Pinar’ın
başlattığı yeniden kavramsallaştırma akımının başlangıcı 1970’ler olarak ifade
edilse de çok daha öncesine dayandığının farkına varılması ve bunun
tartışmalarımızda geçmesini oldukça önemli buldum. Öyle ki Tyler’ın program
geliştirme anlayışını bitiren, yok sayan gibi bir anlam yüklemek yerine onun
yaygın olduğu dönemde başlayan sorgulamalar ve eleştirilerin getirdiği bir
nokta olarak görmek gerekir diye düşünüyorum. Gelinen noktada vurgu program
geliştirmeden tamamen uzak kalmak değil, yapılacak işlemlerin yanı sıra
programın odak noktası ne olmalı sorusunu sormak ve farklı bakış açılarıyla
programı anlama çalışmaktadır.
Paradigma
değişiminde söz edilen iç ve dış kriz bağlamındaki durumlara değinmemiz ise
ikinci olarak ilgimi çeken konu oldu. Özellikle alan uzmanların
yorumlamalarıyla program geliştirme işlemlerine aşırı odaklanması, etik
konusunun dışarıda bırakılması ve politik naiflik olarak üç kategoride ele
aldığımız iç krizleri öz eleştiri olarak görüyorum diyebilirim. Bu eleştiriden
edindiğim sonuç ise kuramsal temellerden ve kuram oluşturmaktan uzaklaşmanın
alanının içi boş gibi algılanmasına neden olduğudur. İç krizlerin yanı sıra
toplumda ve dünyada meydana gelen değişim ve gelişimlerin de etkisiyle farklı
bakış açılarının, ideolojilerin farklı yorumlamalara neden olduğu belki de
kaçınılmaz bir durum olarak değerlendirilmeli. Öyle ki Türkiye’de de benzer
krizlerin yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Yaptığımız tartışmalarla bu
konuda hem fikir olduğumuzu görme şansımız oldu.
Türkiye ile
ilgili değindiğimiz krizleri ise genel olarak “yetersizlik” kavramı ile
ilişkilendirdiğimi söyleyebilirim. Yine öz eleştiri yaparak alan uzmanların
niteliğini, donanımını, tutumlarını, davranışlarını, bilime katkılarını
değerlendirmiş olduk ki pek de olumlu olmayan bir tablo keşfettik diye
düşünüyorum. Buradan hareketle Dewey’nin eğitim için söylediği “ya o ya bu”
anlayışına hapsolmamak gerekliliğini eğitim programı ve öğretim alanında da
faydalı olabilir herhalde diye geçirdim aklımdan. Çünkü yıkıp yerine bambaşka
bir şey koymak, farklı olandan uzak durmak gibi yaklaşımlar maalesef gelişimi
engelliyor, belki de gerilemeye neden oluyor. Dolayısıyla bu alanda söz
söyleyen, çalışan, eğitim alan kişilerin sorgulamadan uzaklaşmadan, daha çok
okuyarak, daha çok anlamaya çalışarak gelişime odaklanmasının önemli olduğunu
düşünüyorum.
Son olarak,
geçtiğimiz hafta her birimiz kendi tanımımızı yapmıştık programla ilgili.
Dersten sonra kendime “bu tanıma nasıl geldim?” diye sormuş ve geçmiş
yaşantılarımın yaptığım tanım üzerindeki etkisini düşünmüştüm. Bu hafta
değindiğimiz Slattery’nin makalesinde de kendindeki değişimden bahsettiği
yerden sonrasını belki de bu sebeple çok keyif alarak okudum. Kendimle ilgili
düşündüğüm şeyleri alandan birilerinin de kaleme alması beni çok etkiledi ve
düşündüm ki öncelikle bilmek önemli ama tek başına yeterli değil. Yani bir
derste yapılan çalışmalarla ya da bireysel okumalarla yeni şeylerle
karşılaşabilir, bilgi edinebiliriz. Ancak anlamlandırabilmek için üzerinde
düşünmek ve birikimle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Currere yönteminde
bahsedildiği gibi şimdiyi anlamak ve “Ben buyum”, diyebilmek için “bu noktaya
nasıl geldim” ve “bundan sonra neler yapmayı planlıyorum”a bakmak gerektiğini
daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder