Nispeten iyi bir üniversitede yani
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları ve Öğretim alanında yüksek lisans
yapmış olmama rağmen yeniden kavramsallaşma kavramını daha önce hiç
duymamıştım. Bu tabi ki benim de eksikliğim olabilir fakat bu durumu biraz da
alanın problemlerine bağlayabilirim. Okumuş olduğum makalelerde alandaki
krizlerden bahsedilmekteydi. 1960’larda ulusal eğitim reformunda alan pas
geçilmiş ve aslında alan dibe vurduğunu fark etmiştir. Ülkemizde alanın
durumunda baktığımızda ise her ne kadar alanda sürekli değişimler yaşansa da
akademi bu değişimlerin tam ortasında bulunamamaktadır. Bu hafta yapmış
olduğumuz tartışmalardan sonra bunun nedenini kısır döngü tartışmalara bağlamaktayım.
Yeniden kavramsallaştırma gibi önümüzde çok çarpıcı bir kavram olmasına rağmen,
ülkemizde bu kavram görmezden gelinmektedir. Ülkemizde alanın durumuna
baktığımızda hala kavramlar üzerinde bir birliktelik sağlanamamış ve bizler bu
alanın karmaşıklığı içerisinde boğulmaktayız. Burada alanın pas geçilmesine
alanda bulunan kişiler olarak aslında bilerek olmasa da katkı sağlamaktayız. Bizlerin
yapması gereken asıl iş yeniden kavramsallaştırma kavramını iyi anlamak ve bu
kavramın gerektirdiklerini yapmaktır. “Nasıl bir eğitim, nasıl bir
öğretmen, nasıl bir okul, nasıl bir denetim, nasıl bir gelecek, nasıl bir
gençlik ve nasıl bir dünya?” sorularına vermemiz gereken yanıtlar varken
hala amaç, hedef, davranışsal amaç, davranışsal hedef vb. kavramlarla uğraşmaktayız
ve aslında bir arpa boyu yol kat edememekteyiz.
Ülkemizde Eğitim Programları ve
Öğretim alanında epistemolojik bir birlik oluşturulamamıştır. Bu birliğin
oluşturulamamasının nedenini sadece kutuplaşma sorunu olarak açıklayabilir
miyiz? Ben bu sorunun cevabının sadece kutuplaşma ile verilebileceğini
düşünmemekteyim. Öncelikle epistemolojik bir birlik oluşturulabilmesi için
özgür bir ortamın olması gerektiğine inanmaktayım. Fakat bizim ülkemizde
yapılan tezler ve makaleler ülkenin karşı karşıya kalmış olduğu problemlere
çözüm bulamamış hatta bu sorunlar görmezden gelmiştir.
Son olarak bahsetmek istediğim konu
ülkemizde düzenlenen konferanslardır. Okumuş olduğum makalelerde konferansların
alanda tarihsel süreçte itici güç olduklarından bahsedilmekteydi. Şu ana kadar
katılmış olduğum ve ülkemizde düzenlenen konferanslara baktığımda bu
konferansların tamamen amacından saptırıldığı ve konferans turizmine katkı
sağladığını fark ettim. Burada asıl önem verilmesi gereken noktanın nicelik
değil nitelik olduğunu düşünmekteyim. Her konferansta yüzlerce çalışma kabul
edilmesi yerine çalışmayı yapan kişiye yeterli zamanın verilebileceği bir
sistemin kurulması gerektiğini düşünmekteyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder