Varoluşçu Eğitim Programı / Null Program - Yazar: Bilge Özgür İnam


Dünyada sosyal psikoloji alanının kurucularından olan Muzaffer ŞERİF’in 22 çocukla yaptığı “Robbers Cave” adlı sosyal deney ile derse başladık. Bu deneyde çocukların hepsi 11 yaşındadır ve hep birlikte bir kampa giderler. Kampta çeşitli aşamalardan geçerek iki gruba ayrılırlar ve iki grup arasında yarışmalarla rekabet oluşturulur. Zamanla bu rekabet ruhu gruplar arasında derinleşir ve düşmanlık boyutuna ulaşır. Şiddete kadar gider. Grupları yakınlaştırmak için etkinlikler düzenlenir ancak başarılı olunamaz.  Daha sonra kampa gelen su kesilerek, birlikte bindikleri otobüs bozularak iki grup bir araya getirilir ve ortak amaçlar için mücadele etmeleri sağlanır. Bu “varoluşsal nedenler” grupları birbirine yakınlaştırır.  Deneydeki süreçler oldukça çarpıcı. Toplumlar da bu şekilde yapay bölünmelerle ayrıştırılıyor ancak bir süre sonra gruplar arasındaki düşmanlık öylesine derinleşiyor ki bu ayrışma doğal hale geliyor.

Varoluşsal kuramlar insanın varlığını her şeyin üzerinde tutmaktadır.  İnsan zihinsel, duygusal, toplumsal, bedensel boyutlarıyla bir bütündür. Eğitim programları tüm bu boyutları bireyde ortak olarak ele almalıdır. Varoluşsal yaklaşıma göre en değerli bilgi öğrencinin seçtiği, ilgi duyduğu bilgidir.

Uzmanlar program alanını tartışırken curriculum” kavramını farklı anlamlar ifade etmek için kullanırlar. Eisner tüm okulların üç program öğrettiğini ifade etmiştir. Bunlar: explicit, implicit ve null olarak adlandırılır.  Ancak zaman zaman kavramlar birbirine karışabilir. Örneğin hidden ve implicit kavramlarının Türkçe karşılığı tektir (Örtük Program).  Null program ise Türkçe’ye “İhmal edilen program” olarak çevrilmiştir. Eisner “Null curriculum’da programa konmayan şeyler üzerinden giderek bir aydınlanma sağlamaktadır. Sözel ve mantıksal süreçlerin çok vurgulandığını eleştirmektedir. Hayal gücünün ve sanat derslerinin ihmal edildiğini düşünmektedir. Öğrenen özne olarak görülse bile mahrum bırakılan olarak görülmektedir.

İhmal edilen programın bir boyutu da etkisidir. Bu boyut değerler, tutumlar ve duyguları içerir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında aslında  “null curriculum”ın  daha çok içerik seçimiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ancak, bir programda nelerin ihmal edildiğini tespit etmek de oldukça güç.  İhmal edilen bu bilgiler, beceriler, değerler bilinçli olarak mı yoksa tamamen tesadüfen mi dışarda bırakılmış? Bu soruların cevabını bulmak titiz bir araştırma süreci gerektiriyor. Programın ideolojik bir metin olduğu gerçeğinden yola çıkarsak mutlaka bilinçli olarak ihmal edilen ögeler vardır diyebilirim. Aslında bunu da doğal karşılıyorum. Okul her şeyi öğretemez ve programı hazırlayanların, siyasilerin, hükümet politikasının programda yer almasını istemediği ögeler bulunabilir. Buradaki kritik noktanın bu işin tamamen ideolojik kaygılarla olmaması gerektiğidir.  Hangi bilgi öğrenmeye değerdir? Sorusunun cevabı hiçbir felsefi yaklaşımda “hükümetlerin dayattığı bilgidir” şeklinde değildir. Elbette  daha önemli görülen şeyler olacaktır. Ancak buradaki kritik nokta programda yer alan bilgi, beceri ve değerlerin bir felsefi dayanağının olmasıdır diye düşünüyorum. Örneğin “değerler eğitimi” veriyoruz. Kimin değerlerini alıp kimin değerlerini programın dışında bırakıyoruz. Evrensel değerler mi, ahlaki değerler mi, toplumsal değerler mi? Dini değerler mi?  Neden sanat derslerinin saatleri giderek azalıyor? Neden seçmeli dersler ağırlıklı olarak dini eğitim üzerine açılıyor? Yaratıcılığı, hayal gücünü destekleyici ögeler programlarda ne kadar yer alıyor? Bence bunlar incelenmesi gereken önemli sorulardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder