Pragmatik Eğitim Programı / Varoluşçu Eğitim Programı - Yazar: Okan Dede


Dewey’e göre bireyler deneyimleyerek öğrenirler diyebiliriz. Buradan yola çıkarak öğrenciler okullarda yaşayarak yaşamayı öğrenmelidir. Eğitim aslında deneyimlerin sürekli yeniden yapılandırılmasıdır. Bu aynı anda hem eğitimin amacı hem de sürecidir. Yani başka bir deyişle, eğitim gelecek yaşama hazırlık değil, yaşamın kendisidir. Eğitim nasıl sosyal bir süreç ise, okul da çocuğa bütün toplumsal değerlerin bütünsel olarak sunulduğu, var olan toplumsal hayatın basitleştirilerek bir model haline getirildiği  toplumsal bir kurum olmalıdır. Okul o günkü hayatın aynası olmalıdır diyebilirim.

Eğitimin toplumsal misyonunu düşünecek olursak, eğitimin amacı demokratik toplumun etkili üyelerini yetiştirmektir. Otoriter bir okul demokratik bir toplum için iyi bir örnek olmayacaktır. Öğrencilerin okul ortamında, toplumun eşit, değerli ve sorumluluk sahibi üyeleri olmasına uygun eğitsel deneyimler yaşamaları son derecede önemlidir diyebilirim. Aslında demokratik eğitim deneyci bir çevreden veya araştırma merkezli okuldan meydana gelir. Dewey geleneksel eğitim metotlarına bu anlamda karşı çıkar, ama ilerlemeci eğitimin özgürlüğü tek kural olarak sunmasına da karşıdır. Çünkü ona göre öğrenmenin gerçekleşmesi için bir düzen de mutlaka gereklidir ve net bir deneyim teorisine dayalı sistem oluşturulmalıdır. Bu deneyim teorisinin bir ayağı sürekliliktir. İnsanlar doğdukları andan itibaren toplumda yaşamaları için gerekli becerileri öğrenmeye başlarlar. Dewey yaşanılan her bir deneyimin olumlu ya da olumsuz bize bir şey öğrettiğini, bu deneyimlerin birikerek gelecekteki öğrenmelerimizin temelini oluşturduğunu bizlere söylemekte. Buradan deneyim teorisinin ikinci ayağı ortaya çıkar. Şu anki deneyimimiz geçmişteki deneyimlerimizle etkileşim sonucu ortaya çıkar. Bence bir öğrencinin okulu severken diğerinin sevmemesinin nedeni de budur. Çünkü her deneyim farklı kişilerce farklı algılanır. Biz eğitimcilerin de bunu anlaması gereklidir. Biz eğitimciler öğrencilerin geçmiş deneyimlerini kontrol edemeyebiliriz ama öğrencilere daha iyi ve uygun eğitsel durumların sunulabilmesi için bu geçmiş deneyimleri anlamaya çalışabilmek bizleri iyi bir sürece yönlendirebilir. Eğer bu anlaşılır ve buna uygun eğitsel durumlar yaratılırsa, o zaman çocuklar için anlamlı olan kaliteli bir eğitimden söz edebiliriz.

Dewey’e eğitimin konusu geçmişte çalışılmış bilgi ve becerilerden oluşmalıdır. Okulun görevi de bunları yeni nesillere aktarmaktır. Bütün bunların öğretilme nedeninin çocukları geleceğe hazırlamak olarak görülebilir ama  bunlar çocuğun hayat deneyimin bir parçası olamadığından gerçek anlamda eğitici olamazlar.  Çünkü günümüz eğitimine baktığımızda özellikle ülkemizde çocukların var olan kapasitesiyle, o ana dek elde etmiş oldukları deneyimle, öğretilenlerin arasında büyük bir uçurum vardır. Bu uçurum o kadar geniştir ki, öğrenme sürecinde öğrencilerin aktif katılımını maalesef büyük oranda etkilemektedir. Geleneksel eğitim anlayışında öğrenmek büyüklerin kafasındaki ve kitaplarda olanların kazanılmasıdır. Dahası geleneksel eğitim anlayışında, öğretilenler durağan bitmiş bilgiler olarak öğretilmelidir. Bu bilgilerin nasıl üretildiği ya da gelecekte nasıl değişmelere uğrayacağından pek de bahsedilmez. Burada tüm öğretmenleri genelleyerek onları kötülemek amacıyla yazmıyorum bunları. Ama iyi öğretmenler, sanatsal yöntemlerle bu durumu saklamaya çalışsa da bilgiler ve tutumların empoze edildiği gerçeği değişmez. Oysa yukardan empoze etmeler, bireyselliğin gelişmesine ve dışavurumuna engel teşkil etmektedir.

Bu hafta üzerinde tartıştığımız diğer kavram ise varoluşçuluk idi. Varoluşçuluk genel özgürlük ve sorumluluk seçimine önem veren bir felsefe akımıdır. Bu akıma göre her insan kendine özgü benzersiz bir varlıktır. İnsan kendini ve kendi gerçekliğini tanımalıdır. Varoluşçulara göre insan, kendisi ile ilgili tüm kararları kendisi belirleyen, eylemlerinden kendisi sorumlu olan bir varlıktır. İnsana yol gösterecek herhangi bir ahlaki ilke ve otorite yoktur. Burada serbest seçim hakkından bahsedebiliriz. Birey seçimini serbest biçimde yapabilmelidir. Dolayısıyla da eğitim bireye insan özgürlüğünün her şeyden üstün olduğunu öğretmelidir. Yani eğitim bireyselliği geliştirmeli, karakter oluşumuna yardımcı olmalıdır. Ayrıca bireyin kendini geliştirmesine engel olan zorlukları yok etmelidir. Programlar açısından bakacak olursak eğitimde farklı programlara yer vererek araç, gereç, konu ve kaynaklar bakımından çeşitlilik sağlanmalıdır. Varoluşçulukta bireyler kendi seçimlerinin sorumluluğunun farkında olmalıdırlar. Öğrenci seçiminin sonuçlarına katlanmalı dolayısıyla da öğretmen kendi değerlerini benimsetmemelidir. Çünkü varoluşçulukta bilgi kesin değil, olasıdır.

Kazanım: Kendilerine yakın çevreleri fark edip buna göre davranır.

Etkinlik:  1.Öğrencilere bir metin verilir.

(Dün akşam üstü evde oturmuş televizyon izliyordunuz. Yaklaşık olarak bir buçuk saattir televizyonun başından hiç kalkmamıştınız. Küçük kardeşiniz o sıralarda oyuncaklarıyla oynuyordu. Birdenbire kardeşinizin bağırarak ağladığını duydunuz. Hemen çocuk odasına koştunuz: kardeşiniz sizin aldığınız oyuncak kuşun konuşmadığı söyledi. Ve siz içeriye girdiğinizde kuşlarla ilgili sorular sormaya başladı.)

2. Öğrencilerin 3-4 kişilik gruplar halinde bu durum karşısında nasıl davranacaklarını tartışmaları istenir.

3. Tartışma bittikten sonra her grubun sözcüsü çıkan ortak sonucu tüm gruba anlatır ve bu davranış yolları hakkında tartışılır.

4. Bu etkinlik bittikten sonra her bir öğrenciye hayvanlarla ilgili farkındalığı aktarması için söz verilir.

5. Her bir öğrenciden bu hafta yapılan etkinliğe benzer, kendi hayatından bir örnek getirmesi istenir.

6. Oturumun özeti yapılarak grup sonlandırılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder