Plato’ya
göre aklın ilkelerini çözmek zorundayız. Bunu çözümlerken de teorik ve felsefi
düşünmeye yönelmeliyiz (food for thought) o dönemlerde merak ve ilginin doğal
olduğundan bahsedilmekteydi. Söz konusu bu görüşlerin ayrıştırılması ve
gruplandırılması noktasında farklı düşünceler bulunmaktaydı diyebiliriz. “Hangi
bilgi değerlidir?” sorusu aslında cevaplandırılmayı bekleyen en önemli
sorulardan biri olarak görünmektedir. Ve buna şu şekilde cevap verilmiştir.
İnsan aklını geliştiren bilginin değerli olduğu kabul edilmiştir. Ben insan
aklını geliştiren bilginin en değerli bilgi olduğu fikrine katılmıyorum.
Tarihte nice olaylar vardır ki insan aklının ürünü sonucu ortaya çıkan
ürünlerin kötü amaçlarla kullanılıp milyonlarca insanın katledildiğini
görebiliriz. Mesela Hitler’in ordusunda görev yapan subayların askeri bilgileri
veya pilotların uçuş bilgileri kötü amaçlarla kullanılmış ve insanlar sırf
Yahudi, engelli, suçlu vb. oldukları için insanlık tarihinde utanç sayılacak
birçok zulme maruz kalmışlardır. Peki uçakların nasıl uçurulacağı bilgisi insan
aklını geliştirmez mi? Dolayısıyla en değerli bilgiler kapsamına girmez mi?
Dolayısıyla buradan yola çıkarak benim görüşümün en değerli bilginin insan
zihnini geliştiren bilgi olmadığını belirtmek istiyorum. En değerli bilgi bütün
insanlık yararına olan bilgidir (iyilik, doğruluk vb.).
En
değerli bilgileri yetişkin insanların öğrenebileceği fikri belli zamanlarda
egemendi. Dolayısıyla bu düşünce üniversiteleri de etkilemiştir (Fatma
Hocamızın derste bizlere gösterdiği üniversitelerin sloganları belki buna örnek
olarak gösterilebilir.) Aslında bilginin peşinde koşma bir nevi liberal
eğitimin temelini oluşturmaktadır. Tıp gibi alanlarda bilgi araç olarak
kullanılır. Bu practical knowledge olarak kabul edilmektedir ve liberal eğitim
bilgi bilgi için öğrenilir kavramından yola çıkılarak bu düşünceyi eleştirir.
Felsefe bölümünde eğitimini sürdüren bir öğrenci bile nihai hedef olarak
kendine KPSS’yi belirlemekte ve sonuçta bilgisini amaç olarak kullanmaktadır.
Peki bu yanlış mı? Söz konusu öğrenci böyle düşünerek bilgiye zarar mı vermekte
yoksa kendine onları aktarabileceği ortamı bulabilmek için çabalamakta mı? Burada
nereden baktığımız çok önemli. Belki de empati yaparak çözüme ulaşabiliriz. O
öğrencinin yerinde biz olsak ne yaparız? Herhalde cevap çok açıktır diye
düşünüyorum. Aslında başlarda liberal eğitim kendi içinde çelişmemektedir. Daha
sonraları yapılan araştırmalar sayesinde bizler çelişkilerin farkına
varmaktayız. Günümüzde liberal eğitim anlayışı daha eklektik bir görünüme
sahiptir. Bir yandan teori verilirken diğer taraftan uygulama boyutu da artık
göz önünde bulundurulmaktadır. Fakat yine de entelektüel gelişim olmadan fayda
sağlanamaz görüşü liberal eğitimin hala en temel felsefesini
oluşturmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder