Pragmatik Eğitim Programı / Varoluşçu Eğitim Programı - Yazar: Bilge Özgür İnam


John DEWEY eğitimi birey düzeyinde ele alan bir filozoftur. Eğitime deneyim odaklı bakmaktadır. Geçmiş hakkındaki bilginin eğitimin amacı olduğunu reddederek bu bilginin sadece bir araç olduğunu savunur. Demokratik toplum anlayışı çok güçlüdür. Her zaman yaşamla okul arasında ilişki olması gerektiğini belirtir. Eğitim yaşama hazırlık değil yaşamın ta kendisidir düşüncesini oldukça önemli buluyorum. Okulda öğrenilen bilgiler bağlamdan uzak ve adeta tecrit edilmiş olarak öğretilmesi nedeniyle diğer deneyimlerden kopuk olmaktadır ve dolayısıyla da bilgiler gerçek yaşam koşulları altında ortaya çıkmamaktadır. Bilgi öğrenildiği anda yerleştirilen özel bölgede kalır, deneyime dönüştürülmediği sürece ortaya çıkmaz.

Varoluşçuların bazı görüş ayrılıkları olmakla birlikte, insanın kişiliğini ön plana çıkararak onu özgürleştirmek düşüncesinde hem fikir olmuşlardır. Öğrenci ön plandadır. Varoluş öz’den önce gelir. İnsanın deneyimine dayalı bir felsefedir.

Varoluşçu felsefecilerden Killpatrick’in görüşleri şu şekildedir: bilgi öğrenci için anlamlı ve faydalı olmalıdır, öğrencinin ihtiyaçları konu alanından önce gelmelidir. Öğrenciler etkinliği seçmeli, ilgilerine uygun proje ve materyal belirlemelidir. Sonuçta somut bir şey üretmelerini de önemli görmektedir.

Maria Montessori ve Regio Emilia okullarında beni en çok etkileyen şey ikisinin de hiçbir ticari amaç gütmeden, tamamen doğal süreçlerle, “kendiliğinden” ortaya çıkmış olması ve zamanının oldukça ilerisinde bir bakış açısına sahip olmalarıdır. Maria Montessori’nin 1800’lü yıllardaki sunduğu felsefenin 2000’li yıllarda maalesef tam olarak anlaşılamamış olması oldukça üzücü. Bu felsefeyi anlamadan yalnızca fiziksel koşulları “montessori yöntemi”ne uygun hale getirerek faaliyet gösteren çok sayıda okul öncesi kurum var. Oysaki bu okulların felsefesi de varoluşçu olmalı, öğrenciler kendi istediklerini kendi hızlarına göre öğrenmeli, çocuklar kendi ilgilerinin peşlerinden gitmeleri için cesaretlendirilmeli. Benzer şekilde çocuklara ilişkin şeylerin sadece çocuklardan öğrenilebileceği fikriyle Regio Emilia okullarının felsefesinin temelleri atıldı. Bu okullarda çocukların farklı şekillerde kendilerini ifade etmeleri desteklenmeli, çeşitli sanat dallarıyla, sembolik dillerle öğrencilerin özgürlük ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarmaları teşvik edilmeli.

Sonuç olarak varoluşçu programa göre en önemli öğrenme kişinin seçtiği ve anlamlandırdığı bilgilere dayanır.  Sunulan eğitim ortamı öğretmenin veya okulun zorlaması olmadan öğrencilerin kendi ilgileri doğrultusunda öğrenebilecekleri şekilde olmalıdır. Öğretmenler öğrencilerin kendi kendilerini öğrenmelerini teşvik edecek öğrenme ortamı sağlamalıdır. Bu noktada benim ikilemde kaldığım nokta varoluşçu program yapma konusu. Eğer gerçek anlamda bir varoluşçu program yapacaksak bunun sınırlarını nasıl çizmeliyiz? Öğrencilerin özgürlük alanlarına girmeden dersin planlamasını nasıl yapmalıyız?

Ve bence en önemli soru: Genel eğitim felsefesi olarak varoluşçu felsefeyi benimseyebilir miyiz?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder