bu da seçmeli derslerin çeşitliliğini ve sayısını arttırmakla ve
bu derslerin önündeki engelleri kaldırmakla olabilir. Aday öğretmenlerin geniş
yelpazede sunulan seçmeli dersler vasıtasıyla alan bilgilerinin yanı sıra
entelektüel gelişimlerini arttırabilme ihtimalleri düşünüldüğünde aslında
öğretmenlerin mesleki gelişimlerine de birçok yönden katkı sağlandığı
unutulmamalıdır. Bunun yanı sıra,
öğretmen adaylarının faklı fakültelerden ders alabilmeleri kendilerini farklı
alanlarda da geliştirmelerine fırsat sağlayacak ve ihtiyaç duyduğumuz öğretmen
niteliğini arttırma konusunda yardımcı olacaktır.
Yaratıcı ve
innovasyon yapma eğiliminde olan bireyler yetiştirmek aslında zor değildir.
Sadece önce bu anlamda geleceğin bireylerini yetiştirecek öğretmenlerin
önlerindeki engeller kaldırılmalı kendilerini eğitimlerini alırken her yönden
geliştirebilmelerine fırsat sunulmalıdır. Bu zihniyetle ve çok yönlü yetişen
öğretmen adayları mesleğe başladıklarında öğrencilerine yaratıcı ve innovatif
etkinlikler sağlayabilir ve onlarında çok yönlü gelişimlerini destekleyebilir.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Alev Elmalı
Nurdan
Kalaycı hocamızı misafir ettiğimiz bu derste 21. yüzyıl becerileri olarak
tanımlanan özelliklerin başında gelen yaratıcılık ve inovasyon konularını
tartıştık. İnovasyon kelimesinin yanlış algılanması, yaratıcılıkla
bağlantısının iyi ve eğitimle ilişkisinin incelenmesinin önemli olduğunu
düşünüyorum.
Derste inovasyon kavramının ve yaratıcı
düşünmenin kuramsal boyutları ele alınarak bu konunun eğitimde nasıl yansıtılacağına
ilişkin öneriler tartışılmıştı. Öncelikle kalkınmanın itici gücü insan olduğu
ve bu eylemlerin de temelinin yaratıcı düşünme olduğu unutulmamalıdır. Peki ama
yaratıcı düşünme nedir? Yaratıcı düşünmeyi ben daha önce düşünülmemiş şeylerin
üzerine düşünme, yeni orjinali meydana getirme olarak anlıyorum. İnovasyon ise
yeni fikirlerin değere dönüşmesi, yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir.
Yaratıcılığın gelişmesi içinse kuramın çok iyi bilinmesi gerekir, emek vermek,
detaylıca etraflıca anlayıp değerlendirmek gerekir. Yaratıcılığın uzun zaman aldığı, bir fırtına
gibi hareket ettiği, dinamikliği, gelgitlerinin olması ve sürekli emek vermekle
gerçekleşmesi unutulmamalıdır. Üzerinde yeterince bilgi sahibi olmadığımız
alanlarda yaratıcılığımızın gelişmesi zordur.
Yaratıcılığın
eğitim programları ile ilişkisinin incelenmesi önemlidir. Bugün bizler eğer
ülkemizde Elon Musk’lar yetiştiremiyorsak, teknolojiye ve sanayiye yeni ve
orijinal fikirler katamıyorsak bu noktada eğitimle ilişkilerin incelenmesi
gereklidir. 2004 yılına kadar
programlarda yaratıcılık kavramı varken daha sonra yaratıcılık yerine yenilikçi
düşünme kavramının kullanılması söz konusu olmuştur. TDK tarafından ise bu
kavram yerine yenileşimin, Arman Kırım tarafından da ticat kelimesinin kullanıldığını
öğrenmek şaşırtıcıydı.
Derste
inovasyonun radikal inovasyon ve eklemleme inovayonu olmak üzere iki şekilde
sınıflandırılabileceğinden bahsettik. Radikal inovasyon işlevsel olan ve ilk
yaratılan bir buluşu ifade eder, eklemleme, arttırımsal ya da kaldıraçlama
innovasyonu yaratılan şeyin üzerine bir şey ekleme, o buluşu genişletme
özelliğini ifade eder. Eklemleme inovasyonunda yaratılan şeye yapılan
iyileştirme ve geliştirmeler mevcuttur. Radikal inovasyon için köy enstitüleri,
eklemleme inovasyonu için ise bir ilacın içerisindeki etken maddeyi değiştirip
yeni bir ürünmüş gibi piyasaya sürmek, herkes için özel ilaç üretimi örnekleri
verilmiştir.
İki ana grup
inovasyon çeşidinin ‘ürün, hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim’
alanlarında olmak üzere 5 alt grubu vardır. Ürün alanında inovasyon kaşık
şeklinde üretilen öksürük şurubu örneğiyle, hizmet inovasyon otobüs duraklarına
yapılan kütüphaneler, yemeksepeti.com gibi hizmetler, süreç alanında inovasyon
eğitim durumları ve değerlendirmede yapılan yenilikler, organizasyonel alanda
inovasyon ise yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesi, deneyim
alanında yapılan inovasyon ise kişinin kendisini özel hissetmesini sağlamayı
amaçlamasıdır.
Yaratıcı
düşünmenin eğitimle birleşmesi noktasında öncelikle öğretmenlerin bu alanda
yeterliliği üzerine tartıştık. Teknoloji, değişen ihtiyaçlar, iş dünyasının
beklentileri gün geçtikçe değişmekte ve buna bağlı olarak da lisans ve yüksek
lisans programlarının bu değişime ayak uydurması için sürekli bir dönüşüm
içerisinde olması gerekmektedir. Özellikle lisans ve yüksek lisans
programlarında seçmeli ders sayısının arttırılması noktasının çok önemli
olduğunu düşünüyorum. Alan derslerinin daha öğrenci merkezli hale getirilmesi,
farklı fakültelerden ders alınması, kulüp çalışmalarının artırılması ve en
önemlisi de bu değişimlere açık zihniyette öğretim elemanlarıyla işbirliği
yapılması gereklidir.
Yaratıcı düşünen
bireylerin yetiştirilmesi, eğitimin kalbi olan öğretmenlerin bu alanda
eğitimleriyle başlar. Önce öğretmen eğitiminde yapılacak değişiklikler ile
öğretmen adaylarının her yönden gelişebilecekleri ortamlar yaratılmalıdır. Nedeni, niçini irdelemeyen, kaynağına
inilmeyen, kısaca doğru teşhis konulmayan hiçbir soruna çözüm üretilemez.
Yaratıcı düşünmedeki eksikliğimizin kaynağı doğru anlaşılmalı ve geleceğimize
de yön verecek bireylerin yetiştirilmesi için eğitimin, öğretmenin, eğitim
programının rolü unutulmamalıdır.
Özellikle dersin başında zaman, sabır
ve sadakat üzerine izlediğimiz Yetkin Dikinciler videosunu, Özdemir Asaf’ın
‘Damla ancak kendini tamamlayınca damlar.’ ifadesini son derece etkileyici
bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca, Ankara üzerine konuştuğumuz, Ankara’nın bilim
için son derece iyi bir yer olduğunu, bu coğrafyanın da bilime etkilerini çok
anlamlı bulduğumu söyleyebilirim. Bu şehir gerçekten insanı eğitime, bilime
itiyor. Denizle çevrili, bol yeşillikli, huzurlu bir şehirde yaşasaydık belki
de bilim aşkına düşmemiz zor olacaktı J Nurdan
hocamızdan hem eğitim anlamında hem de genel kültür anlamında öğreneceğimiz çok
şey var.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Yalçın Çetinkaya
Nurdan
Kalaycı hocamızın “inovasyon ve eğitim” başlığı altındaki paylaşımlarını,
özellikle “yaratıcı düşünme” üzerine dikkatleri çekmesi bakımından çok önemli bulduğumu
belirtmeliyim. Nurdan Kalaycı hocamızın ifade ettiği şekliyle ekonomi insan
eylemlerinin bir sonucudur; itici gücü ise insandır. İnsan faaliyetleriyle
farklılık oluşturmalıdır; bu farkı yaratacak olan ise yaratıcı düşünme
becerisidir. Dolayısıyla yaratıcı düşünme ve bugünün ekonomik dinamikleri
arasında apaçık bir ilişki bulunmaktadır.
İşte bu
noktada inovasyon kavramının altını çizmeliyiz. Yeni fikirlerin bir değere
dönüşmesi ve ticari ustalıkla birleşerek bir yarara evirilmesini inovasyon
olarak tanımlayabiliriz. Yeni fikirler dediğimizde ise işaret ettiğimiz şey
aslında bizim için yeni olmayan, uzun zamandır eğitim programlarımızla ulaşmayı
umduğumuz “yaratıcı düşünme” becerisinden başka bir şey değildir. Sadece
yaratıcı düşünen bireyler orijinalliği bulunan ve farklılık yaratan ürünler
ortaya çıkarabilecek ve inovatif eylemlerim içerisinde olabileceklerdir. Ancak
yaratıcı düşünmenin kritik önemine değinmeden önce, sistematik anlayışta
fazlaca vurgulanan eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkiye yeniden dönmek istiyorum.
Çünkü inovasyonu konuşurken ekonomiden fazlaca bahsetmiş olduk. İnovasyon
kavramı doğrudan inovasyona dayalı bir hizmet ekonomisini çağrıştırmaktadır. Ancak
bu yeni ekonomik düzenin eğitimden beklentisi sistematik bakışta konuştuğumuz “bir
dizi becerinin öğrencilere kazandırılması” ile benzeşmemektedir. Sistematik
anlayış halihazırda var olan rollerin bilgisi ile öğrenenlerin buluşturulmasını
isterken, diğerinde inovatif faaliyetleriyle ekonomiyi yeniden ve yeniden organize
edecek bireylere ihtiyaç vurgulanmaktadır. İlkinde ekonominin isteklerinin yön
verdiği bir eğitim tasarımı bulunurken, diğerinde ekonomiye yön verecek
bireyler hedeflenmektedir. Bu haliyle, ekonominin eğitim programlarından
beklentisi ve etkisi sanırım daha az eleştirilebilir nitelikte olup, daha kolay
kabul görebilecektir.
“Yaratıcı
düşünme” uzun zamandır programlarımızda olmasına rağmen istediğimiz dönüşümleri
ne yazık ki gerçekleştiremiyoruz. Bunun kaynağı olarak öğrencilerin
yetersizliklerini göstermek yersiz bir suçlama olacaktır. Okul sıralarına ilk
oturdukları günden itibaren farklı düşüncelerin hoş görüldüğü, tartışma/fikir
paylaşımlarını destekleyen ve işbirlikli öğrenmenin öne çıkarıldığı tasarımlarla
karşılaşmayan öğrencilerden yaratıcı düşünmelerini beklemek nafiledir. Biz öğretmenler
olarak vermeye, öğrenciler ise almaya programlanmış birer robot gibi okullarda
yerlerimizi aldık. Bu haliyle okullarımızın yaratıcılığı beslemekten çok,
körelttiğini bile söyleyebiliriz. Gözlem yapan, eksiklikleri keşfeden ve özgül
ürünler ortaya koyma hevesinin sarmaladığı öğrenciler için eğitim programlarımızı
gözden geçirmek ve çocukların yaratıcılıklarını destekleyecek formüller bulmak zorundayız.
Öğrencilerin yaratıcı düşünenler olmasını istiyorsak eğer, bir adım geriye
gitmeli ve öğrencilerimizin düşünmesini sağlamalıyız. Sadece belli birkaç dersi
önceleyerek, bu dersleri de oldukça mekanik bir işleyişle yürüterek yaptığımız
şey ezberleyen öğrenciler yetiştirmekten başka bir şey değil. Bundan
vazgeçmediğimiz sürece eğitim programlarımızda istediğimiz kadar “yaratıcı
düşünme” vurgusu yapalım, istediğimiz değişimi gerçekleştiremeyeceğimiz
kesindir. Öğrencileri sadece kitaplardaki bilgiyle doldurulması gereken boş
levhalar olarak görerek yıllarımızı geçirdik, artık zaman kaybetmeden bu
anlayışı terk etmeliyiz. Öğrenciler düşünmeli, sorgulamalı ve yorumlamalıdır;
bu ise bilgiyi olduğu haliyle onlara vermekten çok başka bir şeydir -ki bunu bile hakkıyla yapamadığımız
ortadadır-. Hiçbir zaman hak ettiği kıymeti görememiş olan başta Felsefe ve
Sanat dersleri olmak üzere, çok çeşitli seçimlik dersler de bu eksikliğin
giderilmesinde oldukça yararlı olacaktır.
Yaratıcı
düşünemeyen öğrenciler yetiştirilmesinin önemli sebeplerinden biri başarının
ölçütü olan ve hesapverebilirlik mekanizması gibi işleyen merkezi sınavlardır.
Bu sınavlar öğretmenin hareket alanını daraltırken, öğrencileri de daha çok
ezbere itmektedir. Öğrenci çoktan seçmeli sorular arasında, kendisine
sunulanlardan doğru olanı bulduğunda başarılı olarak nitelendirilmektedir.
Kendisinin yeni bir şey bulmasına gerek yoktur, hazırda var olanlar arasından doğru
olanı göstermesi yeterlidir. Başarıyı dört seçenekten doğru olanı seçmekle
eşleştirdiğimiz müddetçe öğrencilerin süregelen “yaratıcı düşünememe” sorunu
varlığını koruyacaktır.
Yaratıcı
düşünen bireylerin yetiştirilmesi, onları yetiştirecek öğretmenlerin de
yaratıcı düşünen eğitmenler olarak yetiştirilmesi ile mümkündür. Bu
farkındalığa sahip olmadan öğretme ehliyetine kavuşan birinin, mesleğin
içerisinde -özellikle bir önceki
paragraftaki işleyişe rağmen- bunu kazanması pek mümkün görünmemektedir.
Dolayısıyla hizmet öncesi eğitim süreçlerini de gözden geçirmek zorundayız. Ülkemizdeki
öğretmenleri düşündüğümüzde gözümüzün önüne yaratıcı düşünen ve bu anlamda
öğrencilerini destekleyebilecek bir grubun gelmeyeceğini dikkate alırsak, bu
ihtiyaç daha iyi anlaşılacaktır.
Birileri
üretiyor, biz ise onları ne kadar iyi kullandığımızla övünüyoruz. Örneğin, benim
en çok üzüldüğüm ve şaşırdığım konulardan biri; çok sayıda ülkenin kendine ait
birçok otomobil markası varken, büyük bir ülke olmakla keyiflenen bizlerin
kendi üretimi olan bir otomobilinin hala olmayışıdır. Üstelik ilk otomobilden
bu yana bir asırdan daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen. Örnekler -maalesef kolaylıkla- çoğaltılabilir. İyi
birer tüketiciyiz ancak üretkenlik söz konusu olduğunda sınıfta kaldığımızı
düşünüyorum ve böyle devam edersek dördüncü sanayi devrimini de kaçıracağımıza hiç
şüphe yoktur.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Emine KUTLU
8. haftamızdaki konuğumuz
Gazi Üniversitesinden Prof. Dr. Nurdan Kalaycı Hocamız oldu ve bizimle yaratıcı
düşünme ve inovasyon üzerine paylaşımlarda bulundu. Bu haftaki değerlendirme
yazımı hem Nurdan Hocanın katılımının bende bıraktığı izler hem de derste
üzerinde durduğumuz konuların zihnimde uyandırdığı düşünceler üzerine
yapacağım.
Guy Senese’in ardından Nurdan
Hoca bu ders kapsamında bizim ikinci misafirimiz oldu ve her ikisini de
tanımaktan büyük keyif aldım. Farklı kurum ve çevrelerden gelen
akademisyenlerin derslerimize katılmasını ve bizlerle paylaşımda bulunmalarını
oldukça önemli buluyorum çünkü böylesi etkileşimlerin bizim çevremizde olup
bitenleri gerek akademik gerek sosyal anlamda daha iyi algılamamıza ve
anlamamıza yardımcı olacağını ve böylelikle de bizim daha geniş ve kapsayıcı
bir bakış açısına sahip olmamızı sağlayacağını düşünüyorum. Kendi içinde
bulunduğumuz akademik ortamın yarattığı küçük
dünyamızdan biraz uzaklaşıp alanımıza ilişkin diğer ülkelerde ya da
kurumlarda nelerin tartışıldığını, nelerin eksik ya da doğru bulunduğunu ve
ortak noktalarımızın ve ayrıştığımız konuların neler olduğunu keşfetmemiz bizleri
daha donanımlı eğitmenler, akademisyenler ve bireyler yapacaktır. Bu yüzden akademik
paylaşımlar ve tartışmalar sadece konferanslarla ve seminerlerle sınırlı
kalmamalı, sınıf ortamına da taşınmalı diye düşünüyorum. Özellikle de bizlerden
farklı bakış açısına sahip bireylerle etkileşim içerisinde olmak, üzerinde
tartıştığımız ya da çalıştığımız konuya ilişkin kendi fikirlerimizi gözden
geçirmemize ve onları sağlam temellere oturtmamızı sağlayacağı gibi birbirimizin
görüşlerine karşı yapıcı eleştiriler geliştirmemize ve böylece saygı,
karşılıklı kabul ve anlayışa dayalı bir paylaşım ortamı oluşturmamıza da
yardımcı olacaktır. Böylesi olumlu bir iklimin hâkim olduğu yerde de
paylaşımlarımız sadece bilgiyle ya da bilginin aktarımıyla sınırlı kalmayacaktır;
yaratıcı düşünme ve çalışma yönümüz de ortaya çıkacaktır ve bu sayede alanımıza
ilişkin gerçek anlamda bir şeyler üretmeye
başlayacağız.
Üretim, yaratıcı düşünme
ve inovasyon Nurdan Hocanın da derste üzerinde durduğu konulardı. Pek çoğumuzun
bildiği gibi eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim ve işbirliği
becerileriyle birlikte yaratıcılık 21. yüzyılın temel yeterliklerinden birini
oluşturmaktadır ve üretimle arasındaki ilişkiden dolayı yaratıcı düşünme,
Nurdan Hocanın da belirttiği gibi, “kalkınmanın temelinde yer almaktadır”. Bu
kalkınma sadece teknolojik ya da sanatsal ürünlerin üretimiyle
gerçekleşmeyecektir elbette; toplumu, kültürü ve değişen dinamikleri anlamamıza
yardımcı olacak fikirlerin üretimi de kalkınmaya yardımcı olacaktır.
Yaratıcı düşünme ve
inovasyon, yani “yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesi ve yeni fikirlerin bir
yarara dönüşmesi” (Kalaycı), ticari kaygıları ve ekonomik gelişmeyi akla
getirse de eğitimciler olarak bizi ilgilendiren boyutu yaratıcı düşünme ve
inovasyon neticesinde ortaya çıkan ürünün
sağlayacağı eğitsel ve toplumsal yarardır. Eğitimciler olarak bizler
yaratıcı düşünmeyi ve inovasyonu derslerimizde ve eğitim programlarımızda işe
koştuğumuzda doğrudan maddi bir kazanç elde edemeyebiliriz belki ancak bizim
elde edeceğimiz kazanç – daha iyi bir öğrenme ortamının oluşturulması, daha
kalıcı öğrenmelerin geliştirilmesi gibi – ondan daha değerli olacaktır çünkü bu
toplumun dönüştürülmesinin ve kalkınmasının önünü açacaktır.
Hayal gücü ve
yaratıcılığın her bireyin içgüdüsel olarak sahip olduğu özelliklerden olduğunu
düşünüyorum. Özellikle küçük yaş gruplarındaki çocuklarla etkileşime
geçtiğimizde, onların oyunlarını izleyip konuşmalarını dinlediğimizde ya da
resimlerini incelediğimizde hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının uçsuz
bucaksız olduğunu görebiliyorsunuz ve bu noktada insan ‘onların zihni
bizimkinden farklı çalışıyor’ demekten kendini alamıyor. Peki nedir bu genç
dimağlarla biz yetişkinler arasındaki fark? Yaş aldıkça yaratıcılığımızın azalışının
ya da yok oluşunun sebebi nedir? Bunun sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları
vardır elbette ancak benim üzerinde durmak istediğim eğitim sistemimizle ilgili
olan boyutu. Dewey’in de söylediği gibi okul hayatın kendisi olmalıdır.
Bireylerden hayal güçlerini geliştirmelerini ve bunun neticesinde yaratıcı ve
inovatif ürünler ortaya çıkarmalarını bekliyor ve istiyorsak onları uzun yıllar
süren eğitim serüvenlerinde kalıplara hapsetmemeliyiz. Bireyler eğitim hayatım
boyunca yaratıcılığı deneyimlemeliler ki edindikleri bilgileri hayal güçleriyle
birleştirerek yaratıcı ve inovatif ürünler geliştirebilsinler.
Gerek bizim eğitim
programımızı gerekse dünyadaki diğer eğitim programlarını incelediğimizde uzun
bir süredir yaratıcı düşünmenin o veya bu isim altında eğitim sistemlerinin bir
parçası olduğunu görüyoruz ancak ülkemizden çıkan yaratıcı fikir ve ürünlere
baktığımızda bu kazanımın gerçekleştiğini söylemek pek mümkün değil çünkü bunu
sadece sistemin ya da dersin sonundaki bir ürün
ya da çıktı olarak görüyoruz.
Oysa ki yaratıcılık ve yaratıcı düşünme öğrencilerin derslerinde işe koştukları
ve deneyimledikleri bir eylem olmalı; öğrenciler öğrenirken bu yönlerini
kullanmalı ve öğrenirken üretmeliler. Bunun için öncelikle onların üzerindeki
yanlış yapma ve başarısız olma baskısını kaldırmamız lazım, çünkü bu korkular
beraberinde tekdüzeliği getiriyor. Tıpkı bir fabrika bandından çıkan ürünler gibi,
okul hayatına başlayan öğrenciler sonunda hayata aynı dar pencereden bakan,
yeni bir fikir ya da ürün ortaya koymaya çekinen ve cesaret edemeyen bireyler
olarak çıkıyorlar. Maalesef merkezi sınav sistemi ve suni bir biçimde
öğrenciler arasında oluşturulan yarış da bu tekdüzeliği tetikliyor. Ayrıca
tarih, matematik gibi bilgiye dayalı konu alanlarının eğitim programlarındaki
yerini dengelemeliyiz; öğrencileri resim, müzik, dans, şiir, tiyatro gibi
sanatlarla daha fazla buluşturmalıyız ve bu sanat dallarını hayatlarının bir
parçası haline getirmeliyiz. Yine maalesef diyorum biz bu konuda çok ama çok
eksiğiz ve her geçen gün eğitim yaşantımızda sanattan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Bunu bireyin ya da ailenin sorumluluğuna bırakıyoruz ki bence çok yanlış. Üzerinde
çalışmamız gereken bir diğer nokta da öğrencilerin farklılıklarla
tanıştırmalıyız ve örneğin farklı yaş grubundan, etnik kökenden gelen
bireylerle etkileşim halinde olmalarını sağlamalıyız. Bu onların sosyal
becerilerini artıracağı gibi sorgulamalarını ve eleştirel düşünmelerini de
geliştirecek, farklı dünyalar olduğunu keşfetmelerini sağlayacak ve onların çok
yönlü bireyler olarak gelişimini destekleyecektir. Yazımı konuyla ilişkili
olduğunu düşündüğüm ve beni bir adım atmaya, sınırlarımın ötesine geçip daha
fazlasını yapmaya cesaretlendiren Samuel Beckett’in çok sevdiğim bir sözüyle
bitirmek istiyorum: “Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil.
Daha iyi yenil. (Ever tried. Ever failed. No matter. Try Again. Fail again.
Fail better.)”
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Okan Dede
Bu
hafta Nurdan Hocamızla çok keyifli bir ders geçirdik diye düşünüyorum. Nurdan
Hocamız dersi o kadar keyifli kıldı ki ders anlatışı ben de öğretmen olduğum
için örnek oldu. Hocamız bu haftaki konuşmasında yaratıcılık ve inovasyondan
bahsetti. 21. yüzyıl
becerilerinin başında insanlığın varoluşundan bu yana önemini koruyan yaratıcı
düşünme becerisi, ekonomik sistemlerin tetikleyicisi olarak da görülmektedir. Vvarolan
ekonomik sistemi daha ileri taşıyabilecek anahtar etmen yaratıcılık olduğu için
günümüzü “yaratıcılık çağı” olarak nitelendirebiliriz diye düşünüyorum.
Yaratıcılık, yeni iş alanları ortaya çıkardığı, sosyal ve bireysel olarak güdüleyici
olan inovasyonun çıkış noktası olduğu için ekonomik, toplumsal ve küresel
çevrelerde de ödüllendirilmektedir. Zaten yaratıcı düşünme kalkınmanın itici
gücüdür. Buradaki kalkınma sadece ekonomik kalkınma olarak ele alınmaması
gerektiğini belirttik derste. Aslında yaratıcılıkta bahsedilen kalkınmanın bir
de insani boyutu vardır. Burada “Yaratıcı düşünme nedir?” bunu açıklamamız
lazım. Yaratıcılık acaba faydalıkla ilgili midir? Mesela işkence yöntemleri
veya atom bombası da bir yaratıcılık örneğidir. Yaratıcı düşünme fikirleri
orijinal bir biçimde ortaya getirme veya beklenmeyen bileşimleri bir araya
getirebilme yeteneğidir. Yaratıcı fikir geliştirebilmek için bilgiye de
ihtiyaç duyulur. Beyinlerde depoladığımız bilgi seviyesi arttıkça, ne yazık ki
fikirler daha fazla tutsak edilir ve yaratıcılık seviyesi azalmaya başlar. Bu
bağlamda insanoğlunun yaratıcılık seviyesi, ilk öğrenimle birlikte hızla
gelişirken, üniversite eğitiminin başlaması ile birlikte gerilemeye başlar ve
bir müddet sonra minimum seviyelere geri dönüşür. “Deneme ve Yanılma “ yöntemi
artık icat üretmiyor. Bu nedenle bu yöntemi geliştirme çabaları da sonuç getirmiyor.
Peki inovasyonla yaratıcı düşünme arasındaki fark nedir? Burada bu kavramları,
kuramları tam anlamıyla bilmek çok önem kazanmaktadır. Aslında ülkemizde en
fazla karıştırılan ve oldukça fazla kullanılmasına rağmen en az bilinen
kavramlardan bir tanesi inovasyon. Çoğu kişinin icat veya yaratıcılık
zannettiği inovasyon iki anlama da gelmiyor. Aslında inovasyon
yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir. Yani yeni fikirlerin bir yarara
dönüşmesidir diyebiliriz. Eğitim programları açısından bu kavramlara bakacak
olursak bu kavramların programlarda yer alması aslında son derece önemli fakat
bu kavramların programlarda yer alması bunların uygulandığı anlamına gelmez.
Yaratıcı süreç aslında emek ve sadakat ile ilgilidir. Yaratıcı ürünün aslında
“mutluluk” gibi manevi bir yönü de vardır. İnovasyon ürününün ise maddi yönü
vardır.
İnovasyonu iki yönde inceleyebiliriz. Birincisine radikal ikincisine ise arttırımsal inovosyon diyebiliriz. Radikal inovasyon ilk yaratıdır, işlevseldir ve maddi manevi değerleri vardır. Arttırımsal inovasyonda ise ilk yaratının üzerine bir şeyler koymak gerekmektedir. Derste bu konudan bahsederken Köy Enstitüleri örneği dikkatimi çekti. Bu konudan bahsederken Köy Enstitülerine inovasyon atıfı yapılması bence eğitim açısından çok önemli. Köy Enstitüleri, kafa ve bedeni birlikte çalıştıran, yurt kalkınmasını yürütecek köy çocuklarını iş ve kültürü birlikte yürütecek bir eğitim sistemi içinde yetiştirilmesi düşünülmüştür. Bunun için okulu dört duvar arasından çıkarmışlardı. Bu da aslında bir yenilik örneğidir diyebiliriz.
İnovasyonu iki yönde inceleyebiliriz. Birincisine radikal ikincisine ise arttırımsal inovosyon diyebiliriz. Radikal inovasyon ilk yaratıdır, işlevseldir ve maddi manevi değerleri vardır. Arttırımsal inovasyonda ise ilk yaratının üzerine bir şeyler koymak gerekmektedir. Derste bu konudan bahsederken Köy Enstitüleri örneği dikkatimi çekti. Bu konudan bahsederken Köy Enstitülerine inovasyon atıfı yapılması bence eğitim açısından çok önemli. Köy Enstitüleri, kafa ve bedeni birlikte çalıştıran, yurt kalkınmasını yürütecek köy çocuklarını iş ve kültürü birlikte yürütecek bir eğitim sistemi içinde yetiştirilmesi düşünülmüştür. Bunun için okulu dört duvar arasından çıkarmışlardı. Bu da aslında bir yenilik örneğidir diyebiliriz.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Pınar Keleşoğlu
Bu haftaki derse konuk olarak Profesör
Dr. Nurdan Kalaycı geldi. Öncesinde hocanın çalışmalarını takip etme fırsatı
bulmuştum. Özellikle örtük program, toplumsal cinsiyet uygulamaları, inovasyon
ve yaratıcılıkla ilgili olanlar gerçekten alandaki önemli çalışmalar olduğunu
düşünüyorum. Hocanın konuk olduğu derste bizimle paylaştığı bilgilerin eğitim
boyutuna yansımalarıyla ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum. Derste
Özdemir Asaf’ın “Damla kendini tamamlayınca damlar.” sözünü kullanmıştı yani
yaratıcılığın da bir hazırlık ve kuluçka süreci vardı. Bunun için de hocanın
tanımlamasıyla zaman, sabır ve sadakat gerekiyordu. Buradan hareketle kendime bilgi
olmadan yaratıcılık olabilir mi sorusunu ya da yaratıcılık ama kimin için sorularını
sordum. Sonra yaratıcılık için yapılan tanımlara baktım ve karşıma
benzerlerinden farklı olma, daha önce kurulmamış ilişkileri görme, günlük
hayatta problem çözme vb. tümceler çıktı. Ancak birey yaratıcılığını
tetikleyecek bilgiyi yani damlanın dolması metaforunu nasıl ve hangi yolla
sağlayacaktı? Birey için en büyük dolum kaynağı okul, eğitim programları, aile,
çevre vb. Peki, bunlar gerçekten onu bilgi anlamında dolduruyor mu ya da acaba
yaratıcılığı körelterek sıradanlığa mı çeviriyor? Sonra sıradan ve sıra dışı
kavramlarına bakma ihtiyacı duydum. Sıradan ve sıra dışı birbirinin arkadaşı
belki de daha yakını, kardeşi. Sözlüklerde bile birbirine refere edilen
sözcükler olarak yer alıyorlar. Konuya nereden bakıyorsak sıradan gördüğümüz
bir şey sıra dışı hale gelebiliyor ya da sıra dışı diye düşündüğümüz şey
sıradanlaşabiliyor. Belki de toplum olarak ve bilinçli şekilde yaratıcı bireyler
eğitmek isteyip istemediğimiz konusunda kararsızız.
Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017
yılında yenilediği birçok programda “yaratıcılık” kavramıyla ya hiç ya da çok
az karşılaşıyoruz. Gerçekten amaç 21. yy. ayak uydurabilen bireyleri eğitmek mi
çünkü programların değiştirilme gerekçelerinden biri bu, yoksa sıra dışı
fikirlere değil de sıradan fikirlere sahip, sadece topluma değil tüm toplumsal
değişimlere “UYUM” sağlayan bireyler eğitmek mi?
Programlarda karşımıza çıkan bir diğer
sözcük “inovasyon”. Kalkınma ile birlikte aslında ekonomide ve özel sektörde
çokça duyduğumuz ancak eğitimde yaklaşık on senedir hayatımızda olan bir
kavram. Bu kavram, çeşitli kurumlarda farklı şekilde kullanılmakta, örneğin
yenileşim, yenilikçilik vb. Ancak bu kavramla da aramızın pekiyi olmadığını
düşünüyorum ya da olması gerekir mi, bunu sorguluyorum. Çünkü ekonomik
kalkınmanın temeline yerleştirilen girişimcilik ve rekabet becerileri artık öğretim
programlarının başköşesinde yerini almış durumda. Bazı temel beceriler vardır
ki bunlar diğer becerilerin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlar, onlara
öncülük eder. Örneğin işbirliği, problem çözme, sorgulama, eleştirel düşünme ve
empati. Ama öğretim programlarındaki odak
noktamız girişimcilik ve rekabet becerileri. Elbette bu beceriler gerekli ama önemli
olan onu nasıl içselleştirdiğimiz, uygulamasında neler yaptığımız değil mi?
Rekabet ederken birbirimize fiziksel ve duygusal olarak zarar vermeden rekabet
edebilme kültürünü öğrenerek aynı zamanda çalıntı fikirlerle değil kendi
orijinal fikirlerimizle cesaret gösterip girişimci ruhumuz desteklenerek bu
kavramları hayatımıza sokmamız gerekmez mi? Belki de bunu başarırsak dünyadaki
yerimizi sağlamlaştırabilir, rekabetin birilerini ezerek yükselmek olmadığını,
girişimciliğin fikirleri değerli hale getirmek için olduğunu anlayabiliriz. Bunun
için temel becerilerin yanı sıra en önemli erdemlerden olan vicdanı ve emek
vermeyi öğretmek, gerekliliğini hissettirmek de gerekecek.
Derste Nurdan Hoca inovasyon türleri
olarak radikal - arttırımsal inovasyon ve bunların altında yer alan diğer
inovasyon türlerinden söz etmişti. Eğitim alanına baktığımızda aslında hiç uzak
olmadığımız uygulamalar var. Örneğin tersyüz öğrenme ortamları, 3D sınıflar, akıllı
uygulamaların eğitimde kullanılması, kendi dönemi içinde değerlendirdiğimizde
karma eğitim bence radikal inovasyon örneklerinden, arttırımsal inovasyona ise
sınıf mevcutların giderek azaltılması, çoklu zekâ uygulamaları, bireysel
öğrenmenin desteklenmesi örnek olarak verilebilir. Eğitimde önemli olan radikal
inovasyonu başlatarak attırımsal inovasyonla devam ettirmek, sürdürülebilir
olmasını sağlamaktır. Sanırım eğitim politikalarının da en önemli amaçlarından
biri yapılan bir uygulamanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır.
Son olarak eğitime zaman içerisinde
hangi kavram girerse girsin onu sorgulamak, anlamını keşfetmek ve bize
yansımalarını fark etmenin önemli olduğunu ve eğitim sisteminde başımıza icat
çıkaracak, özyönetim becerisi ve özbenlik algısı gelişmiş bireylere ihtiyaç
olduğunu düşünüyorum.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Derya Acar Başeğmez
Yaratıcı düşünme, benzerlerinden
farklı düşünmek ve orijinal fikirler üretmektir. Eğitim sistemimize
bakıldığında 1924-2004 yılları arasındaki program kazanımlarında “yaratıcılık” kavramı
yer almaktadır. 2004 yılı sonrasında “yenilikçi düşünme” kavramı kullanılmaya
başlanmıştır. İnovasyon ise
yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşmesidir. Bir anlamda yeni şeyler üretme ve
yapmadır. Radikal ve artırımsal inovasyon olarak temelde ikiye ayrılmaktadır.
Radikal inovasyon maddi ve manevi değer yönü olan ilk buluştur. Artırımsal
inovasyon ise ilk buluşun üzerine bir şey ekleme, genişletmedir. Ülkemizde
radikal inovasyon örneği olarak “Köy Enstitüleri” verilebilir. Radikal ve
artırımsal inovasyon türlerinin ürün, hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim
alanında olmak üzere beş alt kategorisi bulunmaktadır.
+Ürün alanında inovasyon: Farklı ve
yeni ürünün geliştirilmesidir.
+Hizmet alanında inovasyon: Yeni veya
önemli ölçüde değiştirilmiş hizmet yaklaşımıdır. Örnek olarak Mustafa
Güzelgöz’ün kütüphaneyi halkın ayağına götürmek amacıyla eşeği ile köylere hizmet
vermesi gösterilebilir.
+Süreç alanında inovasyon: Var olan
yöntemlerin iyileştirilip daha fazla geliştirilmesidir. Eğitim alanında daha çok
bu inovasyon türünün etkileri görülmektedir.
+Organizasyonel alanda inovasyon: Yeni
çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesidir. Tıp alanında jigsaw
yönteminin kullanılması örnek olarak verilebilir.
+Deneyim alanında inovasyon: Kişinin,
öğrencinin, müşterinin, hastanın kendini özel hissetmesini sağlamaktır.
Bu konudaki düşüncelerimi şu şekilde
özetleyebilirim. Eğitim sistemimizde okullarda yaratıcılık ve inovasyonun
yerleştirilmesi ve geliştirilmesinde öğretmenlere önemli sorumluluklar
düşmektedir. Öğretmenlerin önemli modeller olduğu düşünüldüğünde sınıf içi ve
sınıf dışı uygulamalarda yaratıcı düşünme becerilerine ilişkin davranışlarda
bulunması öğrencilerin de hayatlarında yenilikçi düşünme becerilerini
kullanabilmelerini kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda özellikle öğretmenlerin bu
yönlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılabilir. Kulüp çalışmaları ve
etkinlik köşeleri ile hem öğretmenler hem de öğrenciler yaratıcı yönlerini
geliştirerek yeni ürünler ortaya çıkarabilirler. Bu amaçla öğretmenlere hizmet
içi eğitim uygulamaları ile kendilerini geliştirme imkanları tanınabilir. Eğitim
politikaları geliştirilirken yaratıcılık ve inovasyon kavramlarının
geliştirilmesine yönelik uygulamalar yapılabilir. Çünkü sorgulayan, yaratıcı düşünen,
eleştiren ve kendini sürekli geliştiren öğrencilerin geliştirilmesi
öğretmenlerin bu kavramları hayatlarına nasıl aktardıklarıyla bir anlamda
yakından ilişkilidir.
İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Gülden Sarıkoç Bilir
Geçtiğimiz derse misafir olarak katılan
değerli hoca Prof. Dr. Nurdan Kalaycı yaratıcı düşünme ile ilgili paylaşımlarda
bulundu. Yaratıcılığın orjinal fikirlerin bir araya gelmesi ile oluştuğu ve
yeni bir fikir olduğu vurgulandı. Yaratıcılığın her zaman yararlı olmadığı,
bazen çok da zararlı olabileceği konuşuldu. Örneğin atam bombası, çok yaratıcı
bir fikirdir ama çok da yıkıcıdır ve insanlar çok zarar görmüştür.
Yaratıcı olmak için birikimin öneminden
bahsedildi, birikim olmadan üretim de olamaz. Birikim ile ilgili üç önemli
kavram: Zaman, sabır ve sadakat. Her çalışma bir emek ister, her çalışmaya
zaman ayrılmalıdır ve her çalışmaya sağlam, güçlü ve içten bağlı olmak gerekir.
Değerli hocamızın fikirlerine katılmamak elde degil, çalışma gece uykusuzlukları,
yorgunlukları beraberinde getiriyor; sabır ve sadakat olmadan bunlarla başetmek
zor.
İnovasyon çok gündemde olan bir konu.
İnovasyonun anlamı yaratıcılığın ticari ustalıkla birleşimi. İnovasyon kelime
olarak çok havalı, yeni bir terimi ifade ediyor gibi olabilir ama değerli
hocamızın da belirttiği gibi yaratıcılık geçmişten günümüze her eğitim
programında vardı. 2018 yılına ait Türkçe öğretim programında yaratıcılık
sözcük olarak iki yerde geçmektedir. Birincisi “Yetkinlikler” başlığı altında
aşağıdaki gibi yer almaktadır:
İnisiyatif
alma ve girişimcilik: Bireyin düşüncelerini eyleme dönüştürme becerisini ifade
eder. Yaratıcılık, yenilik ve risk almanın yanında hedeflere ulaşmak
için planlama yapma ve proje yönetme yeteneğini de içerir. Bu yetkinlik, herkesi
sadece evde ve toplumda değil işlerine ait bağlam ve şartların farkında
olabilmeleri ve iş fırsatlarını yakalayabilmeleri için aynı zamanda iş
hayatında desteklemekte; toplumsal ve ticari etkinliklere girişen veya katkıda
bulunan kişilerin ihtiyaç duydukları daha özgün bilgi ve beceriler için de bir
temel teşkil etmektedir. Etik değerlerin farkında olma ve iyi yönetişimi
desteklemeyi de kapsar.
Burada yaratıcılık için planlama yapmanın ve
proje yönetiminin gerekliliği anlatılırken risk almadan bahsedilmektedir. Risk
alma daha çok işletme alanında kullanılan bir terim. Yaratıcılığın girişimcilik
başlığı altında verilmesi, yaratıcılıkla ilgili beklenetinin doğrudan verime
dayandırıldığını, gelecekte ticari etkinliklere alt yapı sağlayacağını
düşünmeme neden oldu. İş fırsatlarının yakalanması, iş hayatını desteklemesi
gibi söylemler işletme alanında kullanılan inovasyon sözcüğüne daha yakın.
İlkokul programındaki beklentilerin ve istenen yetkinliklerin daha öğrenciye
uygun olması görüşündeyim.
İkincisi “Öğretim Programlarında Ölçme ve
Değerlendirme Yaklaşımı” başlığı altında aşağıdaki gibi geçmektedir:
Hiçbir insan
bir başkasının birebir aynısı değildir. Bu sebeple öğretim programlarının ve
buna bağlı olarak ölçme ve değerlendirme sürecinin “herkese uygun”, “herkes
için geçerli ve standart olması” insanın doğasına terstir. Bu sebeple ölçme ve
değerlendirme sürecinde azami çeşitlilik ve esneklik anlayışıyla hareket
edilmesi şarttır. Öğretim programları bu açıdan bir yol göstericidir. Öğretim
programlarından ölçme değerlendirmeye ait bütün unsurları içermesini beklemek
gerçekçi bir beklenti olarak değerlendirilemez. Eğitimde çeşitlilik; birey,
eğitim düzeyi, ders içeriği, sosyal ortam, okul imkânları vb. iç ve dış
dinamiklerden ciddi şekilde etkilendiği için, ölçme ve değerlendirme
uygulamalarının etkililiğini sağlamada öncelik öğretim programlarından değil
öğretmen ve eğitim uygulayıcılarından beklenir. Bu noktada özgünlük ve
yaratıcılık öğretmenlerden temel beklentidir.
Burada geçtiği anlamıyla yaratıcılık
öğretmenin yaratıcı olarak değişik ölçme ve değerlendirme araçlarını kullanması
anlamındadır. Paragrafta geçen öğrenciye göre esnek bir değerlendirme
anlayışının olması günümüzde pek kullanılıyor olmasa da böyle bir düşüncenin
programda yer alması iyidir. Herkese uyan ve standart bir ölçme anlayışından
uzaklaşılması gerektiği anlatılmaktadır; Türkiye’de her seviyede standart
sınavlar varken ve bu bizim kültürümüz haline gelmişken bu fikirden uzaklaşma
için zaman gerektiği görüşündeyim.
Geçtiğimiz yıllarda kullanılan öğretim
programlarında “inovasyon ve yaratıcılık” sözcükleri daha çok geçerken son
yapılan düzeltmelerle oluşturulan öğretim programlarında bu sözcüklerden
inovasyon hiç kullanılmamakta, yaratıcılık ise iki ya da üç yerde geçmektedir. Böyle
bir değişikliğe neden gidilmiştir? Bu azalmanın nedeni uygulamanın zorluğundan
mı yoksa programın temele aldığı felsefenin farklılığından mı kaynaklanmaktadır?
Değerli hocamız inovasyon çeşitlerinden
bahsetti. Bunlar: radikal ve artırımsal inovasyon. Radikal inovasyon ilk, işlevsel
ve değerli olmalıdır. Radikal inovasyona
örnek olarak köy ensitüleri verilebilir. Köy enstitülerinde bilgi iş haline
getirilir, öğrenerek üreten, üreterek öğrenen bir anlayış vardır. Köy
enstitüleri programı Türkiye’de program, yapısı ve süreci bakımından elde
edilmeyecek kadar güçlü bir programdır. Bazı nedenlerle kapatılması öngörülerek
kapatılmış ve yerine daha iyisi de gelmemiştir. Artırımsal inovasyon da adım
adım geliştirme anlamında kullanılmaktadır.
İnovasyon türlerinin alt kategorileri ürün,
hizmet, süreç, organizasyonel ve deneyim alanlarındadır. Hepsinin ortak
özelliği yeni, farklı ve işe yarar olmalarıdır.
