Bu hafta
yaptığımız tartışmaların liberal eğitimle ilgili ders öncesinde sahip olduğum düşüncelerimi
gözden geçirmeme neden olduğunu söyleyebilirim. Farklı bireyler ve
birlikteliklerin oluşturduğu toplumsal yaşamda kişilere kendilerini temsil etme
yetisini kazandırma gayesinde olduğunu varsaydığım liberal eğitimin, uygulama
sahasına geçildiğinde bir dizi süslü ve albenisi yüksek kavramları kullanarak özgür
bireyler yetiştiriyormuş gibi göründüğünü, ancak aslında süregelen
eşitsizlikleri maskelediğini ve düzenin işlerliğini korumaya çalışan
enstrümanlardan biri olduğunu anlamış oldum.
Halihazırdaki
birçok pratiğin liberal eğitimin arkasındaki anlayışla çatışma içinde olduğu
açıktır. Liberal eğitimin “bireyin entelektüel birikimini en üst düzeye
çıkarma” hedefinde sapmalar yaşadığının en çarpıcı örneği olarak meslek
okulları verilebilir. İş dünyasının beklentilerine hizmet eden ve piyasaya ara
elaman yetiştiren bir sistem ile liberal eğitimin söylemlerinin uzlaştığı
alanları belirlemek bir hayli güç görünmektedir. Derste verdiğimiz Bilim ve
Sanat Merkezleri örneği ise benim için daha şaşırtıcı olmuştu. Farklı bir
biçimde bu merkezlerin varlığı da liberal eğitim ilkeleri ile örtüşmemektedir; bir
grup öğrenciyi “özel yeteneklerinden” ötürü diğer öğrencilerden ayrı tutmamız
ve sahip olduklarını düşündüğümüz potansiyellerini değerlendirmek üzere onlara farklı
eğitim programları uygulamamız demokratik toplumun ideallerindeki “herkese eşit
eğitsel fırsatlar sunulması” ile çelişmektedir.
Aslında meslek
okulları ve BİLSEM’i bir arada düşünmek bana Aristo ve Platon’un liberal eğitim
anlayışını anımsattı. Yerine getirilmesi gereken bir dizi teknik işler vardır
ve toplumun bu işleri yerine getirerek düzenin rutinini koruyacak
kölelere/işçilere gereksinimi bulunmaktadır; dolayısıyla bu kişilerin liberal
programlarla eğitilmelerine gerek yoktur. Diğer taraftan toplumu yönetecek olan
elitler ise gelişimlerini aşağıya çekecek mekanik işlerden uzakta, özgür
insanın eğitimi için uygun konularla meşgul olmalıdır; liberal eğitim sadece bu
kişiler için işe koşulmalıdır. Günümüz pratiklerinde Platoncu yaklaşımın başkaca
yansımalarını bulmak ve örnekleri çoğaltmak hiç zor görünmemektedir. Örneğin
özel okullar-devlet okulları arasındaki farklılıklar Platon’un söylemlerindeki
elitler-köleler ayrımının birebir aynısı olmasa bile, bana göre benzerliklerin bulunmadığı
iddiası son derece yersiz olacaktır. Parası olan bireylerin kaliteli özel okullarda
gelişimleri çok yönlü desteklenirken, parası olmayanların niteliksiz devlet
okullarında eğitim görmeleri Platoncu anlayıştaki fırsat eşitsizliğine oldukça
benzemektedir.
Diğer taraftan,
liberal olduğu iddiasındaki eğitim programlarının içine düştüğü bir başka
çıkmaz bireylerin düşünsel özgürlüklerinin sınırlılığı ile ilişkilendirilebilir.
Derste üzerinde konuştuğumuz “Değerler Eğitimi” meselesi ile bu durumu
açıklamak mümkündür; “düşünsel özgürlüğün” sınırları vardır ve bu sınırları bireyin
değil, başkalarının yargıları ve bakış açıları çizmektedir. “Değerler
Eğitiminde” kazandırılması istenen değerler nelerdir?, nasıl belirlenmişlerdir?,
dışarıda bırakılan değerler neden dışarıdadır? gibi soruların sorulabiliyor
olması, özgürce düşünmenin nihayetinde bir ölçüsü olduğunun ve buna bireyin
kendisinin karar vermediğinin anlaşılması için yeterlidir. Aslında eğitsel
yaşantıların organizasyonunda yer alan bileşenlerin tamamının “başka birileri”
tarafından belli kriterleri sağladığı için seçilmesi, bireylerin düşünsel
özgürlüklerinin sanıldığı gibi ya da modernize edilmiş liberal eğitimin
varsaydığı kadar geniş olmadığının kanıtı niteliğindedir.
Bu haftaki “Program
geliştirme (curriculum development)” ve “Program yapma (curriculum making)” arasındaki
ayrım ile ilgili olarak yaptığımız tartışmalarımızı da oldukça önemli bulduğumu
söylemeliyim. Schwab, programların teorilere körü körüne bağlanarak anlaşılmaya
çalışıldığının altını çizerek, program dışı kuramlarla programların
geliştirildiğini ve bunu hata olarak gördüğünü söylemektedir. Her ne kadar teorileri
tamamen reddetmese bile, yöntemin yanlışlığına dikkat çekmekte ve uygulamanın
dışındaki kuramlara fazlaca önem verildiğini düşünmektedir. Ona göre doğru olan
uygulamadan neler çıktığına bakılmasıdır; programın kendisi uygulamanın içinden
çıkmalıdır. Okullarda deneyimlenen yani pratikte var olanın göz ardı edildiğini
vurgulayan Schwab’ın programa getirdiği bakış açısı teknik işlemler dizisinin
takibini önceleyen program geliştirmeyi değil, program yapmayı gerektirir.
Schwab’a göre
eğitim programı, sadece kuramsal tartışmaları değil aynı zamanda seçim yapmayı
ve uygulamayı gerektirir. Programın yapılması karşılaşılan problemlere yönelik
alternatif çözümler üretmeyi ve bunlar içerisinden en iyi olanı seçmeyi
gerektirir. Süreçte kendine yer bulan öğretmenlerin, öğrencilerin, bağlamın ve konu
alanının her birinin ortaya koyduğu bakış açıları, neyin, nasıl ve neden
öğretilmesi konusunda ortaya koyulan farklı fikirler ve sahip oldukları
değerler doğrultusunda bir uzlaşı sağlanarak, bütüncül nitelikte bir ürünün
ortaya çıkarılmasını önemli buluyorum. Programın iyileştirilmesi yönünde her kaynaktan
gelen düşünce önemlidir ve dikkate alınmaya değer niteliktedir. Bu anlayış,
eğer gerçekten öngördükleriyle hayat bulursa, programı yürütecek kişiye, onu
takip edecek olana, ilgili olduğu disipline, programın uygulanacağı ve gerçek
yaşamla buluşacağı bağlama, kısacası eğitim programı ile ilişkili her unsurun
katkısına programın tasarımında yer vermiş olacaktır. Ayrıca bu yaklaşımda,
amaç-sonuç ikilisinde sürekli bir etkileşimin olduğunu ve öğrenmelerin katı bir
biçimde başlangıçtaki hedeflere bağlı olmadığını anlıyoruz. Çözümler
üretildikçe ve yeni kararlar alındıkça, hedefler ve öğrenmeler karşılıklı
olarak birbirini değiştirecek ve dönüştürecektir. Deneyimler yeni amaçlar, yeni
amaçlar da yeni öğrenme yaşantıları doğuracaktır; sürekliliği olan bir
iyileştirme söz konusudur. Dolayısıyla eğitim programının yapılması, önceden
ortaya konmuş hedefler doğrultusunda öğrenmelerin gerçekleştirildiği doğrusal
bir ilerlemeyi -program geliştirme
anlayışının tam tersine- kıymetli bulmamaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder