Dewey bir filozof, yeni
eğitim anlayışını felsefi yönden ele alıyor. Eğitim programları ile doğrudan
bağlantı kurmaya çalışmıyor. Eğitimi birey düzeyinde yorumlamaktadır.
Dewey, kitabında
geleneksel eğitim anlayışını anlatarak yeni felsefeyi açıklamaktadır. Geleneksel eğitimde amaç, öğretim materyali dâhilinde
düzenlenmiş bilgi bütünlerini ve hazırlanmış beceri biçimlerini almalarını
sağlamak yoluyla öğrencileri gelecekte alacakları sorumluluklara ve hayata
başarılı olmaya hazırlamaktır. Geleneksel düzende yukarıdan aşağıya doğru bir
zorlama vardır; standartlar, konular, yöntemler gençlere isteyip istemedikleri
sorulmadan verilir. Öğretilenlerle gençlerin deneyimleri arasında uçurumlar
vardır. Bu nedenle öğrencinin derse katılması imkânsızdır. Öğrencinin öğrendiği
her bilgi deneyimle ilgili mi olmalıdır? Deneyimlenmeyen birçok şey de zevk
alarak öğrenilemez mi? Türkiye’de ilkokula giden bir öğrenci, çağa ayak
uydurmaya, küreselleşmeye ne kadar ilgi duyuyor ve bunları deneyimliyor? Dewey’in anlattığı deneyim geleceğe yön
veren, ama geçmişe doğru da giden bir şekilde oluşturulmalıdır.
Yeni eğitim anlayışının
kaynağında geleneksel eğitime yapılan eleştiriler var. Deneyimler ve eğitim
arasında organik bir bağ var. Organik bağın yanlış anlaşılmaması gerekiyor;
deneyim eşittir eğitim gibi bir eşleştirme de yapılmamalıdır. Eğitim
ortamındaki deneyimler öğrenciye yönelik, canlı, berrak, heyecan verici ve
birbirleri ile ilişkili olmalıdır. Birbirinden kopuk, bütünlüğü olmayan
deneyimler bir anlam ifade etmemektedir.
Birey topluluğun bir
parçası olduğu için toplumsal denetim kaçınılmazdır. Burada kastedilen denetim
bireyin özgürlüğünü kısıtlamayan esnek bir anlayışa dayanıyor. Öğretmene düşen
görev grubun patronu değil, lideri olmak. Liderlik tanımı bence çok önemli. Dewey’in
önerdiği öğrenciye seçim hakkı tanıyan, öğrencilerin deneyimlemelerine fırsat
veren bir lider. Liderliği herkes bu şekilde mi tanımlıyor? Böyle tanımlıyorsa
bile gerçekten böyle mi uygulanıyor?
Varoluşçu program
anlayışında program kişisel bir yolculuk olarak tanımlanıyor. Sistem ve otorite
karşısında endişe duyulmayan, öğrencilerin özelliklerine odaklanılan bir
program. Varoluşçu programın temelinde gençlerin kendi çalışmalarını seçmeleri
istenir, eğer seçim hakkı gençlere verilmezse genç hiçbir zaman birey
olmayacaktır. Varoluşçulara göre program bireydir, toplumsal bir yaratım
değildir. Burada varoluşçu programla Dewey’in eğitime aynı perspektiften
baktığını düşünüyorum. Dewey de eğitimi birey düzeyinde yorumlamaya
çalışmıştır.
Sistematik düşünürler iyi
bir programı planlama, yapı ve verimlilik olarak ifade ederlerken; varoluşçular
programda rastlantısallığın, bireyselliğin ve kişisel özgürlüğün en önemli
özellikler olduğunu söylüyorlar. Bir programda rastlantısallık, bireysellik ve
kişisel özgürlükler nasıl bir arada planlanabilir? Böyle bir program nasıl
yapılandırılır?
Maxine Greene bireysel
arzulara önem veren ve kişisel seçim yapan uzun bir program geleneğinin çağdaş
bir savunucusudur. Programın öğrencilerle derin ve kişisel düzeyde bağlantı
kurmasını ister. Bunu başaramayan program, Greene’e göre başarısızdır.
Öğrencilerin kişisel düzeyde bağlantı kurduğu nasıl belirlenebilir? Greene’nin
önerdiği programın uygulanmasının oldukça zor olduğunu düşünüyorum. “Öğretmen
öğrencinin kişisel ve derin anlamlar elde ettiğini nasıl belirleyecek?”
sorusunu düşünmeden edemiyorum.
Alfie Kohn, kişisel seçim
için bir program önerisinde bulunuyor. Programın standartlarını, rekabeti ve
hesap verilebilirliği eleştiriyor. Yarışmaların, verimliliğin, ölçümlerin
gerçek amacından uzaklaşarak okullara zarar verdiğini belirtiyor. Günümüzde
eğitimin amacının ölçmek haline geldiğini düşünüyorum. Ölçme sonuçlarına göre
insanlarla ilgili gelecek planları yapılıyor, bu nedenle de herkes bir şekilde
rekabetin içinde yer alıyor. Bu rekabetin gelişimi desteklediğini söylemek de
zor, burada Kohn gibi düşünmemek mümkün değil. Kohn, demokratik bir anlayışla
öğrencilerle öğretmeni aynı seviyeye getiriyor. Öğretmenler öğrencilerin kendi
cevaplarını oluşturmalarına izin vermeli, eğitim konuları da çocukların ilgi ve
içgüdülerinden yola çıkılarak oluşturulmalı görüşünde ancak programı tamamen
öğrencilere dönüştürülen radikal bir pozisyon da önermiyor. Program öğrenciler
tarafından tasarlanılır, üstten gelen bir programı öğrenciler kullanamazlar.
Burada Dewey ve Kohn’un görüşlerinin benzer olduğunu söyleyebilirim. Dewey de
geleneksel eğitim anlayışında üstten gelen, belirlenmiş bir eğitimin
öğrencilerin için anlamsız olacağını düşünüyordu. Koh’un önerdiği öğrencilerin ilgi ve
ihtiyaçlarına göre oluşturulan programda öğretmene esneklik ve yüksek tolerans
gerekmektedir. Öğretmen doğuştan gelen arzulara dayanan bir ortam yaratmalıdır.
Öğretmenin görevi soru sormak, öğretmek, doğru cevaba yönlendirmek değil, öğrenciyi
birden çok cevaba yöneltmedir.
Eliot Eisner da sanatsal
varoluşçu olarak tanımlanmaktadır. Eisner, programı öğrencileri kişisel olarak
derinden bağlayan, anlamlı deneyimler sunarak kişileri özgürleştiren olarak
tanımlıyor. Tüm bilgilerin deneyimlerden kaynaklandığını söyleyerek öğrenci
deneyimlerini kişisel çıkar ve yeteneklerin ifade edilme biçimi olarak görüyor.
Öğrenciler kendilerini yazma ve konuşma dışında dans, şiir, müzik ve diğer
güzel sanatlarla da ifade edebilirler. Güzel sanatlar insanların duygularına
hitap ediyor, Eisner bu düşüncesi ile bence insanların duygularının da
öğrenmedeki öneminden bahsetmek istiyor. Öğrenmek istenilen bilgi duygulara
hitap ettiğinde daha anlamlı hale geliyor görüşündeyim.
Stanley Hall, çocuklara
bir dizi anket uygulayarak çocukların hangi aşamalarda ne ile ilgilendiklerini
belirlemeye çalışıyor. Belirlediği gelişim aşamalarına ait ilgilerle de
programın oluşturulabileceğini söylüyor. Programın öğrenci gelişimine göre
düzenlenmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Öğrenci gelişimine uygun
oluşturulan program öğrenciye göre olacaktır.
W. Heard Kilpatrik proje
tabanlı program önerisinde bulunuyor. Bu program öğrencilerin ilgi alanlarına
göre seçimler yaptıkları, en iyi öğrenmelerin sağlandığı bir sınıf etkinliği
olarak belirtiliyor. Kilpatrik’e göre proje tabanlı yaklaşım daha anlamlı, daha
etkili ve öğrencileri hayata daha iyi hazırlamaktadır. Her öğrencinin kendi
yolunu takip etmesine olanak veren çoklu programları önermektedir. Çoklu programı
oluşturmak ve uygulamak nasıl olur, diye düşünüyorum. Bana bu fikir oldukça zor
geliyor.
Varoluşçu program
öğretmene esneklik tanıyormuş gibi görünse de bence alanında çok iyi olan bir
öğretmen istiyor; çünkü öğretmenin gideceği yön belli değil, öğrencilerin ilgi
ve ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Bunun için deneyimli, kendinden emin,
farklılıklara açık ve her duruma hemen uyum sağlayan alanında çok yetenekli
öğretmenler gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder