Liberal Eğitim Programı - Yazar: Yalçın Çetinkaya


Bu hafta yaptığımız tartışmaların liberal eğitimle ilgili ders öncesinde sahip olduğum düşüncelerimi gözden geçirmeme neden olduğunu söyleyebilirim. Farklı bireyler ve birlikteliklerin oluşturduğu toplumsal yaşamda kişilere kendilerini temsil etme yetisini kazandırma gayesinde olduğunu varsaydığım liberal eğitimin, uygulama sahasına geçildiğinde bir dizi süslü ve albenisi yüksek kavramları kullanarak özgür bireyler yetiştiriyormuş gibi göründüğünü, ancak aslında süregelen eşitsizlikleri maskelediğini ve düzenin işlerliğini korumaya çalışan enstrümanlardan biri olduğunu anlamış oldum.
Halihazırdaki birçok pratiğin liberal eğitimin arkasındaki anlayışla çatışma içinde olduğu açıktır. Liberal eğitimin “bireyin entelektüel birikimini en üst düzeye çıkarma” hedefinde sapmalar yaşadığının en çarpıcı örneği olarak meslek okulları verilebilir. İş dünyasının beklentilerine hizmet eden ve piyasaya ara elaman yetiştiren bir sistem ile liberal eğitimin söylemlerinin uzlaştığı alanları belirlemek bir hayli güç görünmektedir. Derste verdiğimiz Bilim ve Sanat Merkezleri örneği ise benim için daha şaşırtıcı olmuştu. Farklı bir biçimde bu merkezlerin varlığı da liberal eğitim ilkeleri ile örtüşmemektedir; bir grup öğrenciyi “özel yeteneklerinden” ötürü diğer öğrencilerden ayrı tutmamız ve sahip olduklarını düşündüğümüz potansiyellerini değerlendirmek üzere onlara farklı eğitim programları uygulamamız demokratik toplumun ideallerindeki “herkese eşit eğitsel fırsatlar sunulması” ile çelişmektedir.
Aslında meslek okulları ve BİLSEM’i bir arada düşünmek bana Aristo ve Platon’un liberal eğitim anlayışını anımsattı. Yerine getirilmesi gereken bir dizi teknik işler vardır ve toplumun bu işleri yerine getirerek düzenin rutinini koruyacak kölelere/işçilere gereksinimi bulunmaktadır; dolayısıyla bu kişilerin liberal programlarla eğitilmelerine gerek yoktur. Diğer taraftan toplumu yönetecek olan elitler ise gelişimlerini aşağıya çekecek mekanik işlerden uzakta, özgür insanın eğitimi için uygun konularla meşgul olmalıdır; liberal eğitim sadece bu kişiler için işe koşulmalıdır. Günümüz pratiklerinde Platoncu yaklaşımın başkaca yansımalarını bulmak ve örnekleri çoğaltmak hiç zor görünmemektedir. Örneğin özel okullar-devlet okulları arasındaki farklılıklar Platon’un söylemlerindeki elitler-köleler ayrımının birebir aynısı olmasa bile, bana göre benzerliklerin bulunmadığı iddiası son derece yersiz olacaktır. Parası olan bireylerin kaliteli özel okullarda gelişimleri çok yönlü desteklenirken, parası olmayanların niteliksiz devlet okullarında eğitim görmeleri Platoncu anlayıştaki fırsat eşitsizliğine oldukça benzemektedir.
Diğer taraftan, liberal olduğu iddiasındaki eğitim programlarının içine düştüğü bir başka çıkmaz bireylerin düşünsel özgürlüklerinin sınırlılığı ile ilişkilendirilebilir. Derste üzerinde konuştuğumuz “Değerler Eğitimi” meselesi ile bu durumu açıklamak mümkündür; “düşünsel özgürlüğün” sınırları vardır ve bu sınırları bireyin değil, başkalarının yargıları ve bakış açıları çizmektedir. “Değerler Eğitiminde” kazandırılması istenen değerler nelerdir?, nasıl belirlenmişlerdir?, dışarıda bırakılan değerler neden dışarıdadır? gibi soruların sorulabiliyor olması, özgürce düşünmenin nihayetinde bir ölçüsü olduğunun ve buna bireyin kendisinin karar vermediğinin anlaşılması için yeterlidir. Aslında eğitsel yaşantıların organizasyonunda yer alan bileşenlerin tamamının “başka birileri” tarafından belli kriterleri sağladığı için seçilmesi, bireylerin düşünsel özgürlüklerinin sanıldığı gibi ya da modernize edilmiş liberal eğitimin varsaydığı kadar geniş olmadığının kanıtı niteliğindedir.
Bu haftaki “Program geliştirme (curriculum development)” ve “Program yapma (curriculum making)” arasındaki ayrım ile ilgili olarak yaptığımız tartışmalarımızı da oldukça önemli bulduğumu söylemeliyim. Schwab, programların teorilere körü körüne bağlanarak anlaşılmaya çalışıldığının altını çizerek, program dışı kuramlarla programların geliştirildiğini ve bunu hata olarak gördüğünü söylemektedir. Her ne kadar teorileri tamamen reddetmese bile, yöntemin yanlışlığına dikkat çekmekte ve uygulamanın dışındaki kuramlara fazlaca önem verildiğini düşünmektedir. Ona göre doğru olan uygulamadan neler çıktığına bakılmasıdır; programın kendisi uygulamanın içinden çıkmalıdır. Okullarda deneyimlenen yani pratikte var olanın göz ardı edildiğini vurgulayan Schwab’ın programa getirdiği bakış açısı teknik işlemler dizisinin takibini önceleyen program geliştirmeyi değil, program yapmayı gerektirir.
Schwab’a göre eğitim programı, sadece kuramsal tartışmaları değil aynı zamanda seçim yapmayı ve uygulamayı gerektirir. Programın yapılması karşılaşılan problemlere yönelik alternatif çözümler üretmeyi ve bunlar içerisinden en iyi olanı seçmeyi gerektirir. Süreçte kendine yer bulan öğretmenlerin, öğrencilerin, bağlamın ve konu alanının her birinin ortaya koyduğu bakış açıları, neyin, nasıl ve neden öğretilmesi konusunda ortaya koyulan farklı fikirler ve sahip oldukları değerler doğrultusunda bir uzlaşı sağlanarak, bütüncül nitelikte bir ürünün ortaya çıkarılmasını önemli buluyorum. Programın iyileştirilmesi yönünde her kaynaktan gelen düşünce önemlidir ve dikkate alınmaya değer niteliktedir. Bu anlayış, eğer gerçekten öngördükleriyle hayat bulursa, programı yürütecek kişiye, onu takip edecek olana, ilgili olduğu disipline, programın uygulanacağı ve gerçek yaşamla buluşacağı bağlama, kısacası eğitim programı ile ilişkili her unsurun katkısına programın tasarımında yer vermiş olacaktır. Ayrıca bu yaklaşımda, amaç-sonuç ikilisinde sürekli bir etkileşimin olduğunu ve öğrenmelerin katı bir biçimde başlangıçtaki hedeflere bağlı olmadığını anlıyoruz. Çözümler üretildikçe ve yeni kararlar alındıkça, hedefler ve öğrenmeler karşılıklı olarak birbirini değiştirecek ve dönüştürecektir. Deneyimler yeni amaçlar, yeni amaçlar da yeni öğrenme yaşantıları doğuracaktır; sürekliliği olan bir iyileştirme söz konusudur. Dolayısıyla eğitim programının yapılması, önceden ortaya konmuş hedefler doğrultusunda öğrenmelerin gerçekleştirildiği doğrusal bir ilerlemeyi -program geliştirme anlayışının tam tersine- kıymetli bulmamaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder