Radikal Eğitim Programı (1) - Yazar: Pınar Keleşoğlu


Bu haftaki derste radikal program ve temsilcilerinin bu program anlayışını şekillendiren görüşleri üzerine tartıştık. Radikal kuramda topyekûn bir hareket söz konusu diyebiliriz. Bu noktada aklına hep şu slogan geliyor: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!” Türkiye’de sol görüşlü grupların eylemlerindeki bu sloganı radikal programa uyarladığımızda öğretmen bu birlikteliği ve beraberliği sağlayan kişidir. Toplumda işlemeyen ya da sadece güçlülerin yararına işleyen tüm sistemlerin direniş ve devrimle toplumu dönüştüreceğine inanmaktadır.

Radikal programın önemli temsilcilerinden biri olan Apple, hem bir eğitimci hem de bir sosyologdur ve görüşleri toplumsal bir analizi de içermektedir. Neredeyse her okulun programlarının azınlık öğrencileri aşağıya çektiğini ayrıcalıklı öğrencilere ise alternatif yol açacak nitelikte olduğunu söylemektedir. Yani program güçlüleri daha güçlü, zayıfları daha güçsüz hale getiren bir araç olduğun fark etmemizi sağlar. Eğitim, kültür ve siyasetten etkilenirken, eğitim programlarının da bağımsız bir bilgi topluluğu olması düşünülemez aksine bazı grupların meşrulaştırdığı bilgilerin bir parçası olurlar. Bu durumda programlarda yer alan beceriler ve değerler ülkenin her köşesinde aynı şekilde kazandırılmakta mıdır? Ya da programlarda önerilen etkinlikler bu malzemelere hiç ulaşamayan okullarda nasıl uygulanmaktadır?

Programlarda yer alan bu bilgiler bize toplumda hangi ideolojinin egemen olduğunu, neyin yeniden üretildiğini da anlamamızı da sağlamaktadır. Bu noktada programdaki bilgi kimin işine yarayacaktır, bu bilgi kimin bilgisidir? sorularını sormak önemlidir. Bu soruların yanıtına ulaşmak için sorgulamak ve programın alt metinlerini okumayı bilmek gerekir. Aynı zamanda örtük programda olduğu gibi hegemonyayı da anlamak gereklidir. Bununla ilgili Guy Senese’nin makalesini oldukça yararlı bir makale olarak görüyorum. Ayrıca eğitimden kar sağlayan, bunu bir sektör ve ticaret metası haline getiren şirketler bugün ders kitaplarına, dershane vb. pazarlarına da hâkim olan gruplar olduğu ve programlardaki içeriği de belirledikleri ortadadır. Elbette programlardaki bu içerikler sınavları, sınavlar sınav kaygılarının yatıştırmaya çalışan dershaneleri ve özel dersleri, test merkezlerini, öğrencileri, öğretmen yetiştiren kurumları etkileyerek çok boyutlu olarak birçok uca dokunmaktadır. Yine bu pazar sahipleri tarafından içeriği öğretmek zorunda olan öğretmenden daha zorlu ve titiz bir performans göstermesi, akademik konularda bilgilerini derinleştirmeleri, öğretim yöntemlerinde daha yaratıcı ve aktif olarak nitelendirilen yöntemleri tercih etmeleri, sınıfında bunları uygulaması beklenecek ve istenecektir.
Apple üzerinde durduğu diğer önemli bir konu ise Neo-liberalizm ve Neo-muhafazakârlıktır. Oldukça tehlikelidir ve amaçları hemen fark edilmeyecek şekilde örtüktür. Muhafazakârlık var olanı elde tutma ve koruma üzerine kuruluyken neo-muhafazakârlık tam tersine belli değerleri neo-liberalizm adına elden çıkarma durumuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Muhafazakâr bir toplumda özel kaynaklara erişim büyük ölçüde kişinin ödeme kabiliyetine bağlıdır. Yani kurumların dönüşümünü isterken hangi eğitim için hangi kurumun dönüştürüldüğü bilinmelidir. Neo-muhafazakârlık ilgi alanları azınlık gruplarıymış gibi göstererek (kadınlar, işçiler, yaşama şansı daha az olan insanlar) asıl amacının uluslararası rekabet gücü, piyasa, kar ve disiplini arttırmak olduğunun anlaşılması gerekir. Tüm bunlar okulun üzerinde iş sahiplerinin baskısının artmasına neden olmaktadır. Bugün Amerika’da çıktı temelli anlayışların altında yatan gerçekte bu değil midir? Apple’ın da dediği gibi sosyaldarwinist düşüncenin yaygınlaşması mıdır?

Yine makaledeki bir diğer nokta eğitim politikalarının kamuoyunda paylaşılmasının altında yatan düşüncelerin analizidir. Eğitimi, okulları, öğretmenleri ebeveynlerin seçimine bırakmak ya da bunu böyleymiş gibi göstererek gizli elin (neoliberalizim) aslında istediklerini yapmasını sağladığını söylemektedir. Pazar gücünü elinde bulunduranların gücü dağıtması, tüketimi güçlendirmesi daha az güçlü olanı yok etmesidir. Amaç seçim-tüketim ilişkilerinden hareketle dünyayı özünde dev bir süpermarkete dönüştürmektir ve buna eğitim de dahildir. Onlar için programlar, testler, sınavlar, ideal bir uzlaşma alanıdır.

George Counts fikirleriyle dikkatimi çeken bir diğer isimdi. PEA (İlerici Eğitim Derneği) da her şey yolunda gittiği düşünüldüğü bir zamanda yaptığı konuşmayı önemli buluyorum. Her şeyi çocuğa indirgeyen bakış açısının yetersiz olduğu, eğitimin sosyal amacının ihmal edildiği, çocuk merkezli eğitimin aslında sınıflamaya katkıda bulunduğunu söylemiştir. Bu ilerici eğitim anlayışına yöneltilen ilk büyük eleştiridir. Çocuk merkezli anlayışların sadece manzaranın yarısını görmek olduğunu ifade etmiştir. 1930 için inanılmaz bir bakış açısıdır. Eğitimi sosyal yöne götürmek için eğitim ihtiyacı unutulmuştur. Öğretmenlerin desteği ile yeni bir ekonomik, politik, sosyal vizyon yaratılabilir ancak öğretmenlerin çoğu böyle durumlarda nötr kalmayı tercih ettiğini de belirtmiştir. Program daha büyük bir amaca hizmet etmeli ve öğretmenlerin programa sahip olmaları gerektiğini ifade etmektedir.

Bir diğer isim olan Rugg ise sosyal bilimleri bir araya getirme çabası, bu yolla toplumsal olayların analizi ve bunu sağlamak için fikirlerini somut bir materyal dönüştürmesidir ki bu kitaba ulaşabilirsem incelemeyi çok istiyorum. Ancak bu noktada aklıma takılan Rugg da aslında bu kitapla (milyonlar satmıştır) o pazarın bir parçası olmuş mudur? Böyle bir düşünce kısır bir döngüye neden olabilir mi?

Radikal programda değişim ve dönüşümün en önemli kaynağı öğretmendir. Lisansta birleştirilmiş sınıf dersimizde Mehmet Bilir hocamız “Ekmeksiz Köy” kitabını okutmuştu benim meslek yaşantımda en çok etkilendiğim kitaplardan biridir. Orada, köylerde değişimi sağlayan üç kişi vardı: öğretmen, imam ve muhtar. Ama bunların arasında en önemlisi öğretmendi ve bir köyü nasıl dönüştürüp değiştirip tüketici bir toplumdan üretici bir topluma geçtiğini gösteren muhteşem bir örnektir. Bizden, içimizden bir değişim örneğidir ki cumhuriyetin ilk dönemlerindeki köy öğretmenlerinin birçok dönüşümü sağladığını da biliyoruz. Belki köy öğretmen okulları, halk evleri, köy enstitüleri bunların en güzel örneklerindendir.

Radikal programın bence en güçlü yanı değişime olan inanç ve umuttur, eşitlik ve özgürlük tutkusudur. Varoluşçulukta olduğu gibi her birimiz insanız ve sadece bu yüzden saygı ve ilgi görmeye hak ediyoruz. Bunu sağlamak için öğretmenin sol görüşlü olmasına da gerek olmadığını düşünüyorum sadece eşit ve adil olmaktan, ayrım yapmamaktan geçmektedir ve alt metinleri iyi okuyan bir öğretmen olmak, fark etmek en önemli kazancımız olacaktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder