Yeniden Kavramsallaştırma Dönemi - Yazar: Bilge Özgür İnam


Yeniden Kavramsallaştırma konusunu tartıştığımız bu dersin bana en önemli katkısı, alanın ülkemizdeki iç krizlerini irdelemek oldu. 1997’de alanın lisans bölümünün kapatılması, eğitim fakültelerinin derslerinin YÖK tarafından belirlenmesi, okulöncesi eğitim programlarının, alandaki çalışmalarda yeterince ilgi görmemesi, programın kendisine odaklanan çalışmaların azlığı gibi konular iç kriz olarak sayabileceğimiz odak noktalarıdır. Eğitim programları alanında doktora düzeyindeki çalışmalar bile çoğu zaman farklı disiplinlere hizmet etmekteyken program araştırmacılarının yapması gereken araştırmalar ise çoğunlukla sosyologlar tarafından yapılmaktadır.  Bu durum da Apple’ın dile getirdiği gibi alanı “ithal kavramlardan” kurtaramamaktadır. Diğer alanların bilgi ve deneyimlerinden ithal edilen kavramların yüzeysel bir anlayışla kullanılmasının ciddi bir sorun yarattığını vurgulamaktadır. Ben de bu düşünceye katılıyorum. Eğitim programları alanında çalışan akademisyenlerin bu kavramları çalışmalarında ve tartışmalarında kullanmasını da doğru bulmuyorum.

Eğitim programı alanındaki diğer iç kriz noktalarını da şöyle sayabiliriz:

·       İşlemlere aşırı odaklanma
·       Bu aşırı odaklanmadan dolayı etik konusunun dışlanması
·       Politik naiflik
·       Programın ideolojik olduğunun yadsınması
·       Program bilimsel yaklaşımla hazırlandığında adaletsizlik de eşitsizlik de ortadan kalkar inancı.

Makaleleri okurken ve dersteki tartışmalar sırasında alanın aslında tarihi, siyasi ve bilimsel gelişmelerden doğrudan nasıl etkilendiğini de daha iyi fark ettim. Özellikle 1957’de Sputnik’in fırlatılmasının ardından ABD’nin eğitim sistemini doğrudan etkilemiştir. 1960’larda Kennedy döneminde yapılan Ulusal Reform Hareketi’nde alanın yok sayılması, dünya çapında süren öğrenci isyanları, savaş karşıtlığı ve insan hakları hareketi yeniden kavramsallaştırma hareketinin başlamasına sebep olmuştur.  Alandaki bürokratik ve sistemsel görünümden programı anlamaya doğru dönüşüm oldukça önemlidir. Bunlar da program alanını etkileyen dışsal etkilerdir.

Pinar, eğitim programının bir politik metin, bir ırksal metin, fenomenolojik metin, postmodern metin, biyografik metin, estetik metin, dinsel metin, örgütsel metin, evrensel metin olarak anlaşılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu da aslında program alanın ne kadar derinliği olan bir çalışma alanı olduğunu bize ispatlamaktadır.  

Dersteki tartışmalar sırasında bir arkadaşımızın yaptığı tespit de benim için oldukça değerliydi. Pinar’ın makalesinde Yeniden Kavramsallaştırma sürecini kronolojik olarak anlatırken yapılan konferanslardan ve kongrelerden bahsedilmişti. Her konferans alana oldukça önemli bilgiler, düşünceler ve görüşler katmış. Ülkemizde bunu görmemiz pek mümkün olmuyor. Her sene eğitim bilimleri alanında çok sayıda konferans, kongre yapılmasına karşın alana katkı yok denecek kadar az.
Program alanında çalışan bir eğitimci olarak üzerinde düşünülmesi, tartışılması gereken en önemli sorunun ise şu olduğunu düşünüyorum:

·       Eğitimde ve eğitim programları alanında odak noktası nedir? Ne olmalıdır?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder