Bu hafta sistematik eğitim programına geçmeden önce Türkiye’de bir eğitim programının düşünsel temellerinin nasıl oluşabileceği üzerine tartıştık. Eğitim sistemimizde yapılan yenilik ve değişimlerin hem dünyayı etkisi altına alan hem de ülkemizde yaşanan, kitleleri ilgilendiren kritik olaylardan etkilendiği bir gerçektir. 1923’te yeni bir ülkenin kurulmasında, bu gerekliliğin ve nihayetinde gayretin gösterilmesinde sağlam bir ideolojik temel vardır: Milliyetçilik. Ardı sıra gelen devrimlerle, hem toplumsal hayatta hem de toplumsal yaşamın bir aynası olan eğitimde bu ideolojik temel kısa sürede karşılık bulmuştur. Öte yandan; kendi kendine var olmaya çalışan bu yeni ülke, millî bir şuurla bir araya gelmişse de yapılan yeniliklerde yüzünü Batı’ya dönmüş, oradaki gelişmelerin sıkı bir takipçisi olmuştur.
Ülkemizde de eğitim programları tarihine baktığımızda; ilk programların ulusal bilinç, beraberlik, laik, özgür, yasalar karşısında eşit hak ve sorumluluklara sahip yurttaşlar yetiştirmeyi amaçladığı söylenebilir, bu amaç bir düşünsel temelin –kuram- var olduğuna işaret eder. O halde neden sonraki programlarda Batı’da ortaya çıkmış kuramlar daha çok kendini göstermiştir?
Toplumun gelişmeyi ve değişimi istemesi, sonrasında ise benimsemesi için o gelişmenin ortaya çıkmasını etkileyen, onu doğuran düşünsel temelin o toplum tarafından üretilmiş olması beklenir. Çünkü eğitimdeki gelişmeler; toplumun ihtiyacından ortaya çıkmamışsa uygulama boyutunda başarısızlıklar getirecektir ki ülkemizde bunun birçok örneği mevcuttur. Öte yandan; şu durum kaçırılmamalıdır, elbette ki Batı’da meydana gelen pek çok olay, gelişme ve durum da ülkemizi etkilemiştir. Yeni bir kuram yaratma sancısı içerisinde; sadece Batı’da değil, tüm dünyada yaşanan gelişmelerin takip edilmesi ve bu gelişmelerin ülkemizi nasıl etkilediğinin iyi gözlemlenmesi gerekir. Bu etkileri bilmek; bu etkiler doğrultusunda eğitimi yeniden tanımlamak ve planlamak bizi yeni ve özgün bir düşünsel temele götürebilir.
Sistematik eğitim programı; mevcut uygulamanın analiz edilerek düşünsel temel oluşturulması ile ortaya çıkmış bir yaklaşım olarak –uygulamadan teoriye- karşımıza çıkmaktadır. Birleşik Devletlerde ortaya çıkan bu yaklaşımın temeli iş ve ekonomi dünyasının incelenmesi, analiz edilmesi, oradaki başarıların eğitime aktarılma çabası olarak düşünülebilir.
Taylor’ın bir fabrika işçisinden alınabilecek verimi analiz eden çalışmalarını Bobbitt eğitime uyarlamıştır. Bobbitt bir eğitim programının geliştirilmesi için öncelikle ideal olan yetişkin modellerinin belirlenmesi, bunun bilimsel bir titizlikle analiz edilmesi (activity analysis) gerektiğini savunur. Bobbitt’e göre öğrenci bir hammaddedir ve tanımlanan ideal yetişkin becerileri ile ürüne dönüşür. Bu yaklaşımda öğretmen ise hammaddeyi ürüne dönüştüren, fabrikadaki işçi gibidir. İşçinin bir fabrikada yapacağı iş adımları nasıl sistemli ise; öğretmen de programda belirlenen adımların sadece uygulayıcısıdır. Bobbitt’in bu yaklaşımı ekonomiye aşırı vurgu yapması ve ahlaki boyutun arka planda kalması yönlerinden eleştirilmiştir. Bobbitt, toplumsal hizmeti eğitimin ahlaki boyutu olarak görmektedir.
Peki sistematik eğitim programları ve bu yaklaşımı destekleyen uygulamalar 1990’lı yıllardan sonra Birleşik Devletler’de neden popüler olmuştur? Null’ın ifadesiyle “küresel pazarda ekonomik olarak rekabet edebilmek” için Birleşik Devletlerde 1990’lı yıllarda “Standart Hareketi” başlamıştır. 2002 yılında yasalaşan No Child Left Behind sistematik yaklaşımın bir örneği olarak görülmektedir. Bu uygulamalar, Birleşik Devletlerdeki öğrencilerin küresel çapta akademik olarak en üst sıralarda olmasını amaçlar ve bu amaç doğrultusunda belirli standartların belirlenmesi gerektiğini savunur.
Bu yaklaşımda değerlendirme (assessment) ve hesapverilebilirlik (accountability) kavramları ön plandadır. Sistematik eğitim programlarında etkili olduğu kanıtlanmış olan yöntemler kullanılır. Öğretmen süreçte bir uygulayıcıdır ve eğitimin sınırları çok net bir şekilde çizilmiştir; öğretmenin esneklik payı azdır veya yoktur. Bu yaklaşımın eğitim programlarına yansıması Null’un kitabında iki ismin görüşleri üzerinden aktarılır. Ravitch ve English. Ravitch bu standart hareketin daha esnek olabileceği görüşündedir ve öğretmenler için eğitim programlarını çerçeve olarak görür, English ise eğitim programlarının öğretmen için bağlayıcı olduğu görüşündedir. Yine de her iki ismin de eğitimde çocuğun bireysel özelliklerini, sosyal ve kültürel bağlamı çok fazla hesaba katmadıkları söylenebilir.
***
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder