Müzakereci Eğitim Programı - Yazar: Pınar Keleşoğlu


Bu haftaki derste Apple’ın program anlayışı üzerine konuştuk, anlaması zor ama uygulanması şart olan Müzakereci Program (Deliberative Curriculum) nedir? sorusu üzerinden tartışmalarımızı yürüttük. Radikal program anlayışını incelerken hep bir gerçekle karşılaşıyorsunuz, belki görmezden geldiğimiz bir gerçek belki de Freire’nin dediği gibi kabul etmekten korktuğumuz bir gerçek çünkü bilmek sorumluluk da getiriyor. Apple’ın makalesinde bu net ve sert bir dille ifade ediliyor. “Programlar bir ulusun metinlerinden, sınıflarından bağımsız şekilde ortaya çıkan bir bilgi topluluğu değildir. Her zaman seçici bir geleneğin, bazı grupların meşrulaştırdığı bilgi vizyonlarının bir parçasıdır.” Yani programlar bize o ülkedeki sınıf çatışmaları, kimin güçlü olduğu, öğretimi kimin desteklediği ve programda yer alan bilginin kimin bilgisi olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Okullar ise bu programların uygulayıcısı olarak toplumdaki eşitsizliklerin meşru hale getirildiği ve çoğaltıldığı yerdir. Tüm okullarda uygulanan ulusal program anlayışı ve beraberinde gelen, fırsat eşitliği olarak gördüğümüz ulusal sınavların arkasında Apple’a göre ciddi ideolojik saldırılar vardır ve bu saldıranlardan en fazla etkilenenler ise en zayıf olanlardır. Bugün ulusal programın sürdürülebilirliği için seçilen kaynak/ders kitaplarının belirlenmesinde de bu ideolojik saldırılar, karmaşık ağlar-politikalar mevcuttur. Kim bilir belki de bu pazar içinde seçilen ders kitabının programı ya da sınavı vardır.

Apple için fark ettiğimiz andan itibaren sormamız gereken sorular vardır. Bunlar:  “Kim için? Kimin bilgisi? Kimin yararına ve kimin zararına? İşte bu sorulara verdiğimiz cevaplar gözlüklerimizdeki buğunun biraz daha azalmasını sağlayacaktır. Apple bir Amerikalı program profesörü olmasına karşın söylediklerinin evrenselliğini kendi ülkemizi düşündüğümüzde de karşımıza çıkar. Apple “Etkili bir ulusal programda yeni sosyal ve entelektüel bağ dokusunun yaratılması gerekir.” diyor. İşte bunu sağlamanın bir yolu da neoliberal ve özellikle de neomuhafazakar politikalardan geçmektedir. Bu politikaların amacı ise demokratik bir toplum yaratmak değil özel sektörü genişletmek, rekabet gücünü arttırmaktır. Ülkemizde de 2005 programlarıyla birlikte yeni bir bağ dokusu yaratıldı: neomuhafazakarlık.

Apple’ın Türkiye’ye geldiğinde bir gazeteye yaptığı röportajda ince ve kalın demokrasiden bahsediyordu ve amacımızın kalın demokrasi olması gerektiğini söylüyordu. Bu noktada okulun amacının ise bireysel başarıyı sağlamak değil kendilerinin daha özgürce ifade etmesine imkân vermek, öğretmenin rolünün ise öğrencilerin kafasında sorular oluşturmak ve sorgulama yapmasını sağlamak ve gerektiğinde insiyatif almak olarak ekliyordu.

Aslında Apple’ın anlayışından uzak olmayan bir yerde demokratik olarak bir program yapım sürecinden bahsediyorsak  “deliberative curriculum” karşımıza çıkar. Sadece Türkçedeki karşılığı olan “müzakareci” kavramı Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde fikir alışverişinde bulunmak-sözlü sınav olarak geçiyor, Türkiye’de farklı şeyleri çağrıştırdığı için benim için bu kavramın karşılığı belki biraz eksik belki biraz fazla ama daha çok uzlaşı kavramına karşılık geliyor. Deliberative curriculum programın temsilcilerine baktığımız zaman Reid, Westburry, Schwab ve Mckeon gelmektedir. Her temsilcinin deliberative curriculum anlayışlarında liberal eğitim anlayışı belirgin bir biçimde göze çarpar. Bence buradaki amacın şu olduğunu düşünüyorum: demokratik bir program yapım sürecinden,  her okulun ortak ama aynı zamanda kişiselleştirilmiş programlarından, bu program yapım sürecine programın dokunduğu herkesin temsil edilmesinden, evrensel olarak herkesin liberal bir eğitim alma hakkından, eğitimin özgürleştirmesinden, programda değerlerin (ahlak ve siyaset) yer alması gerektiğinden bahsediyoruz. Program yoluyla eğitilecek bireylerin ise entelektüel bireyler olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla müzakere yaparak uzlaşı sağlarken birçok bilgi kaynağından da yararlanarak liberal eğitimin tüm noktalarına da değiniyoruz. 

Reid’e göre liberal eğitimin antitezi sindirimsel eğitimdir, öğrenmeyi kolaylaştırırken asimile eden, bilgileri küçük pratik paketlere bölen bir anlayış söz konusudur. Farklı olarak Westbury liberal eğitimin seçkinci fikrinin eleştirir. Ancak diğer temsilcilerin de liberal eğitimin sadece seçkinler tarafından ulaşılması gereken bir süreç olarak gördüklerini düşünmüyorum ki deliberative curriulum anlayışının özünde de bu yoktur. Westburry’nin makalede geçen çok önemli bir sözü var “Herkesin oy kullandığı bir ülkede eğitim kaçınılmazdır.” Schwab programlara hükmeden davranışçı psikologların araştırma sonuçlarının, istatistiki bazı bilgilerin programa yansımalarının, kuramda var olup pratikte karşılığı olamayan bilgileri eleştirerek delibrative curriculum’u savunmaktadır.

Bu noktada deliberative curriculum bir program yapma yoludur ve müzakereci-uzlaşmacı bir anlayışla hazırlanan program hem kuramsal hem de pratik yanlarıyla var olacaktır. Bu program yapım sürecinde bireyler tıpkı siyasette olduğu gibi diyaloğu, tartışmayı, uzlaşmayı, mükemmeli aramayı gerektirecektir. Son olarak James March’ın Null makalesinde geçen sözü gibi “Adalet bir varoluş hali değil ideal bir şeydir. Biz bunu başaramayız ama takip edebiliriz.” Bence Müzakereci-uzlaşmacı program yapma anlayışı da böyledir bizi ideale götürecek belki ulaştıramayacak ama yakınlaştıracak bir program yapma yoludur.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder