Guy Senese'in Ziyareti - Yazar: Metin Kartal


Bu hafta dersimize Dr. Guy Senese katıldı. Kısa tanışmadan sonra Dr. Senese bir tartışma konusu açmak için, Bir eğitimci/öğretmen olarak sizce toplumun idealleri neler olabilir? sorusuyla tartışmamızı başlattı. Herkes ikişerli ve üçerli gruplar halinde belirlediğimiz idealleri sınıfça paylaştık. Dr. Senese bizlere örnek olması bakımından birkaç örnek vererek grup çalışmasını başlattık. Bizim grup eleştirel düşünme/okuma/yazma idealini belirlemişti. Diğer gruplar ise, sosyal sorumluluk, üretkenlik (bunu Dr. Senese yeni yaratıcı bir şeyler yazmak örneğini vererek genişletti.) ve sekülerizm ideallerini belirlediler. Ardından belirlenen her bir ideal üzerinde fark yaklaşımlarla düşünmeye ve tartışmaya başladık. İlk olarak sekülerizm kavramı ile başladık. Dr. Senese kavram içerisinde neleri barındırmaktadır diye sordu? Aslında bu soru benim pek de alışık olmadığımız bir bakış açısıydı. Çünkü ben genelde ya kavramın tanımından ya da sözlük tanımından yola çıkarak ele almaktaydım. Ancak bu bakış açısıyla bir kavram içerisinde ne kadar farklı düşünceleri de barındırabileceğini gördüm. Diğer taraftan, kavram yaratıldığı toplumun da felsefesini, düşüncesini ve izlerini içinde barındırdığını gördüm. Sekülerizm kavramı içerisinde hoşgörüyü (tolerance) barındırmaktadır. Dr. Senese buna sevmiyorsan bile tolere ediyorsun şeklinde bir açıklama getirdi. Ardından, bu kavramın Hıristiyanlıktan etkilenerek çıkan bir ideal olduğuna değinerek bu kavramın da içerisinde 2 farklı boyutun olduğuna değindik. Bunlardan ilki Kalvenizm’i, ikincisi ise Zayıfın/Fakirin/Düşkünün İhtiyaçlarının gözetilmesidir. Kalvenizm anlayışı, eğer çok paran varsa tanrı seni seviyor şeklindedir. Aslında altında verilen örtük mesajlar toplumu farklı bir toplumsal yapıya getirdiği görülmektedir. Yani zenginin tanrı tarafından sevildiği için gücü ellinde bulunduranlar tanrı tarafından daha çok sevilmek için fakirlerin parasını alabilirdi. Bunun sonucu olarak, toplumsal eşitsizlik doğmaktadır. Diğer kavram ise içerisinde sosyal sorumluluğu ve adaleti barındırmaktadır. Aslında iki idealin de aynı kaynaktan beslendiği ancak yarattı sonuçların ne kadar farklı olduğu görülmektedir. Eğer ben birinci idealle hareket edersem geleceğim nokta toplumsal eşitsizlik ve acımasız mücadele; ikinci idealle hareket edersem ulaşacağım nokta sosyal sorumluluk ve sosyal adalet olacaktır. Bu çerçevede, seçeceğimiz ideal ise benim eğitim idealimi yaratmama ışık olacaktır. Tam da bu nokta Dr. Senese iki örnek verdir: Seçilen ikinci idealin eğitime yansıması her öğrenci en iyi öğretmeni hak eder yaklaşımından yola çıkarak en iyi öğretmenleri yetiştirmeye gayret ederiz; diğer ise bu sosyal sorumluluk içerisinde bir sosyal adalet sağlamak istiyorsak her birimiz işimizi en iyi şekilde yapmamız gerekmektedir. Dr. Senese, sosyal adaletin sağlanabilmesi için Freire’nin verdiği mücadeleden bir örnek verdi. Freire’nin mücadelesi sosyal adalet ve eşitlikti. Freire ise bunu eğer yaratılışta herkes eşit olduğunu düşünüyorsak, işte o zaman liberal eğitim amacına ulaşacaktır. Özgürleşmenin sağlanmasının bir yolu ise bireylerin önündeki düşünmeyi engelleyen bariyerlerin ve şartların kaldırılması ile olacağını, Dr. Senese ifade etmiştir. Tartışmasının bundan sonraki kısmını sınav görevimden ötürü kaçırdım. Sınav görevimin bitişinden sonra sınıfa geldiğimde, arkadaşlardan biri No Child, Left Behind Yasasını sordu. Dr. Senese bu yasanın retorik olarak hiçbir çocuğun geride kalmayacağını, ancak uygulamada çocukların büyük ölçekli sınavlarla geride geri bırakılmaktan ve üzerlerinde büyük baskı oluşturmaktan da geri kalmadığını ifade etmiştir. Ben bu ifadede belirlenen retorik olarak belirlenen bir idealin uygulamadaki yansımasının da planlanandan çok çok farklılaşacağını gördüm. Aslında dezavantajlı grupları içinde bulundukları dezavantajlı şartlardan çıkarmak amaçlansa bile bu ideal hiçte öyle olmamıştır. Diğer bir tartışması ise yine liberal eğitim çerçevesinde liberalizmin iki farklı kurucunun farklı yaklaşımları üzerineydi. Bunlar Thomas Hobbes’un Leviathan eseri ile J. J. Rousseau Social Contract eseridir. Bu tartışmaya geçmeden önce Karl Marx’ın Das Kapital eserinde ifade ettiği gibi köleler zincirleri içerisinde kesinlikle özgürlüklerini aramayacak; hatta bu durumdan memnun olacaklardır. Marx’ın ifadesine benzer bir durumun aslında Thomas Hobbes zamanında verilen eğitim programları aracılığıyla yapıldığını gördüm. Hobbes ile Rousseau birbirinden ayrıldıkları temel nokta ise toplum sözleşmesine baktıkları noktadır. Hobbes toplum sözleşmesi insanlar arasında karşılıklı korku yaratılacak bir ortak korku üzerinden sağlanacağını ve herkes üzerindeki hakkın krala devrederek bir sözleşme yapılacağını ifade etmektedir. Rousseau, Hobbes’tan farklı olarak doğa durumundaki insanın özgür ve eşitliğin ortamı olarak görmektedir. Eşitsizlik ise insan doğasındaki çeşitli değişim ve evrimler sonucunda bir eşitsizliğe dönüşmüştür. Bu eşitsizlik zaman içerisinde kurumsallaşarak bir olgu halini almıştır. Doğa durumundaki insan tam anlamında iyidir ve özgürdür. Dr. Senese bu karşılaştırmadan sonra Türkiye’deki eğitim anlayışının daha çok Rousseau’daki Toplum Sözleşmesine benzediğini ifade etmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder