Dewey’e göre bireyler deneyimleyerek öğrenirler
diyebiliriz. Buradan yola çıkarak öğrenciler okullarda yaşayarak yaşamayı
öğrenmelidir. Eğitim aslında deneyimlerin sürekli yeniden yapılandırılmasıdır.
Bu aynı anda hem eğitimin amacı hem de sürecidir. Yani başka bir deyişle,
eğitim gelecek yaşama hazırlık değil, yaşamın kendisidir. Eğitim nasıl sosyal
bir süreç ise, okul da çocuğa bütün toplumsal değerlerin bütünsel olarak
sunulduğu, var olan toplumsal hayatın basitleştirilerek bir model haline
getirildiği toplumsal bir kurum
olmalıdır. Okul o günkü hayatın aynası olmalıdır diyebilirim.
Eğitimin toplumsal misyonunu düşünecek olursak,
eğitimin amacı demokratik toplumun etkili üyelerini yetiştirmektir. Otoriter
bir okul demokratik bir toplum için iyi bir örnek olmayacaktır. Öğrencilerin
okul ortamında, toplumun eşit, değerli ve sorumluluk sahibi üyeleri olmasına
uygun eğitsel deneyimler yaşamaları son derecede önemlidir diyebilirim. Aslında
demokratik eğitim deneyci bir çevreden veya araştırma merkezli okuldan meydana
gelir. Dewey geleneksel eğitim metotlarına bu anlamda karşı çıkar, ama
ilerlemeci eğitimin özgürlüğü tek kural olarak sunmasına da karşıdır. Çünkü ona
göre öğrenmenin gerçekleşmesi için bir düzen de mutlaka gereklidir ve net bir
deneyim teorisine dayalı sistem oluşturulmalıdır. Bu deneyim teorisinin bir
ayağı sürekliliktir. İnsanlar doğdukları andan itibaren toplumda yaşamaları
için gerekli becerileri öğrenmeye başlarlar. Dewey yaşanılan her bir deneyimin
olumlu ya da olumsuz bize bir şey öğrettiğini, bu deneyimlerin birikerek
gelecekteki öğrenmelerimizin temelini oluşturduğunu bizlere söylemekte. Buradan
deneyim teorisinin ikinci ayağı ortaya çıkar. Şu anki deneyimimiz geçmişteki
deneyimlerimizle etkileşim sonucu ortaya çıkar. Bence bir öğrencinin okulu
severken diğerinin sevmemesinin nedeni de budur. Çünkü her deneyim farklı
kişilerce farklı algılanır. Biz eğitimcilerin de bunu anlaması gereklidir. Biz
eğitimciler öğrencilerin geçmiş deneyimlerini kontrol edemeyebiliriz ama
öğrencilere daha iyi ve uygun eğitsel durumların sunulabilmesi için bu geçmiş
deneyimleri anlamaya çalışabilmek bizleri iyi bir sürece yönlendirebilir. Eğer
bu anlaşılır ve buna uygun eğitsel durumlar yaratılırsa, o zaman çocuklar için
anlamlı olan kaliteli bir eğitimden söz edebiliriz.
Dewey’e eğitimin konusu geçmişte çalışılmış bilgi
ve becerilerden oluşmalıdır. Okulun görevi de bunları yeni nesillere
aktarmaktır. Bütün bunların öğretilme nedeninin çocukları geleceğe hazırlamak
olarak görülebilir ama bunlar çocuğun
hayat deneyimin bir parçası olamadığından gerçek anlamda eğitici
olamazlar. Çünkü günümüz eğitimine
baktığımızda özellikle ülkemizde çocukların var olan kapasitesiyle, o ana dek
elde etmiş oldukları deneyimle, öğretilenlerin arasında büyük bir uçurum
vardır. Bu uçurum o kadar geniştir ki, öğrenme sürecinde öğrencilerin aktif
katılımını maalesef büyük oranda etkilemektedir. Geleneksel eğitim anlayışında
öğrenmek büyüklerin kafasındaki ve kitaplarda olanların kazanılmasıdır. Dahası
geleneksel eğitim anlayışında, öğretilenler durağan bitmiş bilgiler olarak
öğretilmelidir. Bu bilgilerin nasıl üretildiği ya da gelecekte nasıl
değişmelere uğrayacağından pek de bahsedilmez. Burada tüm öğretmenleri genelleyerek
onları kötülemek amacıyla yazmıyorum bunları. Ama iyi öğretmenler, sanatsal
yöntemlerle bu durumu saklamaya çalışsa da bilgiler ve tutumların empoze
edildiği gerçeği değişmez. Oysa yukardan empoze etmeler, bireyselliğin
gelişmesine ve dışavurumuna engel teşkil etmektedir.
Bu hafta üzerinde tartıştığımız diğer kavram ise
varoluşçuluk idi. Varoluşçuluk genel özgürlük ve sorumluluk seçimine önem veren
bir felsefe akımıdır. Bu akıma göre her insan kendine özgü benzersiz bir
varlıktır. İnsan kendini ve kendi gerçekliğini tanımalıdır. Varoluşçulara göre
insan, kendisi ile ilgili tüm kararları kendisi belirleyen, eylemlerinden
kendisi sorumlu olan bir varlıktır. İnsana yol gösterecek herhangi bir ahlaki
ilke ve otorite yoktur. Burada serbest seçim hakkından bahsedebiliriz. Birey seçimini
serbest biçimde yapabilmelidir. Dolayısıyla da eğitim bireye insan özgürlüğünün
her şeyden üstün olduğunu öğretmelidir. Yani eğitim bireyselliği geliştirmeli,
karakter oluşumuna yardımcı olmalıdır. Ayrıca bireyin kendini geliştirmesine
engel olan zorlukları yok etmelidir. Programlar açısından bakacak olursak
eğitimde farklı programlara yer vererek araç, gereç, konu ve kaynaklar
bakımından çeşitlilik sağlanmalıdır. Varoluşçulukta bireyler kendi seçimlerinin
sorumluluğunun farkında olmalıdırlar. Öğrenci seçiminin sonuçlarına katlanmalı
dolayısıyla da öğretmen kendi değerlerini benimsetmemelidir. Çünkü
varoluşçulukta bilgi kesin değil, olasıdır.
Kazanım: Kendilerine yakın çevreleri fark edip
buna göre davranır.
Etkinlik:
1.Öğrencilere bir metin verilir.
(Dün akşam üstü evde oturmuş televizyon
izliyordunuz. Yaklaşık olarak bir buçuk saattir televizyonun başından hiç
kalkmamıştınız. Küçük kardeşiniz o sıralarda oyuncaklarıyla oynuyordu.
Birdenbire kardeşinizin bağırarak ağladığını duydunuz. Hemen çocuk odasına
koştunuz: kardeşiniz sizin aldığınız oyuncak kuşun konuşmadığı söyledi. Ve siz
içeriye girdiğinizde kuşlarla ilgili sorular sormaya başladı.)
2. Öğrencilerin 3-4 kişilik gruplar halinde bu
durum karşısında nasıl davranacaklarını tartışmaları istenir.
3. Tartışma bittikten sonra her grubun sözcüsü
çıkan ortak sonucu tüm gruba anlatır ve bu davranış yolları hakkında
tartışılır.
4. Bu etkinlik bittikten sonra her bir öğrenciye
hayvanlarla ilgili farkındalığı aktarması için söz verilir.
5. Her bir öğrenciden bu hafta yapılan etkinliğe
benzer, kendi hayatından bir örnek getirmesi istenir.
6. Oturumun özeti yapılarak grup sonlandırılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder