Sistematik eğitim programı anlayışında
eğitimin bir iş olduğu ifade edilmektedir. Okulları ve öğrencileri fabrikalar,
öğretmenleri ise verim artırmak için çalışan işçiler olarak görmektedir.
Sistematik düşüncenin açık bir örneği “No Child Left Behind (NCLB)” olarak
düşünülebilir. Bu sistemde eğitim programı, bir antibiyotik veya bir aşı gibi
ilaca benzetilebilir. Hangi eğitim programının etkili olduğu bilimsel
çalışmalar ve gözlemler yoluyla belirlenmeye çalışılmaktadır. Ortak veri
sistemleri oluşturularak, öğretmen yeni yapılan araştırmaları takip etmekte ve
oluşturulan dönütler sonucunda programı uygulayarak verimliliği artırmaktadır.
Odak noktası öğretmenin kullandığı öğretim yöntemleri ve teknikleri haline
gelir. Amaç sistem verimliliğin artırılması olarak görülmektedir. Benim bu
konudaki düşüncelerim şu şekildedir: Bana göre eğitimde okul ve öğrenciler
fabrikalar, öğretmenler ise işçiler olarak düşünülmemelidir. Günümüzde
öğretmenlerin ve öğrencilerin birlikte öğrenenler konumunda olduğu söylenebilir.
Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte süreçte eğitim alanında pek çok
yenilik yapılmaktadır. Günümüz koşullarına yetişebilmek ancak öğrencilerin ve
öğretmenlerin yeniliklere açık olmasıyla, eleştirel ve yansıtıcı bakış açısına
sahip olmasıyla mümkündür. Ayrıca eğitim programlarının her şeyi tedavi eden ya
da düzelten bir süreç olarak değerlendirilmesinin çok da mümkün olmadığı
düşüncesindeyim. Eğitim programları dinamik bir yapıya sahiptir. Ayrıca her
öğrencinin özelliklerinin birbirinden farklı olması nedeniyle, aynı programın
her öğrenci üzerinde aynı etkiye sahip olamayacağı düşüncesindeyim. Ancak
yapılan bilimsel çalışmaların takip edilmesi ve ortaya çıkan dönütler sonucunda
yapılacak çalışmalarla eğitimin kalitesinin artacağını düşünüyorum.
Bobbitt, eğitim programını iş
analizlerine yönelik hazırladı. Toplumda mesleğin en iyi işçilerinin
gözlemlenerek programların oluşturulması gerektiğini savundu. Bobbitt’e göre
konu iki yönlüdür: İnsan doğası ve yetişkinlerin sosyal aktiviteleri.
Bobbitt’in bu görüşü, zamanın sürekli değiştiği, geleceğin meslek profillerinin
şu anın becerileriyle belirlenemeyeceği, bu bakış açısının yetersiz olduğu
şeklinde eleştiriler almıştır. Ülkemizde 2005 öncesinde özellikle
hedef-davranışların belirlenmesi aşamasında iş analizinin etkileri
görülmektedir. 2005 sonrasında ise hedef- davranış anlayışından kazanım
belirleme anlayışına geçilmiştir. Charters’ın eğitim programı görüşleri
Bobbitt’e benzer. Ancak Charters, Bobbitt’in aksine öğretmen eğitim programı
üzerinde odaklanmıştır. İş analizi yöntemini öğretmen programlarına
uyarlamıştır. Bilgi ve kullanışlılık arasında keskin bir ayrım yapar.
Amacımızın yararlılığı açıkça kabul etmemizden kaynaklandığını savunur. Bu
açılardan bakıldığında Charters’ın görüşlerinde, ilerlemeci eğitim felsefesinin
görüldüğü söylenebilir. Tyler ise 1949 yılında yayımladığı “Eğitim Programları
ve Öğretimin Temel İlkeleri” adlı kitapta, program geliştirme çalışmaları
yapacak kişilerin, eğitim yaşantıları nasıl etkin hale getirilebilir ve
hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığının nasıl belirlenmesi gerektiği soruları
üzerinde durmaları gerektiğini belirtmiştir. Olası genel amaçların
belirlenmesinde birey, toplum ve konu alanını kaynak olarak belirler. Günümüzde
bu kaynaklara ek olarak doğa alanı da eklenmiştir. Belirlenen olası genel
amaçlar eğitim felsefesi ve öğrenme psikolojisinden geçtikten sonra kesinleşmiş
öğretim amaçları olarak belirlenir. Günümüzde ise bunlara ek olarak eğitim
ekonomisi ve eğitim sosyolojisi eklenmiş, öğrenme psikolojisi ise eğitim
psikolojisi içerisinde yer almaktadır. Öğrenme yaşantısının seçimi,
düzenlenmesi ve değerlendirme üzerinde durur. Aslında buradan da anlaşılacağı
gibi Tyler’ın sistematik bakış açısı vardır. Bloom taksonomisi ile bu görüş
desteklenir. Günümüzde ise özellikle bilişsel hedeflerin belirlenmesi
aşamasında Bloom taksonomisinden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Bobbitt,
Charters ve Tyler’in eğitim sistemimizi belirli dönemlerde etkilediğini
düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder