Bu
haftaki tartışmalarımızın başlangıç noktası John Dewey’in “Deneyim ve Eğitim”
adlı kitabı ve ilerlemeci yaklaşımı oldu. Akademik dünyada kıymetli bir yere
sahip olan Dewey’in ilerlemeciliğinin tüm eğitim dünyasını etkilediğini ve
tesirinin halen canlı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Her ne kadar
yaşamı şimdiye indirgediği savıyla eleştirilse de Dewey’e karşı radikal denilebilecek
bir eleştirinin olmadığını söyleyebiliriz. Eğitimi bireye indirgeyen Dewey konu
alanını önceleyen geleneksel eğitimin tersine merkeze çocuğu yerleştirir. Geleneksel
anlayışta eğitim; yetişkinlerin çocuklar için neyin iyi olduğuna karar
verdikleri bir dışarıdan oluşturma süreci iken, Dewey için öğrencilerin doğal
eğilim ve yeteneklerinden arınık olmayan içsel bir gelişimdir. Zorlamaya karşı
bireysellik, durağan amaçlara karşı değişen dünya ile tanışık olma düşüncesi hakimdir.
Tüm bu ve diğer söylemleriyle Dewey’in etkisinin büyük ve canlılığını yitirmemiş
olmasına şaşırmamak gerekir diye düşünüyorum.
İlerlemeciliğin
beni en çok etkileyen taraflarından biri, sistematik eğitim programlarında göz
ardı edilen “şimdinin” bilgisine yer verilmesidir. Geçmişin “hazır” bilgi ve
becerilerinin aktarılmasıyla öğrencilerin geleceğe hazırlanması, bugünü atlamak
demektir; geçmişten geleceğe ulaşma çabaları bu haliyle eksiktir. Oysa Dewey’in
ilerlemeciliğinde bugün de tıpkı geçmiş ve gelecek gibi karşılık bulmaktadır. Dewey
eğitimi deneyimin içinden, deneyim yoluyla ve deneyim için bir süreç olarak
tanımlayarak, bir anlamda geçmiş, bugün ve geleceğin meydana getirdiği bütünlüğe
dikkat çeker. Geçmiş önemsiz değildir çünkü şimdiki deneyimlerimiz öncekilerin
izlerini taşımaktadır. Ancak geçmişin sadece araçsal bir değeri bulunur ve
eğitsel yaşantılar içerisinde bir amaç olarak yer almamalıdır. Ayrıca, eğitim
kişisel bir deneyim de olsa yetişkinlere daha fazla görev düşmektedir. Öğretmenler
olarak bizlerin sorumluluğu öğrencilerimizi çok iyi tanımak, onların geçmiş
deneyimlerini çok iyi bilmek ve bu deneyimlerinden yola çıkarak öğrencilerimizin
potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri nesnel koşulları hazırlamaktır. Daha
önce tartıştığımız -öğrencilerin kendilerini
yansıtmalarını sağlayabilecek- Pinar’ın “currere” metodu tam da bu noktada
öğretmenler için etkili bir yöntem olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum.
Dört adımdan oluşan bir düşünsel yolculuk olan “currere” ile öğretmenler
öğrencilerinin geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki deneyimlerini daha iyi
kavrayabileceklerdir.
Tartışmalarımız
arasında hareket ve düşünsel özgürlük arasındaki ilişkiye değindik. Ben bu
ilişkinin birçok eğitimci tarafından göz ardı edildiğine inanıyorum. Bir
yandan, öğrencilerin bizlerin istediği düzende, sessizlik içinde, hareketsizce,
efendi efendi oturmalarını beklerken, diğer taraftan kendilerini özgürce ifade
etmelerini istemek birbirini destekler nitelikte değillerdir. Oysa özgürlükten
bahsedildiğinde belki birçoğumuzun aklına ilk gelen metaforlardan biri kuşların
uçmasıdır; serbestçe dolaşabilmek özgürlüğün karşılığı gibidir. Özgürlük tam
olarak bu olmasa da hareket özgürlüğünün öneminin anlaşılması açısından yerinde
bir benzetme olduğu kanaatindeyim. Sessizce, hareket etmeden oturmalarını,
dinlemelerini ve sadece söz hakkı verildiğinde konuşmalarını istemek, bu hakkı
verdiğimizde de özgür düşüncelerini duyacağımızı ummak oldukça ironik
görünmektedir. Ancak çoğu zaman gerçekleşen şey tam olarak bu. Bunu
yaptığımızda öğrencilerimizin gerçek doğalarını, kişiliklerini, kim olduklarını
anlamamız zorlaştırmaktadır; öğrenciler büyük ihtimalle duymak istediklerimizi
bize söyleme eğilimindedirler. Dışsal özgürlüklerin kısıtlanması öğrencileri
edilgenliğe yöneltmekte ve geleneksel anlayışın istediği, ilerlemeciliğin karşı
çıktığı “alıcılara” evirilmelerini kolaylaştırmaktadır. Çocuğun düşünceleri,
ilgileri ve eğilimleri bizim için önemliyse eğer, eğitim programlarında onlara
daha fazla özgürlük sunmak zorunda olduğumuzu anlamalıyız.
İlerlemecilikte
eğitim deneyimler üzerine kuruludur. Ancak deneyimin sadece ilerlemecilik
anlayışıyla kurgulanmış süreçlere özgü olduğunu söyleyemeyiz. İster geleneksel
ister ilerlemeci olsun eğitim içerisinde deneyim her zaman vardır. Önemli olan
bu deneyimlerin bizi nereye yönlendirdiğidir; her deneyim bir itici güçtür ve
bazıları bizi doğru bazıları ise yanlış yöne itmektedir. İlerlemeciliğin
iddiası geleneksel yaklaşımdaki deneyimlerin çoğunlukla ikinci türden
olduğudur. Bununla ilgili olarak ilk aklıma gelen öğrencilerimin bir kısmının
matematik dersine yönelik neredeyse nefrete varan hisleri oldu; geçmiş
deneyimlerinin bu öğrencileri “doğru” yöne itmediği çok açık. Aslında benzer
durumları zaman zaman kendi dersim söz konusu olduğunda da gözlemliyorum. Bir
öğretmen olarak öğrencilerimin geçmiş deneyimlerini değiştiremem, ancak onların
geçmiş deneyimlerini anlamaya çalışabilir ve öğrencide merak uyandıran, devam
etme yönünde isteklendiren ve belli amaçlar edinmesini sağlayacak koşulları
oluşturmaya çalışabilirim, çalışmalıyım.
Bu
hafta öğrencilerin bireyselliğini önceleyen bir diğer yaklaşım olan varoluşçu anlayışı
da tartıştık. Varoluşçu eğitim programları öğrencileri yetişkinlerin çizdiği
sınırların dışına çıkarak kendi keşiflerini yapabilecekleri fırsatlara kavuşturmayı
amaçlamaktadır. Varoluşçu felsefede birey her şeyin üzerinde yer alır. Elbette
bizlerin “birey” boyutumuz olduğu gibi “toplumsal” boyutumuz da vardır. Tamamen
varoluşçu kuram üzerine temellendirilmiş, tüm ilkelerinin karşılık bulduğu,
bireyi her şeyin üstünde gören eğitim programlarının bugünün beklentilerini tek
başına karşılaması mümkün değildir. Ancak yine de varoluşçuluğa eğitsel
yaşantılar içerisinde kesinlikle alan açmamız gerektiğine inanıyorum. Bu
bağlamda öğretmenler olarak bizlerin yapabileceği öğrencilere zorla bir şeyleri
kabul ettirmediğimiz etkinliklere de yer vermek ve öğrencilerin kendi
seçimleriyle şekillenen eğitsel yolculuklarına çıkmalarını olanak tanımaktır. Merkeziyetçi
bir anlayışla programların geliştirildiği ülkemizde, öğretmenlerin her şeye
rağmen sınıflarında engellenemez bir özgürlük alanı vardır; öğretmenin elindeki
en etkili güç budur. Öğretmenler bu gücü kullanarak benzer özgürlüğü
öğrencilerine de sunmalıdır.
Ellen
Royse’un “Gittiğim Her Yerde Kuşları
Görüyorum: Şehirdeki Öğrencileri Doğal Yaşamla Buluşturmak” isimli senaryosunu
incelediğimizde varoluşçu anlayışın yansımalarını rahatlıkla görebiliyoruz.
Öğretmenin amacının öğrencileri doğal yaşamla karşılaştırmak ve doğayı
sevmelerini sağlamak olduğunu ancak bunu yaparken sadece güzeli gösterip
çirkini gizlemek çabasında olmadığını, yaşamın kendisinden uzak ve kopuk öğrenme
süreçleri tasarlamadığını fark ediyoruz. Öğrencileri doğayla buluşturmak için
ise çocukların bölgelerindeki yerel ve göçmen kuşlar, doğal yaşam alanlarından soyutlanmadan, kullanılıyor. Öğrencilerden
beklenen ise özgür olarak seçimler yapmaları, kararlar almaları ve aldıkları
kararların sorumluluklarını üstelenmeleridir. Bu senaryoya referans olacak bir
program yazılmak istense, bu programın hedefleri aşağıdaki gibi sıralanabilir
diye düşünüyorum:
Öğrenciler kendi eylemlerinin doğal yaşam
üzerindeki etkilerini keşfeder,
Öğrenciler bulundukları çevredeki
yerel/göçmen kuş türlerini keşfeder,
Öğrenciler bulundukları çevredeki
yerel/göçmen kuş türlerinin yaşadıkları sorunları keşfeder,
Öğrenciler bulundukları çevredeki
yerel/göçmen kuş türlerinin yaşadıkları sorunları çözmek için işbirliği yapar.
Ben
özellikle “keşfetmek” fiilini kullanmayı tercih ettim, çünkü varoluşçuluk
felsefesine en uygun eylemlerden birinin keşif yapmak olduğunu düşünüyorum. Varoluşçuluk
öğretmenin öğrenciye nesnel bilgiyi vermesini istemez; öğrenme daha çok öğrencinin
bireysel yolculuğunun ve kendi keşfinin bir ürünüdür.
Senaryodan
yola çıkarak içeriğin öğrencilerin yaşadıkları çevrede bulunan yerel/göçmen kuş
türleri ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak “ne öğretelim?” sorusuna
cevap olacak, stabil ve önceden hazırlanmış bir içeriğin söz konusu olmadığını;
öğrencilerin tercihleriyle değişen ve önceden tam olarak kestirilemeyen dinamik
bir içeriğin var olduğunu da eklemek gerekir. Öğrencilerin seçimleri, soruları,
cevapları, yorumları, yaptıkları araştırmalar ve bireysel deneyimleri içeriği
sürekli olarak değiştirmektedir.
Öğrenme/öğretme
süreçleri açısından incelediğimizde öğretmenin rehberliği bulunsa da
belirleyici kişinin öğrencinin kendisi olduğunu, seçimlerin ve kararların
öğrencilere bırakıldığını söyleyebiliriz. Sürecin başında öğretmen öğrencilere
çeşitli logolar gösterip, bu logoların hangi markalara ait olduğunu sorarak
dikkat çekmeyi ve farkındalık uyandırmayı amaçlamaktadır. Bir sonraki adımda,
öğrencilerin yaşadıkları çevredeki yaygın kuş türlerine ait görselleri gösteren
öğretmen kuşların isimlerini sorar. Öğrencilerin kuş isimlerini bilememelerinin
üzerine tartışmalarını isteyerek, nedenleri hakkında düşünmelerini ve
çıkarımlarda bulunmalarını ister. Daha sonra her öğrenciye bir dürbün temin eden
öğretmen, öğrencilerin dürbünleri odaklamayı ve hareketli nesneleri takip
etmeyi öğrenmeleri için uygun yaşantılar düzenler. Bu ise sonraki etkinlikler
için etkili bir güdüleme faaliyeti olarak düşünülebilir.
Öğretmenin
planladığı diğer etkinliklere bakıldığında öğrencilerin bireyselliklerini ve
tercihlerini öncelediğini ve etkinliklere katılmaları için öğrencileri
zorlamadığını görebiliyoruz. Bu etkinlikler sırasıyla;
Her öğrencin kendi seçtiği kuş türü
hakkında araştırma yapar ve deneyimlerini diğer arkadaşlarıyla paylaşır.
Öğrenciler kendi kişisel kuş kılavuzlarını
oluşturur.
Öğrenciler kuşları doğal ortamlarında
gözlemlemek için kuş gözlemi yürüyüşlerine çıkarlar.
Öğrenciler uzman kuş gözlemcileriyle
işbirliği yaparak nadir bulunan kuşları incelerler.
Öğrenciler kuş popülasyon verisi
toplayarak bilimsel bir çalışmanın içinde yer alırlar.
Göçmen kuşları korumaya yönelik bir
program kapsamında veri toplama çalışmasına katılırlar. Topladığı verileri
analiz eder ve bulgularını ilgili kişilerle paylaşırlar.
Değerlendirme
için söylenebilecek olan ise öğretmenin tüm etkinlikler süresince öğrencileri
gözlemlediği ve öğrencilerin kendi deneyim/ilerlemelerini kendilerinin
değerlendirdiğidir. Öğrencilerden alınan dönütlerin yanında, mezun öğrencilerin
geri bildirimleri de programın etkililiği üzerine veri sağlamaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder