Liberal Eğitim Programı - Yazar: Seda Şahin


 “Cahil Hoca” adlı kitabın kapak resmi olan bu resim için yapılan açıklamada 1880’lerdeki temsili bir öğrenci gravürü olduğu yazılmış. İlk aklıma gelen günümüzde ne değişti? Yaklaşık 200 önce için çizilmiş bu resim ile kendi çalıştığım okul sıralarını ve öğrenci tiplemesini karşılaştırdığımda fark yok diyebilirim. Burada beni düşündüren ise yapılandırmacılık, bireye özgü eğitim, her öğrenci değerlidir gibi öğretim programlarında geçen tanımlamaların aslında bir şeyi değiştirmediğidir.  Peki değişmeye karşı neden bu kadar dirençliyiz? Devlet okullarını ve koşullarını düşündüğümüzde orta ve orta alt kesimlere ait mahallelerdeki okullarda hala sırt sırta bakarak ders işleyen bir ortam mevcut. Yaparak yaşayarak öğrenme yerine oturarak dinleyerek öğreniyoruz(!) cümlesini kurabilirim. Beni derste bu düşünceye yönlendiren ise liberal eğitime kendimce getirdiğim eleştiri oldu. Liberal eğitime yönelik tanımlar oldukça politik ve eleştirel olsa da liberalciler kendilerini özgürlükçü olarak tanımlamaktadır. ABD’ de özellikle liberal eğitime yönelik çalışmalar son yıllarda dikkate değer şekilde artmıştır. Zaten kendi eğitim sistemimiz devşirme bir sistem olduğu için etkilenmememiz mümkün değildir. Peki biz özgürlükçü diye tanımlanan liberal eğitimi sistemimize nasıl yansıtıyoruz? Aşağıda MEB tarafından hazırlanan programdan alınan bir paragrafa yer verilmiştir.

Hiçbir insan bir başkasının birebir aynısı değildir. Bu sebeple öğretim programlarının ve buna bağlı olarak ölçme ve değerlendirme sürecinin “herkese uygun”, “herkes için geçerli ve standart olması” insanın doğasına terstir. Bu sebeple ölçme ve değerlendirme sürecinde azami çeşitlilik ve esneklik anlayışıyla hareket edilmesi şarttır. Öğretim programları bu açıdan bir yol göstericidir. Öğretim programlarından ölçme değerlendirmeye ait bütün unsurları içermesini beklemek gerçekçi bir beklenti olarak değerlendirilemez. Eğitimde çeşitlilik; birey, eğitim düzeyi, ders içeriği, sosyal ortam, okul imkânları vb. iç ve dış dinamiklerden ciddi şekilde etkilendiği için, ölçme ve değerlendirme uygulamalarının etkililiğini sağlamada öncelik öğretim programlarından değil öğretmen ve eğitim uygulayıcılarından beklenir. Bu noktada özgünlük ve yaratıcılık öğretmenlerden temel beklentidir.” (MEB, 2018).

Altı çizilen cümlede her birey için farklı ölçme ve değerlendirme sürecinden bahsetmiştir. Bana göre mantıklı. Peki ya uygulamada nasılız? Öğrencilerin adı sürekli değişen ama içeriği ve felsefesi değişmeyen tek tip sınavlara girecek olması.

Liberal eğitime eleştirel yaklaştığımızda eğitimi kapitalleştirdiğini ve bireye özgürlük adı altında kendi kapsamına almaya çalıştığını düşünüyorum. Kanser tedavisinde olduğu gibi kötü ve iyi hücrelerin birlikte yok olması.

Günlük ders saatlerinin 7 saat olması ve öğrencilerin özellikle kısıtlı imkanlı okullarda sürekli oturmasını ise iş piyasasına hazırlık olarak nitelendiriyorum. Öğrencilerin eylemsizliği ve uzun süre bunu yapmalarını okullarda pekiştiriyoruz. Tabii sınıfın atmosferi her ne olursa olsun öğretmenin elindedir ve öğretmen bu duruma çok çabuk çözüm getirebilir. Fakat benim eleştirdiğim nokta ise daha çok özgürlükçü olmamız gerekirken öğretmenin işinin daha da zorlaştırılmasıdır.

Beni düşündüren diğer bir noktada kaçınılmaz olan iş piyasasına hazırlıktır. Bu durumu kaçınılmaz olarak nitelendiriyorum çünkü günümüzde öğrencinin kendini gerçekleştirmesi iyi bir iş sahibi olmasına bağlanmaktadır. Bu zihniyetle yetiştik ve öyle içselleştirdik ki mesleğimizin getirdiği şartların sınırlarında yaşıyoruz.

Bu anlamda liberal eğitimin sistemimize yansıtıldığını düşünüyorum. Bir ikilem olarak görülen bu felsefenin iyi tarafları programlarımızda yazılmış (bireye özgü eğitim, özgür insan vs.). Fakat uygulamada ise liberal eğitimin bireyin iş piyasasına hazırlık kısmında (itaatkar, eylemsiz vs) oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder