Bu haftaki derse konuk olarak Profesör
Dr. Nurdan Kalaycı geldi. Öncesinde hocanın çalışmalarını takip etme fırsatı
bulmuştum. Özellikle örtük program, toplumsal cinsiyet uygulamaları, inovasyon
ve yaratıcılıkla ilgili olanlar gerçekten alandaki önemli çalışmalar olduğunu
düşünüyorum. Hocanın konuk olduğu derste bizimle paylaştığı bilgilerin eğitim
boyutuna yansımalarıyla ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum. Derste
Özdemir Asaf’ın “Damla kendini tamamlayınca damlar.” sözünü kullanmıştı yani
yaratıcılığın da bir hazırlık ve kuluçka süreci vardı. Bunun için de hocanın
tanımlamasıyla zaman, sabır ve sadakat gerekiyordu. Buradan hareketle kendime bilgi
olmadan yaratıcılık olabilir mi sorusunu ya da yaratıcılık ama kimin için sorularını
sordum. Sonra yaratıcılık için yapılan tanımlara baktım ve karşıma
benzerlerinden farklı olma, daha önce kurulmamış ilişkileri görme, günlük
hayatta problem çözme vb. tümceler çıktı. Ancak birey yaratıcılığını
tetikleyecek bilgiyi yani damlanın dolması metaforunu nasıl ve hangi yolla
sağlayacaktı? Birey için en büyük dolum kaynağı okul, eğitim programları, aile,
çevre vb. Peki, bunlar gerçekten onu bilgi anlamında dolduruyor mu ya da acaba
yaratıcılığı körelterek sıradanlığa mı çeviriyor? Sonra sıradan ve sıra dışı
kavramlarına bakma ihtiyacı duydum. Sıradan ve sıra dışı birbirinin arkadaşı
belki de daha yakını, kardeşi. Sözlüklerde bile birbirine refere edilen
sözcükler olarak yer alıyorlar. Konuya nereden bakıyorsak sıradan gördüğümüz
bir şey sıra dışı hale gelebiliyor ya da sıra dışı diye düşündüğümüz şey
sıradanlaşabiliyor. Belki de toplum olarak ve bilinçli şekilde yaratıcı bireyler
eğitmek isteyip istemediğimiz konusunda kararsızız.
Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017
yılında yenilediği birçok programda “yaratıcılık” kavramıyla ya hiç ya da çok
az karşılaşıyoruz. Gerçekten amaç 21. yy. ayak uydurabilen bireyleri eğitmek mi
çünkü programların değiştirilme gerekçelerinden biri bu, yoksa sıra dışı
fikirlere değil de sıradan fikirlere sahip, sadece topluma değil tüm toplumsal
değişimlere “UYUM” sağlayan bireyler eğitmek mi?
Programlarda karşımıza çıkan bir diğer
sözcük “inovasyon”. Kalkınma ile birlikte aslında ekonomide ve özel sektörde
çokça duyduğumuz ancak eğitimde yaklaşık on senedir hayatımızda olan bir
kavram. Bu kavram, çeşitli kurumlarda farklı şekilde kullanılmakta, örneğin
yenileşim, yenilikçilik vb. Ancak bu kavramla da aramızın pekiyi olmadığını
düşünüyorum ya da olması gerekir mi, bunu sorguluyorum. Çünkü ekonomik
kalkınmanın temeline yerleştirilen girişimcilik ve rekabet becerileri artık öğretim
programlarının başköşesinde yerini almış durumda. Bazı temel beceriler vardır
ki bunlar diğer becerilerin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlar, onlara
öncülük eder. Örneğin işbirliği, problem çözme, sorgulama, eleştirel düşünme ve
empati. Ama öğretim programlarındaki odak
noktamız girişimcilik ve rekabet becerileri. Elbette bu beceriler gerekli ama önemli
olan onu nasıl içselleştirdiğimiz, uygulamasında neler yaptığımız değil mi?
Rekabet ederken birbirimize fiziksel ve duygusal olarak zarar vermeden rekabet
edebilme kültürünü öğrenerek aynı zamanda çalıntı fikirlerle değil kendi
orijinal fikirlerimizle cesaret gösterip girişimci ruhumuz desteklenerek bu
kavramları hayatımıza sokmamız gerekmez mi? Belki de bunu başarırsak dünyadaki
yerimizi sağlamlaştırabilir, rekabetin birilerini ezerek yükselmek olmadığını,
girişimciliğin fikirleri değerli hale getirmek için olduğunu anlayabiliriz. Bunun
için temel becerilerin yanı sıra en önemli erdemlerden olan vicdanı ve emek
vermeyi öğretmek, gerekliliğini hissettirmek de gerekecek.
Derste Nurdan Hoca inovasyon türleri
olarak radikal - arttırımsal inovasyon ve bunların altında yer alan diğer
inovasyon türlerinden söz etmişti. Eğitim alanına baktığımızda aslında hiç uzak
olmadığımız uygulamalar var. Örneğin tersyüz öğrenme ortamları, 3D sınıflar, akıllı
uygulamaların eğitimde kullanılması, kendi dönemi içinde değerlendirdiğimizde
karma eğitim bence radikal inovasyon örneklerinden, arttırımsal inovasyona ise
sınıf mevcutların giderek azaltılması, çoklu zekâ uygulamaları, bireysel
öğrenmenin desteklenmesi örnek olarak verilebilir. Eğitimde önemli olan radikal
inovasyonu başlatarak attırımsal inovasyonla devam ettirmek, sürdürülebilir
olmasını sağlamaktır. Sanırım eğitim politikalarının da en önemli amaçlarından
biri yapılan bir uygulamanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır.
Son olarak eğitime zaman içerisinde
hangi kavram girerse girsin onu sorgulamak, anlamını keşfetmek ve bize
yansımalarını fark etmenin önemli olduğunu ve eğitim sisteminde başımıza icat
çıkaracak, özyönetim becerisi ve özbenlik algısı gelişmiş bireylere ihtiyaç
olduğunu düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder