Prof. Dr. Guy Senese ile tanışmanın büyük bir
şans olduğunu düşünüyorum. Ders esnasında aldığım notlar farklı makaleleri
okumama öncülük etti. Thomas Hobbes, J.J. Rousseau ve Freire’nin görüşlerini bu
sayede daha iyi anlayabildiğimi düşünüyorum.
Thomas Hobbes’a göre insan doğası gereği
bencil ve kötü duyguları içinde barındıran varlıktır. Sosyal iletişim konusunda
bazı kusurları vardır. Ayrıca insanlar doğuştan eşit varlıklar olarak dünyaya
gelir ve bu durum sürekli devam eden çıkar çatışmalarına neden olur. Ortaya
çıkan durumda ise insanlar sürekli mutsuzdur. Bu durumdan kurtulabilmenin
yolunu ise insanların haklarından vazgeçerek bir iktidar altında yönetilmesi
gerektiği ile açıklar. Böylece insanların üzerinde bir güç oluşacak ve kargaşa,
güvensizlik, savaş ve mutsuzluk durumlarının ortadan kalkacağını belirtir.
Devletin gerekliliğine inanır ve insanların tüm haklarından vazgeçerek bir
otorite altında yönetilmelerini, yani mutlak gücün gerekliliğini savunur.
Thomas Hobbes bu durumu 1651 yılında yazdığı “Leviathan” kitabında da
vurgulamaktadır. Kitabın kapağında bir elinde kılıç diğer elinde asa bulunan ve
başında taç olan bir figür bulunmaktadır. Aslında bu figürle bir anlamda
devletin vazgeçilmez iki özelliği olan güç ve otoriteyi sembolleştirmiştir.
Hobbes’ a göre devletin her türlü yasayı yapmaya ve güç kullanmaya hakkı
vardır. Prof. Dr. Guy Senese’in de belirttiği gibi Hobbes o dönemde krala
yakınlığı ile bilinmektedir. Latince ve Yunanca temel eserler ve demokrasi gibi
kitapların o dönemde üniversitelerde okutulması sonucunda öğrencilerin kendini
yönetenlere karşı çıkacağını düşünmektedir. O dönemin şartları düşünüldüğünde
özellikle İngiltere karışıklık içindedir. Thomas Hobbes, belki de o dönemin
sıkıntılarının güçlü bir otorite ile düzelebileceği düşüncesinden yola çıkarak
bu kadar katı bir görüşe sahiptir.
J.J. Rousseau’ya göre, insanlar “doğal yaşama” döneminde eşittirler ve bu
eşitlik ise insanlara doğa sayesinde sunulmaktaydı. Ancak “bir toprak
parçasının etrafı çitle çevrilince” yani başka bir deyişle mülkiyet anlayışı
ortaya çıkınca eşitsizliğin temelleri atılmaya başladı. Rousseau ise bu
eşitsizliğin ortadan kaldırılabilmesinin yolunu toplum sözleşmesiyle açıkladı.
Eşit ve adil toplumların oluşabilme yolunun toplumsal sözleşme ile
gerçekleşebileceğine inandı. İnsanların yasalarla eşit kalabileceğini savundu.
İnsanların iradelerin ve özgürlüğünün gerekliliğine inandı. Toplum sözleşmesi
ulus devlet olgusunun temellerini oluşturdu. Egemenlik anlayışı oluşmaya
başladı. Rousseau’nun görüşleri ise Prof.Dr.Guy Senese’in de belirttiği gibi
Fransız Devrimi’nin temellerini oluşturdu. Ülkemize bakıldığında ise
anayasalarda “mili egemenlik” anlayışı yer almaktadır. Prof.Dr. Guy. Senese’in
de belirtiği gibi Cumhuriyet’in ilanı ülkemizde bir devrime neden olmuştur ve
milli egemenlik anlayışı, halk iradesi, eşitlik vurgulanmaya başlanmıştır.
Hobbes’ın ve Rousseau’nun görüşleri
karşılaştırıldığında özellikle özgürlük açısından birbirine zıt olduğu
görülmektedir. Hobbes insanların bir otorite altında yönetilmesi gerektiğini
savunurken Rousseau ise insanların özgürlüğünü vurgulamaktadır. İnsanların en
önemli varlıklarının özgürlük ve eşitlik olduğunu belirtmektedir.
Prof.Dr.Guy.Senese’in de belirtiği gibi ülkemizde daha hümanistik bakış
açısının bulunduğu ve eğitim anlayışımızda da daha çok Rousseau’nun etkilerinin
görüldüğü söylenebilir.
Freire toplumsal yaşamın amacını dünyanın
insanileştirilmesi ile açıklar. Freire ezilenlerin, kaybettiği insanlık
mücadelesini başlatmasını savunur. Ancak bunu yaparken kendilerini ezenleri,
ezmemeleri gerektiğini belirtir. İnsanlığın özgürleşmesi gerektiğini düşünür.
Böylece ezen ve ezilen insan profilinin ortadan kalkacağını ve insanların özgürleşebileceğini
savunur. Ezilenlerin ezenlere itaat etmesi ve bu durumu kabullenerek
değiştirmeye çalışmamaları durumunu “sessizlik kültürü” olarak adlandırır. Bu
durum ona göre bireyin sürü haline gelmesi ile açıklanır. Freire bir anlamda
Rousseau’nun da belirtiği gibi insanların özgürleşmesi gerektiğini savunur. Bu
görüşleri Hobbes’ın görüşlerinden farklılık göstermektedir.
Prof. Dr. Guy Senese eğitimci olarak toplumsal
ideallerimizin özgür ve eleştirel düşünebilmek, yazabilmek, verimli insan olmak,
tolerans sahibi olmak, sosyal sorumluluk duygusu taşıyabilmek, laiklik ve
problem çözebilme becerilerine sahip olmak gerektiğini belirtmiştir. Bu konuda
benim düşüncelerim de benzerlik göstermektedir. Toplumlarda eğitimcilere ciddi
sorumluluklar düşmektedir. Kaliteli bir eğitim sonucunda toplumun ve bireyin
beklentileri arasında köprü kurulabileceği düşüncesindeyim. Eğitim sayesinde
toplumlarda eşitlik, adalet, özgürlük gibi kavramların oluşabileceği
düşüncesindeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder