Bu hafta
dersimize Dr. Guy Senese katıldı. Kısa tanışmadan sonra Dr. Senese bir tartışma
konusu açmak için, Bir eğitimci/öğretmen olarak sizce toplumun idealleri neler
olabilir? sorusuyla tartışmamızı başlattı. Herkes ikişerli ve üçerli gruplar
halinde belirlediğimiz idealleri sınıfça paylaştık. Dr. Senese bizlere örnek
olması bakımından birkaç örnek vererek grup çalışmasını başlattık. Bizim grup
eleştirel düşünme/okuma/yazma idealini belirlemişti. Diğer gruplar ise, sosyal
sorumluluk, üretkenlik (bunu Dr. Senese yeni yaratıcı bir şeyler yazmak
örneğini vererek genişletti.) ve sekülerizm ideallerini belirlediler. Ardından
belirlenen her bir ideal üzerinde fark yaklaşımlarla düşünmeye ve tartışmaya
başladık. İlk olarak sekülerizm kavramı ile başladık. Dr. Senese kavram
içerisinde neleri barındırmaktadır diye sordu? Aslında bu soru benim pek de
alışık olmadığımız bir bakış açısıydı. Çünkü ben genelde ya kavramın tanımından
ya da sözlük tanımından yola çıkarak ele almaktaydım. Ancak bu bakış açısıyla
bir kavram içerisinde ne kadar farklı düşünceleri de barındırabileceğini
gördüm. Diğer taraftan, kavram yaratıldığı toplumun da felsefesini, düşüncesini
ve izlerini içinde barındırdığını gördüm. Sekülerizm kavramı içerisinde
hoşgörüyü (tolerance) barındırmaktadır. Dr. Senese buna sevmiyorsan bile tolere
ediyorsun şeklinde bir açıklama getirdi. Ardından, bu kavramın Hıristiyanlıktan
etkilenerek çıkan bir ideal olduğuna değinerek bu kavramın da içerisinde 2
farklı boyutun olduğuna değindik. Bunlardan ilki Kalvenizm’i, ikincisi ise
Zayıfın/Fakirin/Düşkünün İhtiyaçlarının gözetilmesidir. Kalvenizm anlayışı,
eğer çok paran varsa tanrı seni seviyor şeklindedir. Aslında altında verilen
örtük mesajlar toplumu farklı bir toplumsal yapıya getirdiği görülmektedir.
Yani zenginin tanrı tarafından sevildiği için gücü ellinde bulunduranlar tanrı
tarafından daha çok sevilmek için fakirlerin parasını alabilirdi. Bunun sonucu
olarak, toplumsal eşitsizlik doğmaktadır. Diğer kavram ise içerisinde sosyal
sorumluluğu ve adaleti barındırmaktadır. Aslında iki idealin de aynı kaynaktan
beslendiği ancak yarattı sonuçların ne kadar farklı olduğu görülmektedir. Eğer
ben birinci idealle hareket edersem geleceğim nokta toplumsal eşitsizlik ve
acımasız mücadele; ikinci idealle hareket edersem ulaşacağım nokta sosyal
sorumluluk ve sosyal adalet olacaktır. Bu çerçevede, seçeceğimiz ideal ise
benim eğitim idealimi yaratmama ışık olacaktır. Tam da bu nokta Dr. Senese iki
örnek verdir: Seçilen ikinci idealin eğitime yansıması her öğrenci en iyi
öğretmeni hak eder yaklaşımından yola çıkarak en iyi öğretmenleri yetiştirmeye
gayret ederiz; diğer ise bu sosyal sorumluluk içerisinde bir sosyal adalet
sağlamak istiyorsak her birimiz işimizi en iyi şekilde yapmamız gerekmektedir.
Dr. Senese, sosyal adaletin sağlanabilmesi için Freire’nin verdiği mücadeleden
bir örnek verdi. Freire’nin mücadelesi sosyal adalet ve eşitlikti. Freire ise
bunu eğer yaratılışta herkes eşit olduğunu düşünüyorsak, işte o zaman liberal
eğitim amacına ulaşacaktır. Özgürleşmenin sağlanmasının bir yolu ise bireylerin
önündeki düşünmeyi engelleyen bariyerlerin ve şartların kaldırılması ile
olacağını, Dr. Senese ifade etmiştir. Tartışmasının bundan sonraki kısmını
sınav görevimden ötürü kaçırdım. Sınav görevimin bitişinden sonra sınıfa
geldiğimde, arkadaşlardan biri No Child, Left Behind Yasasını sordu. Dr. Senese
bu yasanın retorik olarak hiçbir çocuğun geride kalmayacağını, ancak uygulamada
çocukların büyük ölçekli sınavlarla geride geri bırakılmaktan ve üzerlerinde
büyük baskı oluşturmaktan da geri kalmadığını ifade etmiştir. Ben bu ifadede
belirlenen retorik olarak belirlenen bir idealin uygulamadaki yansımasının da
planlanandan çok çok farklılaşacağını gördüm. Aslında dezavantajlı grupları
içinde bulundukları dezavantajlı şartlardan çıkarmak amaçlansa bile bu ideal
hiçte öyle olmamıştır. Diğer bir tartışması ise yine liberal eğitim
çerçevesinde liberalizmin iki farklı kurucunun farklı yaklaşımları üzerineydi.
Bunlar Thomas Hobbes’un Leviathan eseri ile J. J. Rousseau Social Contract
eseridir. Bu tartışmaya geçmeden önce Karl Marx’ın Das Kapital eserinde ifade
ettiği gibi köleler zincirleri içerisinde kesinlikle özgürlüklerini aramayacak;
hatta bu durumdan memnun olacaklardır. Marx’ın ifadesine benzer bir durumun
aslında Thomas Hobbes zamanında verilen eğitim programları aracılığıyla
yapıldığını gördüm. Hobbes ile Rousseau birbirinden ayrıldıkları temel nokta
ise toplum sözleşmesine baktıkları noktadır. Hobbes toplum sözleşmesi insanlar
arasında karşılıklı korku yaratılacak bir ortak korku üzerinden sağlanacağını
ve herkes üzerindeki hakkın krala devrederek bir sözleşme yapılacağını ifade
etmektedir. Rousseau, Hobbes’tan farklı olarak doğa durumundaki insanın özgür
ve eşitliğin ortamı olarak görmektedir. Eşitsizlik ise insan doğasındaki
çeşitli değişim ve evrimler sonucunda bir eşitsizliğe dönüşmüştür. Bu
eşitsizlik zaman içerisinde kurumsallaşarak bir olgu halini almıştır. Doğa
durumundaki insan tam anlamında iyidir ve özgürdür. Dr. Senese bu
karşılaştırmadan sonra Türkiye’deki eğitim anlayışının daha çok Rousseau’daki
Toplum Sözleşmesine benzediğini ifade etmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder