İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Gülşah Coşkun Yaşar


Bu haftaki akademik günlüğümde Nurdan Kalaycı’nın yaratıcı düşünme ve inovasyon ile ilgili paylaşımlarından edindiğim izlenimleri yazacağım. Derste yaratıcı düşünmenin benzerlerinden farklı düşünme, orijinal fikirler üretme olarak tanımlanabileceğini fakat yaratıcı düşünmenin her zaman iyi yönde olmayabileceğini de tartıştık. Örneğin, silah üretimdeki yaratıcılığın kötü yönde kullanılmasına örnek olabileceğini söyledik. Yaratıcılığın eğitimle ilgili bağlantısını yaptığımız noktada da, 1924-2004 yılları arasında programlarda yaratıcılık kelimesiyle karşılaştığımızdan fakat 2004 yılından sonra yaratıcılık yerine yenilikçi düşünme kavramının kullanıldığından bahsettik. Yaratıcılık kelimesinin MEB tarafından yenilikçilik, TDK tarafından ise yenileşim olarak kullanıldığını öğrenmek benim için ilgi çekici ve daha önce hiç dikkat etmediğim bir noktaydı.

İnovasyon kelimesi ile yaratıcılığın ayrımını yaparken ise aslında inovasyonun ticari ustalıkla birleşmesi olarak tanımlanabileceğini konuştuk. İnovasyonun iki şekilde sınıflandırılabileceğinden bahsettik. Radikal inovasyonun maddi ve manevi değere sahip, işlevsel olan ve ilk yaratılan bir şeyi yani bir buluşu karşıladığından; eklemleme, arttırımsal ya da kaldıraçlama innovasyonu olarak adlandırılan inovasyon grubunun ise yine maddi ve manevi değere sahip olan ve ilk yaratılan şeyin üzerine bir şey ekleme, o buluşu genişletme özelliğini karşıladığından bahsettik. Eklemleme inovasyonunda yaratılan şeye yapılan iyileştirme ve geliştirmeler mevcuttur. Bu iki inovasyon çeşidi için radikal inovasyona köy enstitüleri, eklemleme inovasyonuna da gelişmekte olan ülkelerin bir ilacın içerisindeki etken maddeyi değiştirip yeni bir ürünmüş gibi piyasaya sürmeleri örnek verildi. Bu örneklerle bu sınıflandırma kafamda daha net bir hal aldı.

Derste ayrıca bu iki ana grup inovasyon çeşidinin ‘ürün alanında inovasyon, hizmet alanında inovasyon, süreç alanında inovasyon, organizasyonel alanda inovasyon ve deneyim alanında inovasyon’ olmak üzere 5 alt grubunun da olduğunu da tartıştık. Ürün alanında inovasyon yapıldığında var olan üründe farklılık, değişiklik ve yenilik yapılmaktadır. Hizmet inovasyonunda hizmetin sunum ve dağıtım şeklinde farklılık ve yenilik söz konusudur. Otobüs duraklarına yapılan kütüphaneler, yemeksepeti.com gibi hizmetler bu alanda yapılan inovasyonlara örnek verilebilir. Süreç alanında inovasyonda ise var olan yöntemlerin iyileştirilip daha fazla geliştirilmesi söz konusudur. Organizasyonel alanda inovasyon ise yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesidir.  Var olan yöntemlerin okul, fabrika ve firma şartlarına uyarlanarak yeniden kullanılmasıdır.  Deneyim alanında yapılan inovasyon ise vatandaşın, öğrencinin, hastanın müşterinin kendisini özel hissetmesini sağlamayı amaçlayan inovasyon türüdür.

Yaratıcılık ve inovasyon kavramlarını ayrıntılı değerlendirip net bir çerçeve çizdikten sonra bu kavramları eğitimde nereye koymalı eğitimle nasıl ilişkilendirmeliyiz ve yaratıcı düşünen ve inovasyon yapma eğilimde olan öğretmenleri nasıl yetiştirmeliyiz noktasında söylenenler bence çok değerli ve çok dikkat çekiciydi.

Öncelikle bu özelliklerde öğretmenler yetiştirebilmek için lisans ve yüksek lisans programlarının değişen koşullara göre sürekli revize edilmesinin gerekliliği üzerinde durduk. Teknoloji, değişen ihtiyaçlar, iş dünyasının beklentileri gün geçtikçe değişmekte ve buna bağlı olarak da lisans ve yüksek lisans programlarının bu değişime ayak uydurması için sürekli bir dönüşüm içerisinde olması gerekmektedir.  Alan derslerinin daha öğrenci merkezli ve inovatif verilebilmesi sorunu da bir diğer problem alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki, lisans programlarında kendi deneyimlerimin de gösterdiği gibi çok öğrenci merkezli ders işlendiğini söyleyemem. Ama bu konuda sadece öğretim elemanlarını suçlamanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Sınıf mevcutlarının çok fazla olması ile lisans programlarında öğrenci merkezli ders işlemenin bir öğretim elemanı açısından çok problemli olabileceğini düşünüyorum. Ama yine de alan gezileri, ders dışı uygulamalar gibi innovatif şeyler tabii yapılabilir. Lisans ve yüksek lisans programlarında seçmeli ders sayısının arttırılması noktasının ise çok daha ayrı bir önem teşkil ettiğini düşünüyorum. Birkaç yıl sonra mesleğe adım atacak ve hayatlarına yön verecek lisans öğrencilerinin kendi ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik, otonomilerini kullanarak gerçekten ilgi duydukları alanlarda kendilerini geliştirmeleri için onlara çok geniş olanaklar sunulması gerekmektedir. Bu da seçmeli derslerin çeşitliliğini ve sayısını arttırmakla ve bu derslerin önündeki engelleri kaldırmakla olabilir. Aday öğretmenlerin geniş yelpazede sunulan seçmeli dersler vasıtasıyla alan bilgilerinin yanı sıra entelektüel gelişimlerini arttırabilme ihtimalleri düşünüldüğünde aslında öğretmenlerin mesleki gelişimlerine de birçok yönden katkı sağlandığı unutulmamalıdır.  Bunun yanı sıra, öğretmen adaylarının faklı fakültelerden ders alabilmeleri kendilerini farklı alanlarda da geliştirmelerine fırsat sağlayacak ve ihtiyaç duyduğumuz öğretmen niteliğini arttırma konusunda yardımcı olacaktır.

Yaratıcı ve innovasyon yapma eğiliminde olan bireyler yetiştirmek aslında zor değildir. Sadece önce bu anlamda geleceğin bireylerini yetiştirecek öğretmenlerin önlerindeki engeller kaldırılmalı kendilerini eğitimlerini alırken her yönden geliştirebilmelerine fırsat sunulmalıdır. Bu zihniyetle ve çok yönlü yetişen öğretmen adayları mesleğe başladıklarında öğrencilerine yaratıcı ve innovatif etkinlikler sağlayabilir ve onlarında çok yönlü gelişimlerini destekleyebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder