Akademik
günlüğe Schwab’ın şu sözleri ile başlamak istiyorum. ”Eğitim programı alanı
ölmek (moribund) üzeredir. Schwab, Huebner, Kliebard gibi alanın önde gelen
kişilerinin alanı teoriye dayanmayan, pratikten uzak, tarihsel arka planı
olmayan ve ölmeye yüz tutan bir alan olarak tasvir etmişlerdir. Bu da alanda
yeniden kavramsallaştırmadan önceki kargaşayı açıkça ortaya koymuştur. Yeniden kavramsallaştırma 1970’lerde ABD’de
ortaya çıkan, geleneksel program anlayışına karşı çıkan bir akımdır. ”Yeniden
kavramsallaştırma “ kavramı ABD ‘de
eğitim programı alanında bir paradigma değişimini ifade eder. Davranışsal
hedef, planlar ve değerlendirme yoluyla programların geliştirilebileceği
fikrine karşı çıkar. Program çalışmalarının geliştirme ve yönetme işlevleri
eleştirilerek program anlayışında doğru bir yönelim başlamıştır.1970 öncesi
program geliştirme çalışmalarının teknik bir iş olduğu ancak 1970 sonrasında
odak noktasının felsefe, otobiyografi, tarih gibi daha kapsamlı konuların
olması gerektiği savunulur. Program anlayışındaki bu paradigma kaymasına zemin
hazırlayan bir çok toplumsal değişim hareketi bulunuyor. Bunların başında tüm dünyada
etkisini gösteren İnsan hakları hareketi, cinsiyetçilikle ilgili direnişler,
İşçi sınıf mücadeleleri, vb. durumlar vardır. Toplumsal alanda bunlar
yaşanırken bunların etkilerinin farklı boyutlarda program alanında yansımasının
(ulusal ve uluslararası krizler, tüm bunların elde var olan program anlayışı
ile çözülemeyeceği düşüncesi) kaçınılmaz olduğu görülmüştür. Aslında Pinar’ın
başlattığı yeniden kavramsallaştırma akımının başlangıcı 1970’ler olarak ifade
edilse de çok daha öncesine dayanmaktadır.1970 ‘lerde yaşanan bu yeniden
kavramsallaştırma döneminden sonra Amerika’da 2000’lerden sonra
(post-reconceptualization) kavramsallaştırma ötesi dönem yaşanmaktadır. Halen
oluşum halinde olan bu süreç yeni programları yeni jenerasyonun karşılaştığı
durumlar ve yaşadığı deneyimler çerçevesinde ele alınma sürecidir. ”Biz neyi
göremedik? Bu eleştirel bakış, programı anlamayı ve programın uygulanması
esnasında “bireyin” hayatında bıraktığı izleri, yani yaşantıları, biyografileri,
otobiyografileri (yaşam hikâyelerini), deneyimleri, fenomenleri görmemizi
sağlayacaktır. Belki de eğitim programlarının bireye nasıl şekil verdiğini
göremedik. Post-pozitivist paradigma ile yeniden kavramsallaştırma programın
teknik bir yaklaşımından çok arka planında pek çok etkenin olduğunu, canlı bir
organizmanın varlığını vurgulayarak siyasi bir bakışla anlamak gerektiğine dikkat
çekmiştir.1960’ların başlarında alana yönelik krizi Sputnik ’in Amerika’da yol
açtığı kiriz, program geliştirme alanındakilerin programın niteliğine ilişkin
kaygıları, alanın statüsünün sarsıldığı fikri, okullardaki öğrenci sayılarının
düştüğüne dair söylemler yeniden kavramsallaştırma kavramının arka planında
olan tarihsel boyutu oluşturmuştur. Amerika’da bu dönemde pozitivizmin kaymasına
Başkan Ranold Reagon engel olmak istemiş bunu da ABD’de eğitimin risk altında
olduğunu bildiren raporlar hazırlatmıştır. OECD tarafından yapılan sınavlara
dikkat çekmiştir. Bu içsel krizler ekonomik güdümlü eğitim programının
anlayışına yaramıştır.
Bümen
ve Aktan (2014) makalesinde alanın tarihinin oluşturulmadığını ifade ediyor. Hangi
içsel ve dışsal krizler alana yön veriyor incelenmelidir. Sınıfta ele aldığımız
konulardan en önemlilerinden biri de “politik naiflik”tir. Programın ideolojik
bir kavram olduğu bir gerçektir. Eğer ülkemizdeki eğitim sorunlarını teknik
sorunlar değil de politik, ideolojik, etnik sorunlar olarak ele alınırsa ancak
o zaman eğitim programları, geçmişi, bugünü ve
geleceği kapsayabilir. 1964 programıyla Türkiye’de Fen laboratuvarlarının
kurulması, TÜBİTAK’ın kurulması, Fen Liselerinin açılması, o dönemdeki
krizlerin arka planıdır. Bu bağlamda Pinar’ın eleştirdiği program aşamalarına
fazla odaklanıp etik konularının dışarıda bırakıldığı gerçeğinin Türkiye için de
geçerli olduğunu Bümen ve Aktan (2104) ‘ın makalesinde gördük. Felsefe ve
Sosyoloji içerikli çalışmalar yapılması gerektiği bir gerçektir. İsmail Hakkı
Baltacıoğlu, Husserl, Halit Z Ülken, Althusser’in nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu
incelemek gerektiği kanısındayım.
Bümen
ve Aktan (2014)’ın makalesinde belirtildiği gibi bizde Amerika’daki gibi eğitim
sistemimizi etkileyen içsel ve dışsal krizler yaşıyoruz. Fakat yeniden
kavramsallaştırma dönemine hatta kavramsallaştırma ötesine geçtiğimiz
söylenemez. Halen programları değerlendirirken bile matematiksel ve formüle
edilmiş şekliyle değerlendiriyoruz. Eğitim programlarını yeniden kavramsallaştırma
ve kavramsallaştırma ötesi düzleminde ele almak için eğitim bilimlerinin yanı
sıra felsefe, siyaset bilimi, sosyoloji gibi pek çok farklı alanlarda da
yeterli birikime sahip olmamız gerektiği çıkarımlarım sonucudur. ”Bu
çıkarımlarıma ışık tutan Pinar’ın” The Reconceptualizm of Curriculum Studies “ kitabında
ülkelerin geçirdiği krizlerin programlara yön verdiğini ifade etmesidir. Yine
alanda programın adım adım ve süreçlerine aşırı odaklanma, “politik naiflik”,
teknik olarak ilerleyen program geliştirme sürecinde hedeflerin adım adım
tanımlanmasının okullardaki eşitsizliği kaldırdığına olan inanç, programlarda
etik konusunun dışarıda bırakılması program geliştirmenin içsel problemleridir.
Ülkemizde alana ait iç çatışmalar 1997’de
alanın lisansının kapatılması, meslek liselerini günümüzdeki durumu, okul
sayıları neye göre belirleniyor, programları kim yapıyor, okul öncesi
eğitiminin eğitim programcılar tarafından ele alınmaması, program geliştirme
alanının ülkemizde uygulamada karşılık bulamaması, alanın bir disiplin olarak
görülmemesi, herhangi bir eğitimcin bile program geliştirebilir olarak görülme
inancı, eğitim fakültelerinin içeriğinin YÖK tarafından belirlenmesi, eğitim
programı kavramlarının uluslararası alan yazından devşirilmesi, kendi
kavramlarımızı oluşturma konusunda yetersiz kalmamız, Ertürk ve Varış
hocalarımızın alandaki baskın kitabından sonra alana ait daha güncel
kaynakların üretilememiş olması, alan yazında Türkçe olarak akademik birikimin
gelişememesi nitelikli çeviri kitaplarının da mevcut olmaması gibi alana ait
birçok çatışma söz konusudur. İş dünyasının etkisiyle beceri odaklı
programların geliştirilmesi fakat bu becerilerin nasıl ilişkilendirileceği
konusunda öğretmenlere rehberlik sağlanmaması, eğitimde özelleştirmenin yaygın
hale gelerek özel-devlet okulu ayrımının belirginleşmesi, bu durumun toplumu
ikiye ayırması, özel okullara devlet tarafından verilen desteğin nitelik değil
nicelik kaygısından olması alan dışı problemlerdir.
Yeniden
kavramsallaştırma anlayışı “nasıl öğretmeliyim?” yerine “neden öğretmeliyim? “sorusunu
tercih ederek eğitim sorunlarının nedenleri üzerinde durulması ve bu bağlamda
çözümler üretilmesi gerekmektedir.
Sonuç
olarak daha sofistik bir program anlayışının doğmasını “yeniden
kavramsallaştırma” olarak düşünebiliriz. “Eğitim programı geliştirme”
anlayışından “Eğitim Programını anlama” yönelimine geçmek gerektiğini
düşünüyorum.
Kaynaklar:
Bümen,
N.T., Aktan, S. (2014). Yeniden kavramsallaştırma akımı ışığında Türkiye’de eğitim programları ve öğretimi alanı üzerine
eleştirel bir çözümleme. Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt 22, No:3,
s.1123-1144.
Kridel,
C. (2010). Encyclopedia of Curriculum Studies.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder