Yeniden Kavramsallaştırma Dönemi - Yazar: Okan Dede


Nispeten iyi bir üniversitede yani Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim alanında yüksek lisans yapmış olmama rağmen yeniden kavramsallaşma kavramını daha önce hiç duymamıştım. Bu tabi ki benim de eksikliğim olabilir fakat bu durumu biraz da alanın problemlerine bağlayabilirim. Okumuş olduğum makalelerde alandaki krizlerden bahsedilmekteydi. 1960’larda ulusal eğitim reformunda alan pas geçilmiş ve aslında alan dibe vurduğunu fark etmiştir. Ülkemizde alanın durumunda baktığımızda ise her ne kadar alanda sürekli değişimler yaşansa da akademi bu değişimlerin tam ortasında bulunamamaktadır. Bu hafta yapmış olduğumuz tartışmalardan sonra bunun nedenini kısır döngü tartışmalara bağlamaktayım. Yeniden kavramsallaştırma gibi önümüzde çok çarpıcı bir kavram olmasına rağmen, ülkemizde bu kavram görmezden gelinmektedir. Ülkemizde alanın durumuna baktığımızda hala kavramlar üzerinde bir birliktelik sağlanamamış ve bizler bu alanın karmaşıklığı içerisinde boğulmaktayız. Burada alanın pas geçilmesine alanda bulunan kişiler olarak aslında bilerek olmasa da katkı sağlamaktayız. Bizlerin yapması gereken asıl iş yeniden kavramsallaştırma kavramını iyi anlamak ve bu kavramın gerektirdiklerini yapmaktır. “Nasıl bir eğitim, nasıl bir öğretmen, nasıl bir okul, nasıl bir denetim, nasıl bir gelecek, nasıl bir gençlik ve nasıl bir dünya?” sorularına vermemiz gereken yanıtlar varken hala amaç, hedef, davranışsal amaç, davranışsal hedef vb. kavramlarla uğraşmaktayız ve aslında bir arpa boyu yol kat edememekteyiz.

Ülkemizde Eğitim Programları ve Öğretim alanında epistemolojik bir birlik oluşturulamamıştır. Bu birliğin oluşturulamamasının nedenini sadece kutuplaşma sorunu olarak açıklayabilir miyiz? Ben bu sorunun cevabının sadece kutuplaşma ile verilebileceğini düşünmemekteyim. Öncelikle epistemolojik bir birlik oluşturulabilmesi için özgür bir ortamın olması gerektiğine inanmaktayım. Fakat bizim ülkemizde yapılan tezler ve makaleler ülkenin karşı karşıya kalmış olduğu problemlere çözüm bulamamış hatta bu sorunlar görmezden gelmiştir.

Son olarak bahsetmek istediğim konu ülkemizde düzenlenen konferanslardır. Okumuş olduğum makalelerde konferansların alanda tarihsel süreçte itici güç olduklarından bahsedilmekteydi. Şu ana kadar katılmış olduğum ve ülkemizde düzenlenen konferanslara baktığımda bu konferansların tamamen amacından saptırıldığı ve konferans turizmine katkı sağladığını fark ettim. Burada asıl önem verilmesi gereken noktanın nicelik değil nitelik olduğunu düşünmekteyim. Her konferansta yüzlerce çalışma kabul edilmesi yerine çalışmayı yapan kişiye yeterli zamanın verilebileceği bir sistemin kurulması gerektiğini düşünmekteyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder