Bu hafta Muzaffer Şerif’in yapmış olduğu bir
deneyden bahsettik. Deneyin ilk aşamasında gruplar oluşturuluyor (benzerlik, bir
araya getirme, ortak amaç, bağlılık çerçevesinde). Daha sonra iki grup
oluşturulup bu iki grup arasında rekabetçi bir ortam oluşturuluyor. Bu rekabet
unsurlarında bir takım gözlemler yapılıyor. Grup içinde bağlılık son derece
yüksek iken, gruplar arasında çatışma ve düşmanlık ortaya çıkıyor. Bu düşmanlık
o kadar büyük bir boyuta geliyor ki duruma müdahale ediyorlar ve ortak
etkinlikler düzenleyerek ortak etkinlikler yapıyorlar. Fakat bu yakınlaştırma
çabaları işe yaramıyor. Ta ki varoluşsal bir nedenle bu iki grubu buluşturana
kadar. Mesela kampa gelen su tankerinde problem oluşturmak gibi. Bu aşamadan
sonra iki grubun bir araya geldiğini görüyorlar. Bindikleri otobüs bozuluyor ve
aynı şekilde iki grup yine ortaklaşa çalışıyor. Eğitim açısından bu deneye
bakacak olursak toplumsal veya başka nedenlerle ayrıştırmalar yapmak
(sağcı-solcu, Türk-Kürt, laikler-dindarlar vb.) bizlere hep aynı sonucu
verebilir. Bu ayrışımı belli bir yere kadar kontrol edebiliriz fakat bu durum
rayından çıkabilir. Burada neden bir araya gelemiyoruz sorusu aklımıza
geliyor. Çünkü bu ayrışma o kadar doğal
hale geliyor ki bu durum artık sorun olmaktan çıkıyor. Tam da bu esnada
varoluşçuluk devreye girer. Varoluşçuluğa göre insan her yerde insandır. Her ne
boyutta olursa olsun bunun üzerinde bir neden, olgu olamaz. Deneyle de
kanıtlandığı üzere karşılaşılan problemlerin ne olduğu önem kazanmaktadır.
Eğitim programlarını varoluşçu problemlerle donatmak belki de bizi büyük bir
yanlıştan kurtarabilir. Hiçbir siyasi görüş, politika insanın varoluşunun
üzerinde yer alamaz. Varoluşçulukta birey sadece var olmasından dolayı
önemlidir.
Dersin ikinci bölümünde örtük program, ihmal
edilen programlar üzerinde konuşmalar yaptık. Eisner programlara konmayan
şeylere odaklanmamız gerektiğini söylemektedir. İhmal edilen programlar aslında
programa alınmayan şeylerden bahsedilmektedir. Ayrıca örtük programın ne kadar
önemli ne kadar güçlü etkilerinin olduğunu görmezden gelmek biz eğitimcileri
büyük bir yanlışın içine sokabilir. Eğitim ve okul söz konusu olduğunda genel
olarak öğretmenler planlanan resmi eğitim programı kastetmektedirler. Fakat
öğrenciler bir de yazılı olmayan bir eğitim programı ile karşılaşmaktadırlar.
Çünkü öğrenciler okullarda sosyalleşirken okullarda yalnızca akademik
kazanımlar elde etmezler. Bununla beraber onlara kendiler ve başkaları ile
ilgili fikirler de aktarılır. Örtük program konusunda farklı görüşler
karşılaşmaktayız. Birincisi Yapısal-fonsiyonalist görüş, ikincisi Noe-Marksist
Görüş’tür. Yapı¬sal- Fonksiyonalistlere göre okul, toplum tarafından gereksinim
duyulan bilgi, beceri, görüş ve değerleri öğrencilerin kabul etmesi için çok
de¬ğerli bir hizmet vermektedir. Bu yaklaşım, okulların toplumdan izole
edilmiş, farklı bir kurum olmadığını ve toplumun ilgi, ihtiyaç ve beklentilerden
farklı hareket edemeyeceğini belirterek örtük programın yapısal özelliklerini
basit bir şekilde açıklamakta, okullardaki sosyal kontrol ile ilgili sorunları
ortaya koymaktadır. Neo-Marksist görüşe ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik
hayatta etkin ve baskın olan yapı ve görüşler okul hayatını etkilemekte, okulun
ve sınıfın örtük programını oluşturmaktadır. Siyasi, sosyal ve ekonomik hayatta
etkin olan inanç, değer ve normları öğrencilere aktaran okul, bu düzenin
sürmesini sağlamaktadır. Neo-Marksist yaklaşım özellikle siyasi kurumların
okulun örtük programının şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu
savunmaktadır. Örtük programın en önemli fonksiyonu hiç şüphesiz ki
öğrencilerin özellikle duyuşsal niteliklere ulaşması ve topluma uyum sağlamasında
oynadığı önemli roldür. Gerçekten de örtük programın öğrencilerin siyasi,
ekonomik ve sosyal kurumların istek ve beklentilerine uygun duygu, düşünce,
fikir ve tutumlar geliştirmesinde büyük etkisi bulunmaktadır. Böylece
öğrenciler örtük program yoluyla kendilerine kazandırılan bu duygu, düşünce,
fikir ve tutumlar sayesinde ülkedeki etkin kurumların taleplerini
benimsemektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder