Varoluşçu Eğitim Programı / Null Program - Yazar: Gülden Sarıkoç Bilir


Okuduğumuz kitap bölümü çocukların çocukluklarının büyük bir kısmını okulda geçirdiklerini söyleyerek başlıyordu. Kendi öğrencilik hayatımı da düşündüğümde halen okuyor olduğuma göre hayatımın büyük bölümünün okumakla ve öğrencilikle geçtiği çok doğru. Bu nedenle okulda geçirilen her vakit kıymetlidir.

Genelde okulların amacı kültürün aktarılması, okuma ve yazmanın öğretilmesidir; bunun dışında açık programla belirlenmiş başka hedefler de vardır. Bilim, sanat, beden eğitimi, sosyal bilgiler ve yabancı dil eğitimi gibi. Bunlar halk tarafından öğrenilmesi istenen hedeflerdir. Aile çocuğu bu hedefleri öğrendiğinde çocuğunun toplumda fırsatlara sahip olacağını düşünür. Okul, açık olarak öğrencilere neler öğreteceğini sunar, aile ve öğrenciler de bu fırsatlara sahip olmayı isterler. Ama okul sadece bunları vermez. Dreeben, temel olarak okul öğreniminin sosyolojik yönlerine vurgu yapar, okul öğrenimini aile içinde gerçekleşen öğrenim türüne bağlar ve karşılaştırır. Jackson, sınıfın yapısının ve öğretmenler üzerindeki taleplerinin, öğrencilerin beklentilerini nasıl etkilediğini ve dolayısıyla öğrendiklerini nasıl şekillendirdiği konularını tartışır. Vallence, materyallerin sunduğu gizli bir tavra odaklanır. Materyal, öğrenciler ve öğretmenler tarafından bilinmeyen değerleri etkilemektedir. Bu değerler ders kitaplarında, dilde, öykülerde, karakterlerin özelliklerinde olabilir. Araştırmacıların da fikirlerinde belirttiği gibi okul açık programla belirtilenden farklı değerler de öğretir. Bunlar sayısızdır ve açık değildir. Bunları ayırt edebilmek için materyalin ince ve eleştirel analizini yapmak gerekir. Bu değerler açık programdan çok daha güçlü, uzun süreli ve genelde kasıtsızdırlar. Okulun örtülü programı çocukların öğrendiği en önemli şeyler arasındadır. Çoğu çocuk yetişkin olduğunda muhtemelen ilgisini çeken bir iş yapmayacaktır. Çoğu iş de bireyin kendini tanımlamasına izin vermeyebilir. Çoğu iş dışsal motivasyona dayanır ve entelektüel esneklik sağlamaz. İş genelde rutinden oluşur. Pek çok Amerikalı okulda aldığı eğitimle iş hayatına hazırlanır. Okullar işte yapılanlara çok benzerdir. Hiyerarşik örgütlenme, tek yönlü iletişim, rutin vb. okullarda öğrenilir.

Örtük program zaman çizelgesinde, ders programlarında, düzenlenen yarışmalarda, sınıfların düzeninde, koridorlardaki yerleşimde, ödül sisteminde, kısacası eğitimin her yerinde olabilir. Okulun örtük programı farklı olarak bir dizi entelektüel ve sosyal erdemleri de öğretebilir. Dakiklik, keyifli olmayan görevler üzerinde çalışmaya istekli olma gibi. Sanat derslerinin son derslere konulması, bu dersler için zindeliğin önemli olmadığı, yorgun kafayla da halledilebileceği gibi bir yargının oluşmasına neden olabilir. Matematik derslerinin ilk saatte olması da bu dersin çok önemli olduğu, açık bir zihin gerektirdiği, yorgun kafayla yapılamayacağı anlamı taşıyabilir. Koridorlara sınıfların yan yana dizilmesi hapishaneyi andırabilir; öğrenci burada kendini özgür ve rahat hissetmeyebilir. Belki de zil çalar çalmaz öğrencilerin hızla sınıftan koşarak çıkmaları kendilerini özgürce dışarı salma isteğidir. Zaman çizelgesi ile öğrencilere kendilerini yaptıkları işe çok kaptırmamaları ve derinlemesine işin içine girmemeleri gerektiği, 40 dakika sonra başka bir derse geçileceği söylenmektedir. Bu durumda öğrenci bilişsel olarak esnek olmalı, sorunları değiştirebilmeli ve yeniliklere uyum sağlayabilmelidir.

Okulların sadece açık ve örtülü programı değil, aynı zamanda öğretmediği de bir programı vardır. İhmal edilen program okulların öğrettiği program kadar önemlidir. İhmal edilen programın tanımlanmasında iki temel boyut vardır:

·       Okulların vurguladığı ve ihmal ettiği entelektüel süreçler.
·       Okul programında mevcut olan ve olmayan içerik ve konu alanları. 

Genelde okullarda bilişsel süreçlere önem verilir. Biliş düşünme ile ilgilidir. Bilişsellik organizmanın çevrenin farkında olduğu süreç anlamına gelir. Psikoloji sözlüğünde biliş; bilmeye dâhil olan tüm süreçlerin tanımlanması için kullanılan genel bir terimdir. Biliş algıdaki nesnelerin anında farkındalığıyla başlar ve tüm akıl yürütme biçimlerine uzanır. Biliş sözcüğü eğitimde yoksullaşmaktadır, zamanla düşünmeyi düşündüklerimiz azalmıştır. Kapsam ve zenginlik azalırken biliş sözcüğü eğitimde önem kazanmıştır. Sözel ve sayısal düşünme biçimleri vurgulanırken sözel olmayan ve sezgisel olanlar ihmal edilmiştir. Hâlbuki en üretken düşünme biçimleri sözel olmayan ve sezgisel olanlardır. Bilişsel süreçlere önem verilmesi, duyuşsal ve psikomotor alanın ihmal edilmesi ile öğrenciler hangi becerilerden yoksun olmaktadırlar? Duyuşsal ve psikomotor alanın ihmal edilmesinin sonuçları nelerdir? 

Okullar sadece açık olarak öğrettikleri programdan değil, ihmal ettiklerinden de sorumludurlar. Okullarda öğretilen konular genelde benzerdir. Belli başlı konular geleneksel her sınıfta öğretilir. Örneğin hayat bilgisi dersinde yön bulma yöntemlerini öğretiyorum.  Karıncalara göre, yosunlara göre vb. Düşündüğümde teknoloji çok gelişti, öğrenciler yönlerini “gps” aracılığı ile de bulabilir. Öğrettiğim konuyu gereksiz görmüyorum; öğrenci doğal yaşamı, kampa gittiğinde doğa ile nasıl mücadele edebileceği vb. öğreniyor. Ama öğrencinin ihtiyacı tam olarak bu mu? Göz ardı edilen, ihmal edilen öğrenci için çok daha gerekli bilgiler yok mu? İlkokul 4. Sınıf programında sanat derslerinin bir saat, beden eğitimi dersinin (oyun ve fiziki etkinlikler) 2 saat (ki bunun 1 ders saati bilgisayar dersi olarak işlenebiliyor, okullara bu konuda esneklik tanınıyor) olması bu derslerin de ihmal edildiğinin bir göstergesi değil midir? En önemlisi de bu ihmaller bireyin yaşamını nasıl ve ne kadar etkiliyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder