Okuduğumuz kitap bölümü çocukların
çocukluklarının büyük bir kısmını okulda geçirdiklerini söyleyerek başlıyordu.
Kendi öğrencilik hayatımı da düşündüğümde halen okuyor olduğuma göre hayatımın
büyük bölümünün okumakla ve öğrencilikle geçtiği çok doğru. Bu nedenle okulda
geçirilen her vakit kıymetlidir.
Genelde okulların amacı kültürün aktarılması,
okuma ve yazmanın öğretilmesidir; bunun dışında açık programla belirlenmiş
başka hedefler de vardır. Bilim, sanat, beden eğitimi, sosyal bilgiler ve
yabancı dil eğitimi gibi. Bunlar halk tarafından öğrenilmesi istenen
hedeflerdir. Aile çocuğu bu hedefleri öğrendiğinde çocuğunun toplumda
fırsatlara sahip olacağını düşünür. Okul, açık olarak öğrencilere neler
öğreteceğini sunar, aile ve öğrenciler de bu fırsatlara sahip olmayı isterler.
Ama okul sadece bunları vermez. Dreeben, temel olarak okul öğreniminin
sosyolojik yönlerine vurgu yapar, okul öğrenimini aile içinde gerçekleşen
öğrenim türüne bağlar ve karşılaştırır. Jackson, sınıfın yapısının ve
öğretmenler üzerindeki taleplerinin, öğrencilerin beklentilerini nasıl
etkilediğini ve dolayısıyla öğrendiklerini nasıl şekillendirdiği konularını
tartışır. Vallence, materyallerin sunduğu gizli bir tavra odaklanır. Materyal,
öğrenciler ve öğretmenler tarafından bilinmeyen değerleri etkilemektedir. Bu
değerler ders kitaplarında, dilde, öykülerde, karakterlerin özelliklerinde
olabilir. Araştırmacıların da fikirlerinde belirttiği gibi okul açık programla
belirtilenden farklı değerler de öğretir. Bunlar sayısızdır ve açık değildir.
Bunları ayırt edebilmek için materyalin ince ve eleştirel analizini yapmak
gerekir. Bu değerler açık programdan çok daha güçlü, uzun süreli ve genelde
kasıtsızdırlar. Okulun örtülü programı çocukların öğrendiği en önemli şeyler
arasındadır. Çoğu çocuk yetişkin olduğunda muhtemelen ilgisini çeken bir iş
yapmayacaktır. Çoğu iş de bireyin kendini tanımlamasına izin vermeyebilir. Çoğu
iş dışsal motivasyona dayanır ve entelektüel esneklik sağlamaz. İş genelde
rutinden oluşur. Pek çok Amerikalı okulda aldığı eğitimle iş hayatına
hazırlanır. Okullar işte yapılanlara çok benzerdir. Hiyerarşik örgütlenme, tek
yönlü iletişim, rutin vb. okullarda öğrenilir.
Örtük program zaman çizelgesinde, ders
programlarında, düzenlenen yarışmalarda, sınıfların düzeninde, koridorlardaki
yerleşimde, ödül sisteminde, kısacası eğitimin her yerinde olabilir. Okulun örtük
programı farklı olarak bir dizi entelektüel ve sosyal erdemleri de öğretebilir.
Dakiklik, keyifli olmayan görevler üzerinde çalışmaya istekli olma gibi. Sanat
derslerinin son derslere konulması, bu dersler için zindeliğin önemli olmadığı,
yorgun kafayla da halledilebileceği gibi bir yargının oluşmasına neden olabilir.
Matematik derslerinin ilk saatte olması da bu dersin çok önemli olduğu, açık
bir zihin gerektirdiği, yorgun kafayla yapılamayacağı anlamı taşıyabilir. Koridorlara
sınıfların yan yana dizilmesi hapishaneyi andırabilir; öğrenci burada kendini
özgür ve rahat hissetmeyebilir. Belki de zil çalar çalmaz öğrencilerin hızla
sınıftan koşarak çıkmaları kendilerini özgürce dışarı salma isteğidir. Zaman
çizelgesi ile öğrencilere kendilerini yaptıkları işe çok kaptırmamaları ve
derinlemesine işin içine girmemeleri gerektiği, 40 dakika sonra başka bir derse
geçileceği söylenmektedir. Bu durumda öğrenci bilişsel olarak esnek olmalı,
sorunları değiştirebilmeli ve yeniliklere uyum sağlayabilmelidir.
Okulların sadece açık ve örtülü programı
değil, aynı zamanda öğretmediği de bir programı vardır. İhmal edilen program
okulların öğrettiği program kadar önemlidir. İhmal edilen programın
tanımlanmasında iki temel boyut vardır:
· Okulların vurguladığı ve ihmal ettiği
entelektüel süreçler.
· Okul programında mevcut olan ve olmayan içerik
ve konu alanları.
Genelde okullarda bilişsel süreçlere önem
verilir. Biliş düşünme ile ilgilidir. Bilişsellik organizmanın çevrenin
farkında olduğu süreç anlamına gelir. Psikoloji sözlüğünde biliş; bilmeye dâhil
olan tüm süreçlerin tanımlanması için kullanılan genel bir terimdir. Biliş
algıdaki nesnelerin anında farkındalığıyla başlar ve tüm akıl yürütme
biçimlerine uzanır. Biliş sözcüğü eğitimde yoksullaşmaktadır, zamanla düşünmeyi
düşündüklerimiz azalmıştır. Kapsam ve zenginlik azalırken biliş sözcüğü
eğitimde önem kazanmıştır. Sözel ve sayısal düşünme biçimleri vurgulanırken
sözel olmayan ve sezgisel olanlar ihmal edilmiştir. Hâlbuki en üretken düşünme
biçimleri sözel olmayan ve sezgisel olanlardır. Bilişsel süreçlere önem
verilmesi, duyuşsal ve psikomotor alanın ihmal edilmesi ile öğrenciler hangi
becerilerden yoksun olmaktadırlar? Duyuşsal ve psikomotor alanın ihmal
edilmesinin sonuçları nelerdir?
Okullar sadece açık olarak öğrettikleri
programdan değil, ihmal ettiklerinden de sorumludurlar. Okullarda öğretilen
konular genelde benzerdir. Belli başlı konular geleneksel her sınıfta
öğretilir. Örneğin hayat bilgisi dersinde yön bulma yöntemlerini
öğretiyorum. Karıncalara göre, yosunlara
göre vb. Düşündüğümde teknoloji çok gelişti, öğrenciler yönlerini “gps”
aracılığı ile de bulabilir. Öğrettiğim konuyu gereksiz görmüyorum; öğrenci
doğal yaşamı, kampa gittiğinde doğa ile nasıl mücadele edebileceği vb.
öğreniyor. Ama öğrencinin ihtiyacı tam olarak bu mu? Göz ardı edilen, ihmal
edilen öğrenci için çok daha gerekli bilgiler yok mu? İlkokul 4. Sınıf
programında sanat derslerinin bir saat, beden eğitimi dersinin (oyun ve fiziki
etkinlikler) 2 saat (ki bunun 1 ders saati bilgisayar dersi olarak
işlenebiliyor, okullara bu konuda esneklik tanınıyor) olması bu derslerin de
ihmal edildiğinin bir göstergesi değil midir? En önemlisi de bu ihmaller
bireyin yaşamını nasıl ve ne kadar etkiliyor?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder