Yeniden Kavramsallaştırma Dönemi - Yazar: Gülşah Coşkun Yaşar


Dersimizin üçüncü haftasında Yeniden kavramsallaştırma kavramının tartışıldığı üç ayrı kaynaktan bu konuyu inceledik. Öncelikle bu üç okumadan edindiğim izlenimleri ve deneyimleri tartışmak istiyorum. İlk olarak Pinar’in ‘The Reconceptualization of Curriculum Studies’ kaynağını okudum. Bu makalede daha çok yeniden kavramsallaştırma kavramının nasıl doğduğunu, kavramın ne ifade ettiğini ve bu kavramı savunanların neler tartıştığına ilişkin bilgiler edinmek mümkündü. 1960ların başlarındaki alana yönelik krizi, Sputnik’in Amerika’da yol açtığı krizi, program geliştirme alanındakilerin niteliğine ilişkin kaygıların olduğu, alanın statüsünün sarsıldığı, okullardaki öğrenci sayılarının düştüğü açıklayan kısımlar yeniden kavramsallaştırma kavramının arka planında olan tarihsel boyutu anlamam için çok yardımcı oldu. Bu bilgiye ek olarak, makaledeki Schwab, Huebner, Kliebard gibi alanın önde gelen kişilerinin alanı teoriye dayanmayan, pratikten uzak, tarihsel arka planı olmayan ve ölmeye yüz tutan bir alan olarak tasvir ettikleri bölümler de yeniden kavramsallaştırma döneminden önce alana ait huzursuzlukları da net olarak örneklendirmesi açsından çok netti. İkinci olarak okuduğum kaynak olan Slattery’nin ‘The Reconceptualization of Curriculum Studies from 1973 to 2006’ kitap bölümü ise daha çok yeniden kavramsallaştırma akımından önce ve sonra düzenlenen akademik toplantı ve konferansları açıklaması ve bunların yeniden kavramsallaştırma akımına nasıl yön verdiğini betimlemesi açısından dikkat çekiciydi. Bu makalede ayrıca geçen hafta dersimizin kapsamında tartıştığımız currere kavramının ele alınması currere kavramı ile yeniden kavramsallaştırma akımı arasında net bir bağ kurmama yardımcı oldu. Okumalar kapsamındaki son makale ise Bümen’in ‘Yeniden Kavramsallaştırma Akımı Işığında Türkiye’de Eğitim Programları ve Öğretim Alanı Üzerine Özeleştirel Bir Çözümleme’ isimli makalesiydi. Bu makale hem uluslararası hem de ulusal literatürde yeniden kavramsallaştırma kavramının doğuşunu, alandaki yerini, alanın ulusal ve uluslararası düzeydeki hikâyesini, alana ait hem iç hem de dış çatışmaları ve bu çatışmaların yeniden kavramsallaştırma akımına nasıl yön verdiğini anlamam açısından çok yardımcıydı.  Aslında Bümen’den önce yaptığım iki okumdan sonra bu makale daha toparlayıcı, özetleyici bir makale olmakla beraber ve kafamda daha net bir resim çizmeme yardımcı oldu.

Derste yaptığımız tartışmaların bende bıraktığı izlenim ve deneyimlerden de günlük kapsamında ayrıca bahsetmek istiyorum. Çünkü bu haftaki tartışmalar yeniden kavramsallaştırma akımını, bu akımın eğitsel yaşantıların eğitsel, toplumsal, tarihsel boyutları kapsaması gerektiğini savunmasının tam olarak ne anlama geldiğini anlamak açısından ve programın geliştirmenin adım adım, teknik bir anlayışla ilerleyen mekanik bir süreç olarak algılanmaması gerektiğini ve aslında programı anlamanın, yorumlamanın, programın fenemonolojik, ontolojik, toplumsal, politik bir metin olarak ele alınmasının gerekliliğini anlamlandırmak açısından çok verimliydi.

Alanda programın adım adım ve süreçlerine aşırı odaklanma, politik naiflik anlayışını benimseme, teknik olarak ilerleyen program geliştirme sürecinde hedeflerin adım adım tanımlanmasının okullardaki eşitsizliği ortadan kaldırdığına olan inanç, programlarda etik konusunun dışarıda bırakılması program geliştirme alanına ait içsel problemler olarak dersimizin kapsamında tartışıldı. Alan dışı problemler olarak da, 1960’larda Amerika’nın kültürel hâkimiyetine olan başkaldırı, Sputnik etkisi, akademik disiplinlere aşırı yoğunlaşma ve öğretim programlarının sipariş olarak alınması gibi örnekleri tartıştık. Uluslararası alan içi ve dışı problemlerin yeniden kavramsallaştırma akımına ne şekilde yön verdiğine ilişkin yaptığımız bu tartışmaların hepsi benim için çok verimli öğrenmeler oldu.

Uluslararası problemleri tartıştıktan sonra ülkemizdeki alan içi ve dışı problemleri tartıştık. Ülkemizde alana ait çatışma durumları olarak 1997 yılında alanın lisansının kapatılması, meslek liselerinin günümüzdeki durumları (okul sayıları neye göre belirleniyor, programları kim, neye göre yapıyor vb.), okul öncesi eğitimin ise eğitim programcıları tarafından bir incelemeye tabii tutulamaması ve bu kademenin sahipsiz kalması, program geliştirme alanının ne yazık ki ülkemizde uygulamada karşılık bulamaması, alanın bir disiplin olarak görülmemesi herhangi bir eğitimcinin de alanın uzmanı olmasına gerek duyulmadan program geliştirebileceği inancı, eğitim fakültelerindeki lisans programlarının içeriğinin YÖK tarafından belirlenmesi ve üniversitelerin bu konudaki özerkliklerinin çok sınırlı olması, alanda yapılan tezlerin büyük bölümünün ne yazık ki alanda mevcut bir problemi çözmeye yönelik olmamaları, eğitim programı kavramlarının uluslararası alan yazından devşirilmesi ve kendi kavramlarımızı oluşturma konusunda yetersiz kalmamamız,  Ertürk ve Varış hocalarımızın alandaki baskın kitaplarından sonra alana ait daha güncel kaynakların üretilmemiş olması, alan yazında Türkçe olarak akademik birikimin gelişememesi, nitelikli çeviri kitaplarının da mevcut olmaması gibi alana ait birçok çatışma durumlarından bahsettik.

Ülkemizde alan dışı problemler olarak da iş dünyasının eğitime el atması ve beceri odaklı programların geliştirilmesi, iş dünyasının gerektirdiği becerilere programlarda yer verilmesi fakat bu becerilerin derste nasıl kapsanacağı ya da ilişkilendirileceği konusunda öğretmenlere rehberlik sağlanmaması, eğitimde özelleştirmenin çok yaygınlaşması ve özel okul-devlet okulu ayrımının çok belirginleşmesi ve bu durumun toplumu ikiye ayırması ve özel okullarda eğitime devlet tarafından verilen desteğin ne yazık ki nitelik kaygısı ile değil de nicelik kaygısı ile yapılması gibi problemleri de derste yaptığımız tartışmalar kapsamında alan dışı olarak görülebilecek ama sonuçlarının alanı derinden etkilediği problemler olarak ele aldık. Ülkemize has alan içi ve alan dışı problemlere eğildiğimiz dersimizin bu bölümü benim için çok etkileşimli geçti ve bu da olaylar ve yeniden kavramsallaştırma akımı arasındaki bağlantıları çok daha açık kurabilmeme yardım etti.

Bu haftaki okumaları ve dersteki tartışmaları düşündüğümde kendi adıma şunu söyleyebilirim ki alanla ilgili problemlere çok daha gerçekçi ve detaylı bakmamızın önemi büyüktür. Bu bağlamda, alandaki çatışma alanlarını alanın içerisindeki kişiler olarak net görebilmenin, alanda yapılan çalışmaların bahsedilen çatışma alanlarına çözüm getirmesinin gerekliliğini kavrayabilmenin ve yeniden kavramsallaştırma akımının ulusal alan yazında ve program geliştirme kitaplarında çok sınırlı yer almasının ya da hiç yer almamasının nedenlerini açıklayabilmenin alana yapılacak katkıların niteliği açısından çok gerekli olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder