Bu haftaki derste J. Dewey ve Varoluşçuluk ile ilgili
yaptığımız okumalar çerçevesinde tartışmalarımızı yürüttük. Öncelikle Dewey’in
“Eğitim ve Deneyim” kitabını okurken beni en çok etkileyen noktaları ve bunun
nedenleri paylaşmak isterim. “Erişkinlere ait ürünlerle gençlerin deneyim ve
becerileri aralarında bir uçurum vardır bu da öğrencilerin sürece etkin bir
şekilde adapte olmalarını önler.” Bu söz hem programları uygulayan hem de
program yapan biri olarak oldukça değerli buluyorum çünkü programda yer alan
her şey bir yetişkin ürünü olduğunu düşünüyorum. Çocuk gözüyle elimizdeki
konuları değerlendirerek onların ihtiyaçlarını (bilgi-beceri-davranış vb.)
belirler, amaçlara-hedeflere-eğitim durumlarına-değerlendirmeye karar verir,
böyle uygun görürüz. Aslında beklentimiz çocukların bizim gözümüzle dünyayı
görmelerini, tanımlarını, hâkim olmalarını sağlamaktır. Peki, bu durum eğitim
sürecine nasıl yansır? Öğrencilerin bazı konuları öğrenemediğini düşünürüz, her
gelen neslin daha kötü olduğunu varsayarız, neden bizim dönemimizdeki gibi
olmadığını sorgularız. Belki de amacımız onların deneyimini bizim bilgimize yaklaştırmak
bunu yaparken de yalnızca program yapanları ya da öğretmenleri değil
öğrencileri de sürece katacağımız eklektik bir anlayışla ele almak olmalıdır.
“Her deneyim bir itici güçtür ve değeri sadece nereye
doğru itildiği bağlamında anlaşılabilir. Bir deneyimin hangi yöne gittiğini
görmek eğiticinin görevidir.” “Oluşturulacak en önemli tutum öğrenmeye devam
etme arzusudur.” Bu sözler sadece eğitim değil tüm kurumların girişinde yazılı
olmalı diye düşünüyorum. Dünyaya olan tanıklığımızı anlamlı hale getiren tek
şey deneyimlerimiz ve bunların hayatımıza yansımalarıdır. Tıpkı ebeveynler gibi
öğretmenler de iyi bir gözlemci, planlamacı, basit gibi görünen ama bu çok
ciddi sorumluluğun farkındaki bireyler olmalıdır. Bir öğretmenin yaşamımızdaki
önemini, hayatımızda her zaman eğiticiliği bir kurum içindeki öğretmenlerin
yapmadığını ve deneyimlerim öğreticiliğini geçen hafa sonu Eğitim Reformu
Girişimi’nin düzenlediği Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın açılış
konuşmalarının birinde yazar Murat Menteş’in sözlerinde fark ettim. İlk
öğretmeninden, onun yazarlığa yönlendiren kişiden bir anekdotla bahsetti. Darbe
döneminde arkadaşıyla birlikte inşaat alanında gömülü bir çuval kitabı bulması,
bu kitapları önce satmaya çalışmaları ancak satamayınca okumak zorunda
kalmasını (ki bu kitapların içinde Albert Camus gibi yazarlar mevcut.) mizahi
bir dille anlattı. Bu kitapların onun hayatının dönüm noktası olduğunu, onun
gelecek yaşamına yön verip, dünya görüşünü oluşturduğunu ve bunu sağlayan
kişinin kitapların girişinde ismi yazan “İbrahim” adında hiç tanımadığı,
tanışmadığı ilk öğretmeni olduğundan bahsetti.
Kitapta dikkatimi çeken son bir nokta ise “İstediğimiz
ve ihtiyaç duyduğumuz şey saf ve sade bir eğitimdir. Eğitimin sadece bir isim
ya da slogan olmaktan öte bir gerçeklik olmasını sağlarsak en keskin ve hızlı
ilerlemeyi kaydedebiliriz.” İnsanlara her şeyi öğretebilirsiniz ancak onun
öğrenmeyi sevmesini, bunu devam ettirmesini sağlamak emek ve vicdan ister.
Eğitimi makalelerde geçen “hot button” olarak görmekten öte emek işi olarak
görürsek ilerleme kaydedeceğimizi düşünüyorum.
Bu hafta tartıştığımız bir diğer konu varoluşçuluk, bu
kuramın temsilcileri, onların eğitime bakış açılarıydı. Varoluşçuluk denilince
aslında üç kavrama doğru bir gidiş var: Bireysel tercihler, kişisel özgürlük,
öğrenci merkezlilik. Okulöncesinde Maria Montessori, Rudolf Steinner (Waldorf),
Regio Emillia’yı görüyoruz. Özellikle ülkemizde Montessori eğitimi yaptığını
iddia eden ve aslında bu ekolün ne anlama geldiğini bilmeden bu süreci
yürütmeye çalışan okullar var. İşte bu da eğitimi bir etiket gibi görmeyi
beraberinde getiriyor. Benim bu yaklaşımlar içinde en çok beğendiğim Waldorf,
aslında kişisel olarak bu yaklaşımı benimseyen bir kurumda oğlumun eğitim
almasını istiyorum. Türkiye’de maalesef yaygınlığı yok ama ileride yine etiket
olarak çokça duyacağımız yaklaşımlardan olacağını düşünüyorum. İstanbul’da “Her
Çocuk Bir Evren” anaokulu örneğin bu yaklaşımı gerçek anlamıyla uygulamaya
çalışan kurumlar arasında.
Varoluşçuluğun temsilcilerinden Alife Kohn, öğretmen
otoritesini öğrenciyle aynı seviyeye getirir, öğretmenin reçeteli bir programa
sahip olmaması gerektiğini söyler (sistematik programın karşısında).
Öngörülmezliğe karşı yüksek tolerans, sınıfın mutlak kontrolünü bırakmayı
gerektirmektedir. Konu ikincil, kişisel ilgi alanı birincildir. Ülkemizde bu
görüşün benimsenmesinin zor belki de imkânsız olduğunu düşünüyorum. 2005’te
farklı bir anlayışla ele alınan (yapılandırmacılık) programlarda bile tam
anlamıyla bu uygulamayı görmediğimizi söyleyebilirim. 2005 öğretim
programlarındaki anlayış daha çok ılımlı sistematik görüş olduğunu düşünüyorum.
Maxine Greene, psikolojik dönüşümü, kişisel farkındalık
kavramlarının içini doldurmaktadır. “Öğretmen içsel devrimi gerçekleştiren,
hayal gücünü serbest bırakarak dönüştüren, daha yüksek kişisel farkındalık
sağlayan kişidir. İnsanların her türlü yaşamı yaratma gücü vardır.”
Öğrencelerimize bunu fark ettirmek gerekli, değiştirebileceğimiz şeyler için
her zaman bir fırsatımız olduğunu anlamalarını sağlamak ve vazgeçmemek benim
Greene’den kendime kalan en önemli nokta.
Elliot Eisner, öğlencilere sanat yoluyla anlamlı
deneyimler sunarak özgürleştirme çabasıyla bu kuram içinde yer almaktadır.
Temsil biçimleri kavramıyla çoklu zeka bu kadar popüler hale gelmeden çok daha
önce Eisner tarafından ele alınmıştır. Yine Esiner nesnelliği redderek her
öğrenci için ayrı program anlayışını ifade eder (daha sonra radikal programda
da bunun yansımalarını göreceğiz.)
Stanley Hall, öğrencilerin gelişimsel özelliklerine,
ön öğrenmelerinin bilmenin önemi, programda doğru zamanda doğru konunun ele
alınmasına yaptığı vurgulamalarla eğitimde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bunun
yansımaları programlarda öğrencilerin gelişim özelliklerine göre konuların yer
alış biçimlerinde görebiliriz. Örneğin korunum kavramı, somut-soyut bilişsel
gelişim dönemleri dikkate alınarak programlar hazırlanmaktadır. Ayrıca öğrenci
ilgilerinin programa yansıması gerektiğini de ifade etmiştir.
Son olarak Heard Kilpatrick’e göre bilgiler
öğrencilerin kişisel dünyalarında anlamlı ve yararlı olmalıdır. Öğrenciler
yapmak istediklerini projelere dönüştürür. Aslında proje yönteminin temellerini
atmıştır. Öğrencilerin bu yolla hayata daha iyi hazırlanacaklarını
varsaymaktadır. Eğitimi kendini daha iyi düşünme, daha iyi seçme, kendini daha
yüksek ve ince seviyelerde yeniden inşa etmesine yardım eden süreç olarak
görmektedir.
Bir işi başarabilmenin ön koşulu eylemde bulunacak
kişinin yapacağı işe inanması ve işin oluşturulma sürecinde yer almasıdır.
Varoluşçulukta bence böyle bir süreçtir. Öğrenciden yapması beklediklerimize
onu da dâhil etme, onun ilgi ve ihtiyaçlarına önem vermedir. Ancak bu noktadaki
en önemli soru yaşı küçük olan öğrenciler bu sürece ne kadar aktif
katılabilirler? Onları sürece nasıl katabiliriz? Yetişkin rehberliği nasıl
olmalıdır?
GİTTİĞİM
HER YERDE KUŞLARI GÖRÜYORUM adlı makaleye ilişkin olarak;
Sistematik Bakış Açısıyla
Amaç: Öğrencilerin kuş gözlemi yoluyla kendi çevre ve
kültür ortamlarında doğayı tanımaları, anlamaları, tepki vermelerini ve
korumaları sağlamaktır.
Kazanımlar: Çevrelerinde gözlemledikleri kuş
türlerinin isimlerini söyler. Günlük yaşamlarında onları etkileyen popüler
kültür öğelerini sorgular (Sanırım radikal programa daha uygun bir kazanım.).
Çevrelerinde gözlemledikleri bir kuş türü hakkında araştırma yapar. Araştırma
sonuçlarını arkadaşlarıyla paylaşır. Uygun araçları kullanarak kuş gözlemi
yapar. Göçmen kuşların hayatını kaybetmesine neden olan durumları belirler. Kuş
gözlemi sırasında veri toplar. Kuş gözleminden elde ettiği sonuçları yorumlar.
Kuş gözleminden elde ettiği sonuçlar doğrultusunda bu süreci etkileyen meslek
gruplarını (mimarlar, inşaat mühendisleri, kuş gözlemcileri, doğal hayatı
koruma dernekleri vb.) bilgilendirir.
Eğitim Durumları: Yakın çevreyi tanıma gezileri
düzenlenmesi, kuşlara ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla büyük grup
tartışması yoluyla popüler kültür öğelerini sorgulama, çevrelerinde gördükleri
kuşların neler olduğuna dikkat çekme, kuş gözlemi öncesinde kullanılacak
araçları tanıma ve keşfetme, çevresindeki bir kuş türünü seçerek belirlenen
süre içinde araçlı ya da araçsız gözlemler yaptırma, kuş gözlemi yapan
kurumlardan yetkilileri davet etme, alan araştırması yaptırma.
Değerlendirme: Öğretmenin süreçte yaptığı gözlemler,
öğrencilerin yaptıkları araştırma sonuçları ve bunların arkadaşlarıyla
paylaşmaları, alan araştırması sırasındaki elde ettikleri verilerin
yorumlanması ve ilgili kurumların bilgilendirilmesi, öğrencilerin tüm bu
uygulama sonucundaki duygu ve düşünceleri.
Varoluşçu Bakış Açısıyla
Amaç: Öğrencilerin kendi yaşantılarından yola çıkarak
kuşlar hakkında merak uyandırmak, kendi ilgileri doğrultusunda kuş gözlemleri
yapmasına fırsat tanımak ve kuşları sevmeyi, onlara ilgi duymayı, korumayı
yaşamlarının geneline yaymaktır.
Hedefler: Öğrencilerin ilgilerini çeken kuş türleri
hakkında araştırma yapmaları. Araştırmalar sonucunda en çok ilgilerini çeken
bilgileri arkadaşlarıyla paylaşmaları. Doğayı yakından tanıma fırsatı sağlamak
amacıyla dürbünü keşfetmeleri. Öğrencilerin kendilerini hazır hissettikleri
zamanda yetkililerle birlikte alan araştırmasının yapılması. Araştırma, gözlem
sonuçlarının kendi temsil biçimleriyle ilgililerle paylaşılması.
Değerlendirme: Öğrencilerin tüm süreç boyunca neler
hissettikleri, duyguları-düşünceleri, öğretmen gözlemleri.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder