İnovasyon ve Eğitim - Yazar: Yalçın Çetinkaya


Nurdan Kalaycı hocamızın “inovasyon ve eğitim” başlığı altındaki paylaşımlarını, özellikle “yaratıcı düşünme” üzerine dikkatleri çekmesi bakımından çok önemli bulduğumu belirtmeliyim. Nurdan Kalaycı hocamızın ifade ettiği şekliyle ekonomi insan eylemlerinin bir sonucudur; itici gücü ise insandır. İnsan faaliyetleriyle farklılık oluşturmalıdır; bu farkı yaratacak olan ise yaratıcı düşünme becerisidir. Dolayısıyla yaratıcı düşünme ve bugünün ekonomik dinamikleri arasında apaçık bir ilişki bulunmaktadır.

İşte bu noktada inovasyon kavramının altını çizmeliyiz. Yeni fikirlerin bir değere dönüşmesi ve ticari ustalıkla birleşerek bir yarara evirilmesini inovasyon olarak tanımlayabiliriz. Yeni fikirler dediğimizde ise işaret ettiğimiz şey aslında bizim için yeni olmayan, uzun zamandır eğitim programlarımızla ulaşmayı umduğumuz “yaratıcı düşünme” becerisinden başka bir şey değildir. Sadece yaratıcı düşünen bireyler orijinalliği bulunan ve farklılık yaratan ürünler ortaya çıkarabilecek ve inovatif eylemlerim içerisinde olabileceklerdir. Ancak yaratıcı düşünmenin kritik önemine değinmeden önce, sistematik anlayışta fazlaca vurgulanan eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkiye yeniden dönmek istiyorum. Çünkü inovasyonu konuşurken ekonomiden fazlaca bahsetmiş olduk. İnovasyon kavramı doğrudan inovasyona dayalı bir hizmet ekonomisini çağrıştırmaktadır. Ancak bu yeni ekonomik düzenin eğitimden beklentisi sistematik bakışta konuştuğumuz “bir dizi becerinin öğrencilere kazandırılması” ile benzeşmemektedir. Sistematik anlayış halihazırda var olan rollerin bilgisi ile öğrenenlerin buluşturulmasını isterken, diğerinde inovatif faaliyetleriyle ekonomiyi yeniden ve yeniden organize edecek bireylere ihtiyaç vurgulanmaktadır. İlkinde ekonominin isteklerinin yön verdiği bir eğitim tasarımı bulunurken, diğerinde ekonomiye yön verecek bireyler hedeflenmektedir. Bu haliyle, ekonominin eğitim programlarından beklentisi ve etkisi sanırım daha az eleştirilebilir nitelikte olup, daha kolay kabul görebilecektir.

“Yaratıcı düşünme” uzun zamandır programlarımızda olmasına rağmen istediğimiz dönüşümleri ne yazık ki gerçekleştiremiyoruz. Bunun kaynağı olarak öğrencilerin yetersizliklerini göstermek yersiz bir suçlama olacaktır. Okul sıralarına ilk oturdukları günden itibaren farklı düşüncelerin hoş görüldüğü, tartışma/fikir paylaşımlarını destekleyen ve işbirlikli öğrenmenin öne çıkarıldığı tasarımlarla karşılaşmayan öğrencilerden yaratıcı düşünmelerini beklemek nafiledir. Biz öğretmenler olarak vermeye, öğrenciler ise almaya programlanmış birer robot gibi okullarda yerlerimizi aldık. Bu haliyle okullarımızın yaratıcılığı beslemekten çok, körelttiğini bile söyleyebiliriz. Gözlem yapan, eksiklikleri keşfeden ve özgül ürünler ortaya koyma hevesinin sarmaladığı öğrenciler için eğitim programlarımızı gözden geçirmek ve çocukların yaratıcılıklarını destekleyecek formüller bulmak zorundayız. Öğrencilerin yaratıcı düşünenler olmasını istiyorsak eğer, bir adım geriye gitmeli ve öğrencilerimizin düşünmesini sağlamalıyız. Sadece belli birkaç dersi önceleyerek, bu dersleri de oldukça mekanik bir işleyişle yürüterek yaptığımız şey ezberleyen öğrenciler yetiştirmekten başka bir şey değil. Bundan vazgeçmediğimiz sürece eğitim programlarımızda istediğimiz kadar “yaratıcı düşünme” vurgusu yapalım, istediğimiz değişimi gerçekleştiremeyeceğimiz kesindir. Öğrencileri sadece kitaplardaki bilgiyle doldurulması gereken boş levhalar olarak görerek yıllarımızı geçirdik, artık zaman kaybetmeden bu anlayışı terk etmeliyiz. Öğrenciler düşünmeli, sorgulamalı ve yorumlamalıdır; bu ise bilgiyi olduğu haliyle onlara vermekten çok başka bir şeydir -ki bunu bile hakkıyla yapamadığımız ortadadır-. Hiçbir zaman hak ettiği kıymeti görememiş olan başta Felsefe ve Sanat dersleri olmak üzere, çok çeşitli seçimlik dersler de bu eksikliğin giderilmesinde oldukça yararlı olacaktır.

Yaratıcı düşünemeyen öğrenciler yetiştirilmesinin önemli sebeplerinden biri başarının ölçütü olan ve hesapverebilirlik mekanizması gibi işleyen merkezi sınavlardır. Bu sınavlar öğretmenin hareket alanını daraltırken, öğrencileri de daha çok ezbere itmektedir. Öğrenci çoktan seçmeli sorular arasında, kendisine sunulanlardan doğru olanı bulduğunda başarılı olarak nitelendirilmektedir. Kendisinin yeni bir şey bulmasına gerek yoktur, hazırda var olanlar arasından doğru olanı göstermesi yeterlidir. Başarıyı dört seçenekten doğru olanı seçmekle eşleştirdiğimiz müddetçe öğrencilerin süregelen “yaratıcı düşünememe” sorunu varlığını koruyacaktır.

Yaratıcı düşünen bireylerin yetiştirilmesi, onları yetiştirecek öğretmenlerin de yaratıcı düşünen eğitmenler olarak yetiştirilmesi ile mümkündür. Bu farkındalığa sahip olmadan öğretme ehliyetine kavuşan birinin, mesleğin içerisinde -özellikle bir önceki paragraftaki işleyişe rağmen- bunu kazanması pek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla hizmet öncesi eğitim süreçlerini de gözden geçirmek zorundayız. Ülkemizdeki öğretmenleri düşündüğümüzde gözümüzün önüne yaratıcı düşünen ve bu anlamda öğrencilerini destekleyebilecek bir grubun gelmeyeceğini dikkate alırsak, bu ihtiyaç daha iyi anlaşılacaktır.

Birileri üretiyor, biz ise onları ne kadar iyi kullandığımızla övünüyoruz. Örneğin, benim en çok üzüldüğüm ve şaşırdığım konulardan biri; çok sayıda ülkenin kendine ait birçok otomobil markası varken, büyük bir ülke olmakla keyiflenen bizlerin kendi üretimi olan bir otomobilinin hala olmayışıdır. Üstelik ilk otomobilden bu yana bir asırdan daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen. Örnekler -maalesef kolaylıkla- çoğaltılabilir. İyi birer tüketiciyiz ancak üretkenlik söz konusu olduğunda sınıfta kaldığımızı düşünüyorum ve böyle devam edersek dördüncü sanayi devrimini de kaçıracağımıza hiç şüphe yoktur.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder