Bu hafta derste yeniden kavramsallaştırma makalelerinden
en çok etkileyici olanın Nilay Bümen’in makalesi olduğunu söyleyebilirim.
Birçoğumuzun ifade edip bir araya getirmekte zorlandığımız şeyler bu makalede
bir araya gelmiş diyebiliriz. Daha ilk cümlesinde yer alan eğitim programı
çalışmalarının 90 yıldır Amerika’da devam etmesi ve Türkiye’de ise 50 yıldır
ifade zaten bugün içinde bulunduğumuz durumun çok ciddi bir gerekçesi olabilir.
Aradaki bu 40 yıllık zaman dilimini program geliştirme alanının bazı
dönemlerinde yakalamış olsak da bugün alan çalışmalarını hala geriden takip
ettiğimizi söyleyebiliriz.
Makalede vurgulanan iç ve dış tarih meselesi
de üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bugün hala alanın tarihinin
oluşturulamaması noktası son derece önemli. İşte burada bu alanın uzmanlarına
iş düşüyor, neden alanımızın iç ve dış tarihi oluşturulamıyor, hangi içsel ve
dışsal krizler alana yön veriyor, incelenmeli. Sınıfta ele aldığımız iç kriz
konularının arasında en önemlisinin politik naiflik olduğunu düşünüyorum.
Günümüzde politika deyince akademide bile suya sabuna dokunmayan bir yaklaşıma
sahip kimseler bulunabiliyor. Ancak programın ideolojik bir kavram olduğunun
yadsınmaması gereklidir. İşte o zaman program yeniden kavramsallaştırılmış,
tarihsel, kültürel bir metin olacak.
Programı anlama paradigmasıyla standart
testler, davranışsal hedeflerden ayrılarak programın yeniden doğuşu başladı
denilebilir. Eğitim sorunlarının gelenekselcilerin anladığı gibi teknik
sorunlar olmadığı görüşüne tamamen katılıyorum. Ülkemizde de eğitim sorunları
teknik sorunlar olarak değil politik, ideolojik, etnik sorunlar olarak ele
alınırsa belki o zaman program anlamında ilerleme kaydetmiş oluruz. 1960larda
gerçekleşen savaş karşıtı hareketler, Sputnik etkisi, Sovyetler ve Amerika’nın teknolojik
yarışı gibi politik etkilerin bu dönemlerdeki programlarda iyi anlaşılması
gerektiğini düşünüyorum. 1964 programıyla Türkiye’de fen laboratuvarlarının
kurulması, Tübitak’ın, fen liselerinin kurulması gibi hareketlerin o dönemdeki
krizlerin yansıması olarak düşünülmeli. 1960lar Türkiyesiyle dönemin
kaygılarının yakalanmaya çalışılmasını önemli buluyorum. Günümüzde dünyanın
gerektirdiği program yönelimlerinin programlarımıza yansıtılamamasını, yeniden
kavramsallaştırma akımını henüz yakalanamaması program geliştirme alanının
karanlık bir dönemi olarak değerlendirmek sanıyorum yanlış olmaz. Programa
politik bir müdahalenin olmadığı bir ortam olabilir mi? Bunu tamamen inkar
etmek bunca maddi yatırımın yapıldığı bir sektörün politik naifliğe sahip
olması düşünülemez. Bu politik etkinin de eğitim ortamlarında tartışılıp
yalnızca bir siyasi görüşün eğitimi baştan yaratması haline getirilmemesine
dikkat edilmeli.
Bugünün politik krizlerinin, geleceğin program
yönelimlerinin iyi anlaşılıp program geliştirme faaliyetlerinin bu
doğrultularda yürütülmesi gerekir. Ancak bugün geleceğin yönelimlerini
anlamaktan son derece uzaktayız. Alanda yapılan akademik çalışmaların
uygulamada karşılığını bulamaması bugüne bile yön veremediğimizi gösteriyor.
İşte bu da alanın önemli bir iç krizini doğuruyor. Bu alanın akademisyenleri
olarak neden güçlü bir ses oluşturamıyoruz? Eğitim bilimlerinin ortak bir
sorunu her bireyin eğitim işinin bir şekilde içinde olması olabilir, çünkü
mühendislik, tıp gibi alanlarda bu işin profesyonelleri dışındaki kimseler
rahatlıkla konuşamıyorken söz konusu eğitim olduğunda herhangi bir bilgi alt
yapısına sahip olmadan yorum yapabiliyor. Tabii ki sorunun tek kaynağını
herkesin eğitimin içinden bir şekilde geçmesi olarak belirleyerek sorumluluğu tamamen
üstümüzden atamayız. Alanın kuramsal tartışmalara, kavramsal analizlere ve
felsefi altyapılara ihtiyacını görmezden gelmemeliyiz. Bugün hala programa
ilişkin ifadelerin terminolojik arayışındayken ciddi kuramsal tartışmaların,
analizlerin ve belki de kuram analizlerin yapılması mümkün mü?
Başka bir alan iç krizi olarak popüler
kavramların çalışmalara yön vermesi de söylenebilir. Son yıllardaki akademik teşvik sistemiyle
beraber akademik çalışmaların nicel ifadeler olarak ele alınması da bu sürece
katkı sağladı. Bu alanının akademisyenlerinin kuram tartışmalarından
uzaklaşarak akreditasyon, kalite, öz yeterlik vb popüler kavramların peşinden giderek
oluşturduğu boşluğu iş dünyasının meslek liseleri programlarını geliştirmesi ya
da okul öncesi programları gibi alanlara müdahalelerle doldurulmaya
çalışılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder