Bu haftaki derse konuk olarak Proffesör
Guy Senese’in gelmesi açıkçası benim için farklı bir deneyim oldu. Kendisiyle
ilgili daha önce herhangi bir şey bilmiyordum. Bir fikir sahibi olabilmek için
Fatma Hoca ile yaptığı röportajı ve hegemonya-güç ilişkileri üzerine yazdığı
makaleyi okudum. Röportaj Senese’yi tanımam için etkili oldu, makale ise “Toplumsal
Değişim” dersinde aldığım birçok düşünceyi çok net şekilde ortaya koyuyordu ve
sonraki çalışmalarımda bana çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Röportajda Senese’in
eğitim politikası alanından olduğu ve uzun bir süre öğretmenlik yaparak
uygulamanın içinde de yer aldığı yazıyordu. Bence bu nokta çok önemli çünkü
sadece akademik alanda olmak işin uygulama kısmındaki bazı şeyleri göz ardı
edilmesine sadece uygulama tarafında olmak ise kuramsal ve felsefi kısmı
kaçırarak eksik bir anlayışı sürdürmeye neden olabiliyor. Bunun kendisi ve
alanına çok önemli katkıları olduğunu düşünüyorum.
Guy Senese’in ülkemizdeki deneyimlerinden en
mutluluk verici olanı Atatürk ve Anıtkabir ile ilgili olanlar. Aradan 100 yıl
geçse de fikirlerinin tüm dünya tarafından hala geçerliliğini koruduğu bir
liderimiz olması çok gurur verici. Ama asıl dikkatimi çeken yıllardır Anıtkabir’e
gidip müzeleri ziyaret ediyoruz, okuduğu kitapları incelemeye zaman ayırdık mı
ve ne kadarı dikkatimizi çekti? Elbette bu bir özeleştiri, birçok yayında
Türkoloji, tarih, sosyoloji ve edebiyat ile ilgili kitaplar okuduğu hep
karşımıza çıkıyordu, hatta okuduğu kitapların listesi bir dönem yayınlandı ama ayrıntılı
incelemeye zaman ayırmadım diyebilirim. Sanırım bu da bizim müze gezme kültürü edinemediğimizin
bir göstergesi denilebilir.
Mesela Attatürk’ün, Jean Jack Rousseau
okuduğunu biliyordum ama Senese’in dediği gibi kızların yalnızca eğitimine
değil nitelikli eğitimine önem
vermesi ve okumalarıyla bunu göstermesi, bunun dünyadaki başka bir liderde
olmadığı bilgisi benim için çok önemli bir paylaşımdı. Rousseau’nun toplum
sözleşmesi kitabındaki “İnsanlar özgür doğarlar ama her yerde zincire vurulmuşlardır, köleler zincirleri içindeyken her şeyi,
hatta onlardan kurtulma isteğini bile yitirirler ve kölelik durumlarından bile
hoşnut hale gelirler. Peki, sonuç kölelik doğal bir duruma dönüşmüştür. Hiç bir
insanın, bir diğeri üzerinde üstünlüğü yoksa ve fiziksel güç bir hak yaratmıyorsa
insanlar arasında tüm hakları yeniden düzenlemek için geriye sözleşmeler, yani
toplum sözleşmesi kalır.” sözü aslında kitabın yazılma amacını da ortaya koyar
bu da tüm eşitsizliklerden ahenkli bir eşitlik yaratma durumudur. Aslında buna
benzer söylemlerin Freire’nin “Ezilenlerin Pedagojisi” kitabında geçen “Ezilenler
özgürleşmenin değil karşı taraftaki ezenlerin yerine geçerek ezmenin özlemini
çekmektedir,” sözüyle Rousseau’nun kitapta bahsettiği kölelerin düşünüşleriyle benzer
bir öğretiyi yansıtır. Bu noktada onun toplum sözleşmesi aslında eleştirel
eğitimdir yani eğitim, ya otoriteye uyumu kolaylaştırır ya da eleştirel bakışı
kazandırarak özgürlük pratiğini sağlar.
Senese’in ülkemizdeki toplum
sözleşmesinin ne olduğu sorusuna aslında benim yanıtım Medeni Kanun’du. Senese
ders sırasında, “Eğer toplumsal sözleşmeyi bir metin olarak sunarsanız onu bir
silaha dönüştürürsünüz gerçek sözleşme vicdan ve değerler üzerine kurulu
olmalıdır, ülkenizde ise Cumhuriyet’in temeli olan hümanizm, akılcılık, derin
güven, dayanışma ve cömertlik (geleneğe dönüşmüştür) gibi insani değerler bunu
yansıtır. Bu durum ABD’de böyle değildir.” diyerek düşüncesini belirtmişti
ancak sözleşmeler hukuki bir süreci sağlamaya yöneliktir, hakkaniyeti sağlamak
aynı zamanda eşitlik yaratma fikrinden doğmuştur, gelenekler bunu sağlayabilir
mi? Gelenekler kesinlikle çok güçlüdür ama yoruma açıktır dolayısıyla değişen
her bir yorum eşitlik fikrini de farklılaştırır.
Peki din bir toplum sözleşmesi sağlar
mı? sorusunu sorduğunda açıkçası buna da yanıtım evetti, çünkü aslında sunduğu
şey bir öğreti olmakla birlikte bir yönetim-yönetme biçimi yani şeriattır.
Elbette buna inanmak ve istemek apayrı durumlar. Senese, Hristiyanlık’taki iki
öğretiden bahsetti. Birincisi paran varsa tanrı seni seviyordur ve onu daha da
mutlu etmek için daha çok paraya ihtiyacın vardır. Bunu nasıl elde ettiğin
önemli değildir, lüks tanrıya yakın olmaktır. Çünkü insanın cennete ya da cehenneme
gidip gitmeyeceği zaten baştan bellidir. Kapitalizmi destekler ve bu durumda
eşitsizlikler meşrulaştırılır. Bunun adı calvinizimdir. İkincisi ise fakir ve
zayıf olanları korumadır ki bu hem Hristiyanlık’ta hem İslamiyet’te vardır (komşusu
açken tok yatan bizden değildir vb.) ancak yine bu durum bizim nerede durduğumuzla
ilgilidir. Birinci görüş zenginlerin yolsuzluklarını meşrulaştırdığı ve kendini
rahatlattığı (dine bağladığı), bencilliğin yeniden üretildiği ve yayıldığı
kısımdır. Senese, her birimiz birinci ya da ikinci şekliyle bunların
desteklendiği (kültürümüzün, ailemizin etkisiyle) düşüncelerle büyüdüğümüzü
söylemişti, yani nasıl büyüdüğümüz aslına seçimimizi de etkilemektedir. Seçimimizi
tekrar düşündüğümüzde Marx ve Freire’nin sosyal adalet görüşleri devreye girer.
“İyi nedir?” belirleyen görüşleri sosyal adalet duygusu çerçevesinde birleşir.
Kendimizi eğitimci olarak
düşündüğümüzde “tüm çocuklara özgürce kütüphaneye ulaşabilmesi” ideal olandır
diyor ve bunun yalnızca sembolik bir şey olduğunu ekliyor. Amacımız bu ideali gerçekleştirmeye
çalışmak ve vicdanlı olmaktır. Her şeyin kaynağı kendindir yani her birimizi
mutlu hayat sahibi olmak isteriz ve olmak için iki yoldan birini seçebiliriz.
Çok iyi öğretmenizdir düzenli olarak rutinde yaptıklarımızı yapar, zamanında
okula gidip geliriz, sisteme uygunuzdur. Ama ideali sorgulamayız, görevimiz
rutini yapmaktır. İkinci durumda ise sosyal adaleti sağlamak vardır. İyi
öğretmen olmayı sağlayan şeyler sorumluluklar, vicdani sorumluluklardır yani
calvinizimdeki adalete mi yoksa eşitsizliğe mi karşı durduğumuzdur, diye
oldukça önemli eklemeler yapmıştır.
Senese’ye üniversite mezunu olduğu
halde işe yerleşemeyen bir sürü genç olduğunu bu durumda üniversitelerin rolü
ne olması gerektiği sorulmuştu. Senese’in yanıtı, “Üniversite gibi kurumlar
varoluşlarıyla ilgili toplumlara verdikleri sözü tutmuyorlar. Gençler iş bulamayınca
kendini suçluyor, yetersizlik hissediyor ve niteliksiz olduğunu düşünüyor. Bu da
onları karamsarlığa doğru götürüyor, çözümü ise siyasaldır. Gençlerin umutları
sönmekte ve topluma yabancılaşmaktadır. Kurumlar sözünü yerine getirmemekte ve
gücü elinde bulundurmaktadır. Toplum adil olduğunu iddia ettiği halde uygulamalarında
adaletsizlik yapıyorsa bu düzeltilebilir, işsizlikle mücadele edilebilir, bunu toplumsal
sözleşme olarak görmek gerekir.” yanıtını vermiştir. Ancak ben üniversitelerin
tek görevinin gençlere iş bulmak gibi düşünülmesini doğru bulmuyorum, bu nokta
da üniversite hocaları teknik eleman öğrencilerde teknisyen demekten öteye
gitmiyor. Bugün kurumlarında çalışanlarına en iyi şartlar sağlayan özel
kurumlar üniversite mezunu değil kendini tanıyan, farklı yönlerini keşfetmiş ve
geliştirmiş bireyleri işe alıyorlar. Bizim liseye kadar olan eğitimimiz buna
pek izin vermiyor dolayısıyla kendimizi asıl tanıdığımız zamanlar üniversite
yılları ve bu yılların ne kadar değerli olduğunu görmek ve bunu fark ettirmek,
birlikteliği ve birlikte hareket etmenini önemini kavratmanın üniversitelerin
görevi olduğunu düşünüyorum. Yoksa yıllar içinde her alandan binlerce meslek
adayı mezun oluyor, ülkemizde böyle iş potansiyeli zaten yok olması da akıl
almaz olurdu çünkü sürekli büyüyen ekonomi bizi Çin gibi ülkelerden farksız
yapmaz ve insani değerler bir yana hepimizi bir fabrika ürünü olarak görürdü.
Senese’in, dersin son bölümünde Thomas
Hopes ve Leviathan kitabından bahsetmişti. Köle olanlar köle olduğunu kabul etmelidirler
ve buna inanmaktadırlar. Tüm haklarından vazgeçerek bunu insanların oluşturduğu
meclise verirler. Yönetenler ise onların da hakları olduğunu iddia ederek
ağızlarına bir parça bal verirler, bu balı tadanlar artık kendilerinin de
hakları olduğuna inanırlar. Günümüz siyasetine ışık tutan cümleler. Rousseau’nun
fikirlerinin yansımalarının görüldüğü bir cumhuriyet fikrinden yola çıkıldı
peki günümüzde acaba bu fikirler devam ettirilebiliyor mu?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder